<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444</id><updated>2011-11-27T16:04:06.071-08:00</updated><category term='Diş Sağlığı'/><category term='Cinsel Sağlık'/><category term='İlk Yardım'/><category term='Çocuk Sağlığı'/><category term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><category term='Güzellik Bilgileri'/><category term='Kalp sağlığı'/><category term='Göz Sağlığı'/><category term='Kanser'/><category term='Sigaranın Zararları'/><category term='Aile Planlanması'/><category term='Ayak Sağlığı'/><category term='Apseler Ve İltihaplar'/><category term='Akupunktur'/><title type='text'>cinsellik, cinsel hastalıklar, cinsel sağlık, Lida Cinsellik, Lida Biber Hapı</title><subtitle type='html'>Lida fx15 İnsan sağlığı için çalışıyoruz ...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>164</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5836433732499951166</id><published>2008-05-06T10:14:00.000-07:00</published><updated>2008-05-06T10:15:35.724-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Düzenli Yaşama Ve Uyku Düzeni</title><content type='html'>Sağlık ve zindelik için düzenli yaşam ve uyku da vazgeçilmez şartlardır. Uyku gereksinimi insan yaşamı boyunca süre açısından değişkendir. Yeni doğmuş bir bebek neredeyse günün tamamını uyuyarak geçirir. Aylar içinde uyku gereksinimi giderek azalır. Oyun çocukluğu döneminin özellikle ilk yıllarında öğlen uykuları pek çok çocuk için vazgeçilmezdir. Büyüme hormonu uykuda salgılandığından çocukların büyüme ve gelişmesinde düzenli ve yeterli uyku çok önemlidir. Yetişkinlik döneminde 7-8 saatlik uykunun yeterli olduğu kabul edilir. Yaşamın ilerleyen yıllarında yaşlılıkta gece uykuları dört saate kadar inebilir. Bunun yanında gün boyunca uyuklamalarla (şekerleme) gece uykusu telafi edilir. Bireyler arasında uyku gereksinimi ve ritmi farklılık gösterir. Bazı insanlar 4-6 saatlik uyku ile yetinirler kimileri ise 10-12 saat uyurlar. Bazıları erken yatıp erken kalktıklarında, bazılarıysa geç yatıp geç kalktıklarında kendilerini daha zinde hissederler. Uyku aynı zamanda ruh sağlığının bir göstergesidir. Streste ve pek çok psikiyatrik hastalıkta uyku ritmi ve süresi bozulur. Bunun yanında yeterli uyku uyunmadığında kişinin fiziksel ve ruhsal streslere dayanıklılığı azalır.&lt;br /&gt;Yeterli süre uyunduğu halde uykudan zinde kalkılmıyorsa, üzerinde yatılan yatak, kullanılan yastık, odanın ısısı, ortamda yeterli temiz hava olup olmadığı, ortamda bulunan ısıtıcıların, eşya ya da malzemelerin cila, boya, deterjan gibi kimyasallar yoluyla ortam havasını kirletip kirletmediği, uyku sırasında süre giden bir gürültü kaynağının olup olmadığı gibi etkenler gözden geçirilmelidir. Doğal olarak burun tıkanıklığı ve nefes almada zorlukla birlikte seyreden tüm hastalıklarda ve aşırı şişmanlıkta da uykunun kalitesi bozulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5836433732499951166?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5836433732499951166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5836433732499951166' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5836433732499951166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5836433732499951166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/dzenli-yaama-ve-uyku-dzeni.html' title='Düzenli Yaşama Ve Uyku Düzeni'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3560795986179001550</id><published>2008-05-06T10:13:00.000-07:00</published><updated>2008-05-06T10:14:05.943-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Sağlıklı Yaşam Tiyoları</title><content type='html'>Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir öğesidir. Sağlık genellikle kendiliğinden var olan bir durum olarak algılanır. Oysa sağlıklı olma uğrunda çaba gösterilmesi gerekir. Hatta bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Doğal olarak bu aşamada yapılması gerekenler, anne ve babalara düşmektedir. Olaya nesillerin sağlığı olarak bakıldığında, sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği görülür. Anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.  &lt;br /&gt;Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda  uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalardan oluşur. Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır. Bu kurallardan en önemli bazıları temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.  &lt;br /&gt;Çoğunlukla günlük çabalarda hedefin mutluluk olduğu varsayılır. Oysa altta yatan asıl neden güvenlik duygusudur.  Çünkü hayatta kalmayı sağlayan en ilkel dürtü korkudur ve güvenlik duygusu korkunun yatıştırılmasıyla ortaya çıkar. Kendimizi güvende hissedebilmemizin ilk koşulu ise bilmektir. Ancak bildiğimiz şeyi, bildiğimiz kadarı ile kontrol edebiliriz. İkinci basamaksa bilginin eyleme dökülmesidir. Bilgimizi davranışımıza yansıtamıyorsak bu bilgi bizim için huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye geçemez. Bir sonraki aşama ise paylaşarak çoğaltma, yandaş oluşturmadır. Bunun için bilgimize dayanan doğru bulduğumuz davranışı kurallaştırmaya çalışırız. Toplum içindeki pek çok kural bu yolla oluşmuştur. Zaman içinde altta yatan bilgi evrimleştikçe kurallar da değişecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3560795986179001550?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3560795986179001550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3560795986179001550' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3560795986179001550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3560795986179001550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/salkl-yaam-tiyolar.html' title='Sağlıklı Yaşam Tiyoları'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2888958775266868978</id><published>2008-05-06T10:12:00.000-07:00</published><updated>2008-05-06T10:13:21.938-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Saç Bakımı Ve Temizliği Püf Noktaları</title><content type='html'>Saçlar da baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. Saçların fırçalanması dökülen saçlar, kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Kurulama işlemi de yumuşak olmalıdır. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçların yıkanması için kullanılan sabunların ve şampuanların esasını kolay çözünebilir özellikteki yağ eritici bir madde oluşturur. Şampuanlara ayrıca koku, renk ve yoğunlaştırıcı maddeler eklenir. Bu ek maddeler saçlı deride tahrişe yol açabilirler. Piyasada bulunan şampuanlarda kullanılan bazı maddeler allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu nedenle şampuan seçiminde, niteliği bilinmeyen maddelerden kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;Saç diplerinde kepek varsa, sık sık çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni, insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüş açısından da önemlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2888958775266868978?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2888958775266868978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2888958775266868978' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2888958775266868978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2888958775266868978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/sa-bakm-ve-temizlii-pf-noktalar.html' title='Saç Bakımı Ve Temizliği Püf Noktaları'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7719485004083979565</id><published>2008-05-06T10:11:00.000-07:00</published><updated>2008-05-06T10:12:03.395-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diş Sağlığı'/><title type='text'>AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI</title><content type='html'>Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir.&lt;br /&gt;Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağızla aldığımız yiyecekler çiğnenip, tükürükle karıştırılarak yutulmaya ve sindirime hazır hale getirilirler. Ağız aynı zamanda konuşmaya yardım eder. Tat alma organı olan dilin; çiğneme, yutma, konuşma gibi çok önemli yan görevleri de bulunmaktadır. &lt;br /&gt;Dişlerin besinlerin parçalanması, öğütülmesi görevlerinin yanı sıra konuşmada ve görünümümüzde önemli etkileri vardır. Dişleri eksilmiş kişilerin bazı sesleri çıkarabilmeleri zorlaşır, çiğnemede ve/veya ısırmada da zorluk olur. Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri, daha sonra yerlerini  kalıcı dişlere bırakır.  &lt;br /&gt;Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve  kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir. &lt;br /&gt;Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir. &lt;br /&gt;1. Diş Çürümesi &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi, mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar, yani kabaca, şekerli gıdalardır. &lt;br /&gt;Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. &lt;br /&gt;Dişler iyi temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit, dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. &lt;br /&gt;Asitler dişin koruyucu tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. &lt;br /&gt;Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. &lt;br /&gt;Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. &lt;br /&gt;Diş sağlığı açısından sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar. Bu nedenle florla ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır. &lt;br /&gt;2. Diş Eti Hastalıkları&lt;br /&gt;Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. En içte ise diş özü vardır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Diş etleri, diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir. &lt;br /&gt;Diş çürüğü, diş eti hastalıkları, sinüzit, bademcik iltihabı, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal, sosyal ilişkileri de etkiler. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. &lt;br /&gt;3. Dişlerin Gelişim Bozuklukları &lt;br /&gt;Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Düzensiz dişler, alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar, kötü ağız kokusuna yol açarlar.&lt;br /&gt;Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. &lt;br /&gt;Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görünür. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir.&lt;br /&gt;Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotik vb. bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır. &lt;br /&gt;4. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. &lt;br /&gt;Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması, düzenli olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması, aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde mutlaka dişlerin fırçalanması, diş hekimi kontrollerine gidilmesi temel uygulamalardır. Diş eti hastalıklarının önlenmesinde de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. &lt;br /&gt;Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. &lt;br /&gt;Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı, fındık, ceviz vb. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar. &lt;br /&gt;5. Diş Fırçalama Tekniği &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Diş macunu ağza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Daha sonra fırça, bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. &lt;br /&gt;1.   Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız  boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. &lt;br /&gt;2.   Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak, diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. &lt;br /&gt;3.   Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. &lt;br /&gt;Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz.&lt;br /&gt;Diş fırçası kişiye ait bir araçtır, başkalarıyla paylaşılmaz. Diş fırçaları birkaç ayda bir, en geç altı ayda  değiştirilmelidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. &lt;br /&gt;6. Diş İpi Kullanımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş ipi, diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Çok küçük yaşlardan başlanarak uygun diş fırçalama ve diş ipi kullanma tekniklerinin öğrenilmesi gerekmektedir. &lt;br /&gt;Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. &lt;br /&gt;1.   Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer                ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır.&lt;br /&gt;2.   Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir.İp, dişler arasından geçirilir.                 Bu  hareket sırasında sert olunmamalıdır. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız           boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Bu sırada diş etinin               kesilmemesine   özen gösterilmelidir.&lt;br /&gt;3.   Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7719485004083979565?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7719485004083979565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7719485004083979565' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7719485004083979565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7719485004083979565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/aiz-ve-di-salii.html' title='AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7265644401945382307</id><published>2008-05-06T10:10:00.001-07:00</published><updated>2008-05-06T10:11:16.607-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sigaranın Zararları'/><title type='text'>SİGARA, ALKOL, MADDE KULLANIMININ ZARARLARI</title><content type='html'>Sigara, Alkol Ve Madde Kullanmanın Zararları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bağımlılık Nedir?&lt;br /&gt;Bağımlılık kişinin kullandığı madde üstünde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Bağımlılık bir kez geliştikten sonra, bir daha iyileşmez ve kişinin yaşamı boyunca onunla beraber gelir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;2. İradesiz Kişiler mi Bağımlı Olur?&lt;br /&gt;Herkes bağımlı olabilir. Madde kullanımı kişinin biyolojik yapısında zamanla değişikliklere yol açar ve ara sıra da olsa kullanan kişinin bundan kaçınması mümkün değildir. Madde kullanımının irade ile bir ilişkisi yoktur. Zaten kişiler “Ben kontrol edebilirim” düşüncesiyle başlar, daha sonra bağımlı hale gelir. Onlar da “Benim iradem güçlüdür” gibi bir yanlış inançla yola çıkmışlardır. Kişi maddeyi kontrol altında tuttuğunu, hiç dozu aşmadığını iddia etse de aslında bedeninde farkında olmadığı bir süreç devam etmektedir. Bu yüzden bireysel özellikler ile madde kullanımı arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmak yanlıştır. &lt;br /&gt;3. Ne Kadar Alkol İçmek Risklidir?&lt;br /&gt;Kullanılan alkol miktarını değerlendirmek için "standart içki" tanımını kullanıyoruz. Yarım duble rakı, cin, viski ya da bir kadeh şarap ya da bir bardak bira bir standart içkiye eşittir (şekle bakınız). " Bir standart içki"  Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımladığı miktar olan 10-15 gram alkol içeren miktardaki içkidir. Alkolün yan etkilerinin ortaya  çıkışı ve kandaki kabul edilebilir düzeyleri standart içki oranları baz alınarak hesaplanmaktadır. Yaşa, cinsiyete ve vücut ağırlığına göre haftalık ve günlük alkol tüketimi sınırları değişmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir Standart İçki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;4. Esrar, Bağımlılık Yapar mı?&lt;br /&gt;Esrar  hem bağımlılık yapıcı, hem de sigaraya oranla daha fazla kanser yapıcı madde içermektedir ve bireyin yaşam kalitesini düşürür.  Esrar, bedende yağ dokusunda biriktiğinden hafıza kaybına, öğrenme ve solunum bozukluklarına neden olabilmektedir.&lt;br /&gt;Esrar ile ilgili bilinmeyen gerçekler: &lt;br /&gt;Esrarı kendileri için bir sorun olmasına rağmen kullanmaya devam edenler  %97&lt;br /&gt;İş, okul ve diğer alanlarda kendileri için sorun yarattığını belirtenler  %85&lt;br /&gt;Önemli etkinliklerini esrar için bırakanlar  %66&lt;br /&gt;Bırakmak isteyen ancak bırakamayanlar  %35&lt;br /&gt;Çalışmaya alınan kişiler arasında bağımlılık oranı  %70&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; 5. Ecstasy Bağımlılık Yapar mı?&lt;br /&gt;Ecstasy’de bağımlılık yapar. Kişi bir süre sonra bu madde olmadan yaşamdan keyif alamaz hale gelir. Ayrıca bilinmeyen bir nedenden dolayı ölüme de neden olmaktadır. Ülkemizde satılan ecstasy’lerin içinde farklı kimyasallar olduğu saptanmıştır&lt;br /&gt; 6. Uyuşturucular Bazı Ülkelerde Serbest mi?  &lt;br /&gt;Sadece Hollanda’da esrar kullanımı serbest bırakılmıştır.  Ancak bunun nedeni esrarın zararsız olması değildir. Hollanda’da esrar kullanımı çok yaygın ve genellikle de diğer uyuşturucu maddelerle birlikte satılmaktaydı. Ülke politikası, bunun önüne geçmek ve kişilerin diğer uyuşturucu maddeleri kullanmalarını engellemek amacıyla böyle bir girişimde bulunmuştur.  &lt;br /&gt;7. Ara Sıra Kullanmak Zararlı mıdır? &lt;br /&gt;İnsanlar genelde ara sıra kullanarak başlarlar. İlerleyen dönemlerde  daha önceki yaşadıkları etkiyi elde etmek için her seferinde kullandıkları miktarı arttırmak durumunda kalırlar. Bu durum madde talebinin artması anlamına da gelir ki bu da bağımlılığa götüren yoldur.  Aralıklı da olsa uzun süre kullanım mutlaka bireyin ruhsal ve kimyasal yapısında değişikliklere yol açar.  &lt;br /&gt;8. Herkes Uyuşturucu Kullanıyor ve Onlara Bir Şey Olmuyor!  (mu?)&lt;br /&gt;Gerçekte yetişkinlerin ve gençliğin büyük bir çoğunluğu madde kullanmamaktadır. Böyle bir söylemi dile getirmenin amacı genellikle kişinin kendisine yandaş arama çabasından kaynaklanmaktadır. Uyuşturucu kullanan bir kişinin, maddenin kendisine ve çevresine verdiği zararları görmesi zaman alabilir. Maddelerin verdiği zararlar arasında okul başarısında düşme, aile ilişkilerinde kopukluk,  arkadaş çevresinin daralması, bedensel ve ruhsal değişiklikler, zamanla üretkenliğin azalması sayılabilir.  &lt;br /&gt;9. Arkadaşımın Uyuşturucu Kullanması Beni Etkiler mi? &lt;br /&gt;Eğer kişinin madde alan bir arkadaşı varsa bir süre sonra bundan etkilenmesi olasılığı büyüktür. “Nerden bileceksin yaşadıklarımı, sen hiç kullanmadın ki!” gibilerinden bilinçli ya da bilinçsiz sözlerle yardım etme isteği içindeki kişiyi kullanmaya itebilir. Bu durumu bir girdaba benzetebiliriz.  &lt;br /&gt;10. Uyuşturucu Sadece Kullanan Kişiye mi Zarar Verir? &lt;br /&gt;Uyuşturucu kullanımı tüm topluma zarar verir. Bulaşıcı bir şekilde yaygınlaşır. Kara para ve mafya uyuşturucudan beslenir. İnsanlar sömürülür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7265644401945382307?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7265644401945382307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7265644401945382307' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7265644401945382307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7265644401945382307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/sigara-alkol-madde-kullaniminin.html' title='SİGARA, ALKOL, MADDE KULLANIMININ ZARARLARI'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8429820690863481976</id><published>2008-05-06T09:58:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T20:21:18.878-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Beslenme alışkanlığı</title><content type='html'>Sağlıklı beslenmenin yararları saymakla bitmez. Sağlıklı beslenme, vücudun büyüme, gelişme ve günlük işlevlerinin sürekliliğinin sağlanması için gerekli olan besin öğelerinin yeterli miktarlarda alınmasıdır. Gıdalar içerdikleri besin öğelerinin benzerlikleri açısından dört gruba ayrılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCOtClFp-I/AAAAAAAAAGQ/3l44TzbVUiQ/s1600-h/milk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197310874423240674" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCOtClFp-I/AAAAAAAAAGQ/3l44TzbVUiQ/s320/milk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 1) Süt, yoğurt, peynir grubu: Süt ve sütlü gıdaların oluşturduğu bu gruptaki besinler protein, hayvansal yağlar, kalsiyum, fosfor, B2 , B12, A vitaminleri açısından zengindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCO5ClFp_I/AAAAAAAAAGY/CKF6OUxMQ64/s1600-h/et1.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197311080581670898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCO5ClFp_I/AAAAAAAAAGY/CKF6OUxMQ64/s320/et1.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 2) Et, yumurta ve kuru baklagiller grubu: Kırmızı et, tavuk, balık, yumurta, kuru fasulye, nohut, mercimek gibi gıdaların oluşturduğu bu gruptaki besinler başlıca protein kaynağıdır, ayrıca yağ, B vitaminleri, demir ve çinko da içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCPgClFqAI/AAAAAAAAAGg/O0kYDqxOtyc/s1600-h/salataas.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197311750596569090" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCPgClFqAI/AAAAAAAAAGg/O0kYDqxOtyc/s320/salataas.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Taze sebze ve meyve grubu: Bu gruptaki gıdalar vücut için kalsiyum, demir, magnezyum ve diğer bazı minerallerin, A, B, C, E, folik asit gibi vitaminlerin kaynağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCPyylFqBI/AAAAAAAAAGo/pfUkr_BCzJQ/s1600-h/tahil_gida.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197312072719116306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCPyylFqBI/AAAAAAAAAGo/pfUkr_BCzJQ/s320/tahil_gida.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 4) Tahıl grubu: İçerdikleri karbonhidratla başlıca enerji kaynağıdır, ayrıca B grubu vitaminleri içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleneksel Beslenme Tablosu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCQIClFqCI/AAAAAAAAAGw/070Q-qMFtiQ/s1600-h/beslenme_tablosu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197312437791336482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCQIClFqCI/AAAAAAAAAGw/070Q-qMFtiQ/s320/beslenme_tablosu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam boyu geçilen bebeklik, çocukluk, ergenlik, gebelik, emzirme, menapoz, iyileşme gibi dönemler ve yapılan işlere uygun olarak bu dört ana gruptan alınması gereken miktarlar değişebilir. Ancak az ve sık yemek, güne mutlaka kahvaltı ile başlamak, öğün atlamamak, abur cubur yememek, günde en az 4 - 6 bardak su içmek, kolalı içecekler, çay, kahve, kızartma, kavurmalar, aşırı yağlı, tuzlu ya da şekerli gıdalar ve açıkta satılan yiyeceklerden kaçınmak, yağ seçiminde doymamış yağları tercih etmek, yiyecekleri hazırlarken içlerindeki besin öğelerinin korunmasına dikkat etmek ve uygun koşullarda saklamak, çiğ yenen meyve ve sebzeleri bol ve temiz suyla  iyice yıkamak her yaş ve dönem için geçerli temel sağlıklı beslenme kurallarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde beslenme ile ilgili sorunların başında, modern yaşamda günlük enerji tüketiminin azalmasına rağmen rafine gıdalardan alınan enerjinin artması sonucunda oluşan şişmanlık gelmektedir. Şişmanlık şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları başta olmak üzere pek çok hastalık açısından risk oluşturur. Bu nedenle ideal kilonun korunması sağlık risklerini azaltmak açısından özellikle önem taşır. İdeal kilo beden kitle endeksi (BKİ) olarak adlandırılan bir formülle hesaplanır. Buna göre bireyin kilogram cinsinden tartısının metre cinsinden boyunun karesine bölünmesi ile bireyin vücut kitle endeksi hesaplanır (kg/m2). BKİ 20’nin altında zayıf, 20 - 24 arası normal, 25 - 29 arası hafif şişman, 30 - 40 arası şişman ve 40’ın üzerinde ise çok şişman olarak kabul edilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıdalarla ilgili bir diğer tehlikeli durum ise bazı hazır gıdaların içerdiği katkı maddeleridir. Bu katkı maddeleri çoğunlukla gıdaların görüntüsünü, kokusunu daha çekici hale getirmek, dayanıklılığını, kıvamını ve lezzetini artırmak üzere kullanılan kimyasal maddelerdir ve bunların bir bölümünün kanser yapıcı etkisinin olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle tüketilen gıdaların bu tür maddeler içermemesine dikkat edilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıdaların temini sırasında da dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Alınanların mutlaka taze olmasına dikkat edilmelidir. Ambalajlı gıdalarda paket üzerinde yer alan son kullanma tarihlerine dikkat edilmeli, zedelenmiş ambalajlarda ya da kötü saklama koşullarında bekletilmiş mallar kesinlikle alınmamalıdır. Konserveler paslanmamış ve özellikle dışa doğru bombeleşmemiş olmalıdır. Sıcaktan etkilenecek gıdalar alışverişten eve getirilirken ya buz çantaları kullanılmalı ve/veya en kısa yoldan ulaştırılmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8429820690863481976?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8429820690863481976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8429820690863481976' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8429820690863481976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8429820690863481976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/beslenme-alkanl.html' title='Beslenme alışkanlığı'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tdAyMVCAIuc/SCCOtClFp-I/AAAAAAAAAGQ/3l44TzbVUiQ/s72-c/milk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2028541607974795590</id><published>2008-05-06T09:54:00.001-07:00</published><updated>2008-05-06T09:55:55.946-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Bypass nedir ?</title><content type='html'>BYPASS CERRAHİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Coronary artery bypass surgery” (bypass) nedir? &lt;br /&gt;Koroner arter bypass cerrahisi bir tür kalp cerrahisi yöntemidir. Çoğu zaman kalp cerrahları arasında CABG yada “cabbage”- (lahana: ingilizceden türkçeye çevirisi) adı ile kullanılmaktadır. Bu cerrahi kanın tıkalı damarın ilerisine yeniden yönlendirilmesi ya da bypass edilmesidir, bu sayede kalp adalesi için gerekli kan ve içindeki gerekli elementler olan oksijen ve besin maddeleri bu bölgeye ulaştırılmış olur. Bu atardamarla. genellikle zaman içerisinde gelişmiş olan yağ, kolesterol ve diğer maddelerle oluşmuş olan pıhtı tıkacı ile tıkanmışlardır. Bu damarları daralması damar sertliği (ateroskleroz) adını alır. Zamanla kalp kan damarları boyunca olan akımı yavaşlatır ve durdurur, böylece kalp krizi olur.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bypass nasıl yapılır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bypas cerrahisi esnasında biz cerrahlar kalbe takılacak damarı vücudun başka bir yerinden alırız ve bu parça damarı kullanarak kalbin üzerindeki koroner arter ile kalpten çıkan ana atardamar aorta arasına bir köprü kurarız.&lt;br /&gt;• Göğüs iç yüzünden alınan bir damarın açık ucu tıkalı olan koroner damarın tıkanıklığının ilerisine anostomoze edilir. &lt;br /&gt;• Bacaktan alınan küçük safen veni denen ven bir ucu koroner damar üzerine diğer ucu ise aorta üzerine anostomoze edilir. &lt;br /&gt;• Her iki yöntemde de kan kalp adalesine ulaşır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kalp akciğer makinesi ile kalp akciğer bypası yötemi neredeyse tüm kalp ameliyatlarında kullanılır. Bu da kalp ameliyatının cerrahlar, anestezist, cerrahi hemşire, uzman bir pompa operatöründen oluşan bir ekiple mümkün olması demektir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bypass ameliyatından sonra ne olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bypass ameliyatından sonra hastalara daha az yağ ve kollesterol tüketmeleri önerilir. Ayrıca yürüyüş yapmaları ya da başka fizik aktivitelerde bulunmaları önerilir. Doktorlar ayrıca ev içi aktivitelerinin artırılmasını, hafif gezintileri, arkadaş ziyaretlerini merdiven çıkmayı da önereceklerdir. Hedef hastanın aktif hayat tarzına dönüşünü ve normal yaşam tarzına dönüşü sağlamaya çalışmaktır. &lt;br /&gt;Ofis işleri yapan ve fizik aktiviteden zayıf iş yapan birçok insane işine 4- 6 hafta içinde işine dönebilir. Fizik aktiviteye dayalı işler yapan insanların işlerine dönüşü biraz daha uzun sürebilir. Veya bazı durumlarda işlerini değiştirmeleri ve başka bir iş bulmaları önerilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2028541607974795590?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2028541607974795590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2028541607974795590' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2028541607974795590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2028541607974795590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/bypass-nedir-nasl-olur.html' title='Bypass nedir ?'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3978147616733300801</id><published>2008-05-06T09:52:00.002-07:00</published><updated>2008-05-06T09:53:56.488-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kalp Krizi Nasıl Olur</title><content type='html'>Bilindiği gibi kalp insan yaşamı boyunca hiç durmaksızın çalışan ve yaşamı idame ettirmek için gerekli oksijeni ve diğer yağı elemanlarını vücuda dağıtan bir pompadır. Kalp durması bilindiği gibi tüm organlarda yaşamsal fonksiyonların geri dönüşsüz olarak durmasına yol açabilir ve ölümle sonuçlanabilir. Kalbin de tüm organlar gibi kana ihtiyacı vardır. İşte bu kanı kendi kendisine koroner damar ağı adı verilen bir damar sistemi ile pompalar. Ani olarak koroner damarlarda tıkanma ile gelişen kalp kasındaki oksijensiz kalma sonucu doku ölümüdür. Bu durum geri dönşsüz olarak gerçekleşir. Ancak bu duruma erken müdahale edilmesi olaytın sonuçlarının daha az olumsuz olmasına ve yaşamın kurtarılmasına yol açtığı için tüm dünyada sağlık harcamalarının %50sinden fazları bu durum için yapılmaktadır.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kalp krizi çeşitli evrelerle oluşur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evre 1: En tehlikeli evredir. İlk 48 saati içerir. Özellikle trombolitik tedavi uygulananlarda ilk 24 saatlik erken hasar evresini kapsar.&lt;br /&gt;Evre 2: Nebdeleşme (skatrizasyon) evresi. Yaklaşık 4-8 hafta sürer.&lt;br /&gt;Evre 3: Rehabilitasyon evresi.&lt;br /&gt;Evre 4: Sekonder profilaksi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplikasyonlar genellikle 1. evrede oluşur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken sorunlar&lt;br /&gt;- Aritmiler:&lt;br /&gt;Ventriküler aritmiler (polimofik ventriküler ekstrasistoller, coupletler, R on T fenomeni, ventriküler taşikardi ve fibrilasyon) en sık infarktüsün ilk 4 saatinde görülürler. Ventrikül fibrilasyonu olan olguların derhal defibrile edilmeleri halinde prognostik bir kötüleşme olmaz. Ancak hastane öncesi ölümlerin ve ilk 4 saat içindeki ani ölümlerin başta gelen sebebi ventrikül fibrilasyonudur.&lt;br /&gt;Atriyal aritmiler (atriyal fibrilasyon, flatter, SVT) akut Mİ seyrinde hastaların %10-20'sinde görülür. Önduvar miyokart infarktüsünde, kalp yetmezliği gelişenlerde, atriyal infarktüsü veya perikardiyal effüzyonu olanlarda daha sık ortaya çıkar. Ayrıca ileri yaş, KOAH, elektrolit imbalansı, Ca-Mg eksiklikleri, hipoksi gibi faktörlerde atriyal fibrilasyon riskini arttırır. Hastalarda atriyal fibrilasyon gelişimi prognostik yönden olumsuz bir bulgudur.&lt;br /&gt;Bradiaritmiler: (Sinüs bradikardileri, A-V bloklar) Hastaların %6-14'ünde A-V tam blok görülür. Özellikle anterior miyokart infarktüslülerde A-V blok görülmesi prognozun kötü olduğunu gösterir. Hastane içi mortalite bunlarda yüksektir.&lt;br /&gt;-Kalp yetmezliği (Sol kalp yetmezliği): Akciğer stazı ve ödemi, kardiyojenik şok (Kardiyojenik şokun mortalitesi %80-85'dir). Akut Mİ'de ventriküler fibrilasyondan sonra ikinci sıklıkta görülen ölüm nedeni kalp yetmezliği ve kardiyolojik şoktur.&lt;br /&gt;-Kalp yırtılması ve tamponad gelişimi&lt;br /&gt;- Akut olarak ventriküler septumun delinlesi (Yeni üfürüm!+EKO)&lt;br /&gt;- Papiller adele rüptürü/akut mitral yetmezliği (Yeni üfürüm! + EKO)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Geç komplikasyonlar &lt;br /&gt;- Ventrikül anevrizmaları (kalbin incelerek balonlaşması): Bunların başlıca tehlikeleri; (yaşamsal organlara damarlar yolu ile pıhtı atması)emboli, kalp yetmezliği, aritmi, rüptür ve tamponata yol açmaktır. &lt;br /&gt;- Arteryel ve akciğer embolileri&lt;br /&gt;- Perikarditis epistenotica (Erken post Mİ perikarditilk birkaç gün içinde görülür. Antikoagülasyon mutlaka kesilmelidir. Hemoperikardiyum tehlikesi!)&lt;br /&gt;- Post miyokardiyal infarktüs sendromu (Dressler sendromu): Sıklıkla 1.hafta ile 3. ay arasında hastaların yaklaşık olarak %3'ünde ortaya çıkar. Ateş + lökositoz + ESR (eritrosit sedimentasyon hızı) yükselmesi ile birlikte geç perikaridit/ pleurit tablosu izlenir. Otoimmün bir reaksiyondur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Diğer Komplikasyonlar &lt;br /&gt;- Aritmiler&lt;br /&gt;- Kalp yetmezliği&lt;br /&gt;- Persistan angina&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Miyokart infarktüsünün ayırıcı tanısı:  &lt;br /&gt;- Angina pectoris: Dakikalar içinde geçer, nitratlara cevap verir.&lt;br /&gt;- Özellikle inferor Mİ'larda ağrı infradifragmatik olabildiği için akut batınla karışabilir. (Safra koliği, akut karaciğer konjesyonu, ülser perforasyonu, akut pankreatit gibi hastalıklar düşünülebilir)&lt;br /&gt;- Aort disseksiyonu: Toraksta gezinen keskin ağrı + iki kol arasında farklı kan basıncı + aort yetmezliğine bağlı diastolik üfürüm + röntgende çift aortik kenar (double kontur) + transösofagiyal ekokardiyografiyle tanı konur. &lt;br /&gt;- Akciğer embolisi: Plevral ağrı (sıklıkla infradiafragmatik yayılımlı) + dispne + takipne + taşikardi + kollapsa ait bulgular ve hastaların %10-20'sinde senkop veya şok tablosu + EKG (sağ ventrikül dilatasyonuna bağlı olarak; S1-Q3 veya S1-S2-S3, clockwise rotasyon, inkomplet sağ dal bloğu, V5-6 ya dek derin S dalgaları, III'te ST elevasyonu ile birlikte terminal T negatifleşmesi -arkaduvar Mİ'la karışabilen-, V1-2-3'te T negatifliği, P pulmonale gibi EKG bulgularının olması) + EKO + sağ kalp kateterizasyonu ile tanısı konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Teşhis &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖĞÜS AĞRISI+EKG +serum MARKERLARI ile tanı konur&lt;br /&gt;-Anamnez &lt;br /&gt;Ağrının şekli ve başlama şekli ve zamanı, beslenme ile ilişkisinin olup olmaması, ilaç almakla geçip geçmemesi&lt;br /&gt;-Klinik&lt;br /&gt;Ağrının seyri, yeri yayılımı&lt;br /&gt;-EKG &lt;br /&gt;-Troponin T/I, enzim &lt;br /&gt;-EKO &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;TEDAVİ  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavideki amaç kalpteki hasarın yani iskemik nekrozun önlenmesi, durdurulması veya geç gelen hastalarda hayatın uzatılması ve komplikasyonların zamanında tedavi edilmesidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3978147616733300801?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3978147616733300801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3978147616733300801' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3978147616733300801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3978147616733300801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/kalp-krizi-nasl-olur.html' title='Kalp Krizi Nasıl Olur'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7403630939455720025</id><published>2008-05-06T09:52:00.001-07:00</published><updated>2008-05-06T09:52:33.402-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sağlık'/><title type='text'>Cinsel yaşamı neler yok eder ?</title><content type='html'>Bu sorunlara katkıda bulunan faktörler arasında çok fazla alkol; bazı ilaçlar ve kontrol altında olmayan tıbbi sorunlar; yorgunluk ve iyileşme stresi, korku, evlilik çatışmaları, önceki cinsel sorunlar, ailevi, hukuki ya da mali sorunlar veya depresyon ya da diğer stresler geliyor. Kadınların cinsel yaşamını keyifsiz kılan sorunların başında ağrılı cinsel ilişki geliyor. Ağrılı cinsel ilişki yani “disparoni” organik ve yüzeysel nedenlerden oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÜZEYSEL NEDENLER&lt;br /&gt;Vajina girişindeki ve içindeki iltihaplar, vajinanın kayganlığını sağlayan bezlerin iltihabı ciddi ağrılara yol açıyor ve cinsel ilişkiyle bu ağrı artıyor. Travmatik faktörler, düşmeye bağlı tahriş cinsel ilişkide ağrıya neden oluyor. Kadınlarda vaginal sıvı yeterli olmayabilir ve bu ilişkiyi ağrılı hale getirebilir. Bazı kadınlar cinsel olarak uyarılmayabilirler (frijidite).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DERİN DİSPARONİ&lt;br /&gt;Alt karın bölgesinde rahmi ve rahmin arka boşluğunu ve tüpleri etkileyen hastalıklar nedeniyle ortaya çıkabilir. Enfeksiyonlar, daha önce karın içinde geçirilen ameliyatlara bağlı karın içi yarıklar da ağrı nedenidir. Yumurtalıklardaki kistler, rahimdeki saplı miyomlar, karın zarı altındaki miyomlar da derin ağrıya neden olur. Cinsel ilişkinin başlangıcında ağrı olmasa bile ilişkinin ritmine bağlı olarak ağrı artar. Rahim boynundaki ve vajinaya doğru uzanan miyomlar ise cinsel ilişki sırasında kanamaya yol açar. Rahim boynundaki kanserlerde de cinsel ilişkide kanama meydana gelir. Bu yüzden ağrılı cinsel ilişki doktora başvurulması için çok önemli faktördür. Nedeninin kesinlikle belirlenmesi gereklidir. Historektomi, apandist ameliyatları ağrılı cinsel ilişkiye neden olmazlar. Ancak ameliyatın kalitesiyle ilgili bir sorun söz konusuysa, ameliyattan sonra yara izi kalmışsa cinsel ilişkide ağrı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BULAŞICI HASTALIKLAR&lt;br /&gt;Genital herpes, bel soğukluğu, AIDS… Bu hastalıkların tedavi edilmediği takdirde kısırlıktan iç organ iltihabına, erken doğumdan anne karnındaki bebeğin ölümüne kadar pek çok ciddi sorun doğuruyor. Üstelik bazıları sadece cinsel ilişkiyle değil, yakın beden teması, öpüşmeyle bile geçebiliyor. Kimi hastalıklar ağrı, akıntı, idrar yaparken yanma gibi belirtiler verirken, kimileri ise sinsi sinsi ilerliyor. Bu hastalıkların fiziksel şikayetleri cinsel yaşamı da keyifsiz hatta imkansız kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLAÇLAR YOL AÇABİLİR&lt;br /&gt;Erkek cinselliğini etkileyen nedenlerin başında fiziksel olanlar geliyor. Özellikle belli bir yaştan sonra kalp sorunları için kullanılan birçok ilaç cinsel isteği ve performansı etkiliyor. Bu ilaçlar arasında: Hipertansiyon ilaçları; idrar söktürücü ilaçlar; Trankilizanlar; antidepressanlar ve göğüs ağrısı ya da düzensiz kalp atışı için kullanılan bazı ilaçlar. Bu tür ilaçlar cinsel dürtüyü ve normal cinsel fonksiyonu etkileyebiliyor. Erkeklerin cinsel yaşamını keyifsiz kılan sorunlar arasında ereksiyon olamama ya da ereksiyonu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEYiFSiZ iLiŞKiDE PSiKOLOJiK FAKTÖRLER&lt;br /&gt;- Psikolojik faktörler cinsel ilişkiye yönelik ilgi ve kapasitenin azalmasında önemli rol oynuyor:&lt;br /&gt;- Depresif, üzgün ruh hali,&lt;br /&gt;- Uyumada güçlük çekmek ya da çok uyumak,&lt;br /&gt;- Normalden daha çok ya da az yemek yemek,&lt;br /&gt;- Aşırı kilo ya da aşırı zayıflık,&lt;br /&gt;- Uzmanlar özellikle işte yaşanan stresin altını çiziyor ile stres ve yorgunluğun faturası cinsel isteksizlik olarak çıkar uyarısında bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikteliği canlandırmanın yolları&lt;br /&gt;- Yapılan araştırmalara göre cinsel gereksinimlerini ve kaygılarını tartışan çiftler sorunlarıyla daha iyi baş ediyor.&lt;br /&gt;Iyi iletişim daha iyi cinsel ilişkiye yol açıyor.&lt;br /&gt;- Kaygı ve korkunuzu ya birbirinizle ya da doktorunuzla konuşun.&lt;br /&gt;- Rahatsız edilmeyeceğiniz, tanıdığınız, huzurlu bir yer seçin.&lt;br /&gt;- Yiyeceklerinize dikkat edin, cinsel iştahı artıracak meyve, sebze yiyin. Protein ağırlıklı beslenin. Afrodizyakları yeterince tüketin.&lt;br /&gt;- Yemekten sonra cinsel ilişkiye girmeyin. Uzmanlar 1- 3 saat beklemek gerektiğini belirtiyor. Böylece gıdaların sindirilmesine izin verin. Diğer fiziksel aktiviteler gibi gıdaların sindirilmesi daha fazla kan gerektirir. Gıdaları sindirmek için çok kan kullandığınızda kalbiniz kan gerektiren diğer etkinlikler için daha fazla çalışmak zorunda kalır. l&lt;br /&gt;- Egzersiz kendinizi daha iyi ve daha güvenli hissetmeniz için mükemmel bir yol. En az haftada 3 gün egzersiz yapmaya çalışın. l Dinlenmiş ve stressiz olduğunuz bir zamanı seçin. l&lt;br /&gt;- Cinsel ilişki için en iyi zaman dinlendirici bir gece uykusundan sonra sabah erken ya da kısa bir gündüz uykusu sonrasıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7403630939455720025?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7403630939455720025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7403630939455720025' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7403630939455720025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7403630939455720025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/05/cinsel-yaam-neler-yok-eder.html' title='Cinsel yaşamı neler yok eder ?'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5179649100429755423</id><published>2008-04-20T07:39:00.001-07:00</published><updated>2008-04-20T07:39:19.670-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanser Neden Meydana Gelir?</title><content type='html'>Kanser bir değil.Birçok sebebi olan bir hastalıktır.Bazı kanserlerin;örneğin petrol ürünleri elleri muhafazasız çalışan işçilerin ellerindeki deride gelişen deri kanserinin nedeni gayet iyi bilinmektedir.Başka kanserlerin,yine tütün gibi kronik tahriş maddelerinden ileri geldiği zannedilmektedir.Bazı kanserlerin de,doğuşta mevcut olan ilkel hücrelerden geliştiği tahmin edilmektedir.Bunlar,sonraki yıllarda birbirine,uyarım ve tahrikle azıtırlar.Günümüzde birçok araştırmacı,birçok kanser türünün virüslerle ilgili olduğuna inanmaya başlamışlardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5179649100429755423?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5179649100429755423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5179649100429755423' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5179649100429755423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5179649100429755423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanser-neden-meydana-gelir.html' title='Kanser Neden Meydana Gelir?'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6753098651094000066</id><published>2008-04-20T07:38:00.004-07:00</published><updated>2008-04-20T07:39:02.060-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanser Nasıl Yayılır?</title><content type='html'>Üç önemli yayılma yolu vardır.&lt;br /&gt;a)Direkt şekilde büyüyerek etraftaki yapılara uzanır.&lt;br /&gt;b)Lenf kanalları yoluyla uzakta bulunan organlara yayılır.&lt;br /&gt;c)Kan akımı yoluyla uzakta bulunan organlara yayılır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6753098651094000066?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6753098651094000066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6753098651094000066' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6753098651094000066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6753098651094000066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanser-nasl-yaylr.html' title='Kanser Nasıl Yayılır?'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8091126950141355874</id><published>2008-04-20T07:38:00.003-07:00</published><updated>2008-04-20T07:38:39.705-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanseri Önlemenin Çareleri Var Mıdır?</title><content type='html'>En iyi metot yılda bir veya iki defa genel sağlık kontrolü yaptırılmasıdır.Bu muayeneler arasında meydana gelebilecek olağandışı herhangi bir belirti için de,vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun.Vücudun herhangi bir açıklığından beklenmedik bir kanamanın olması muhakkak surette bir kanser belirtisi değilse bile,doktora görünmeyi gerektirir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8091126950141355874?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8091126950141355874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8091126950141355874' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8091126950141355874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8091126950141355874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanseri-nlemenin-areleri-var-mdr.html' title='Kanseri Önlemenin Çareleri Var Mıdır?'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-4500270346053599544</id><published>2008-04-20T07:38:00.001-07:00</published><updated>2008-04-20T07:38:17.303-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanser Hakkında Genel Bilgiler</title><content type='html'>Her üç kişiden en az biri kan­ser hastalığına yakalanır. İn­giltere’de halen yaklaşık iki milyon kişi kanser tedavisi görmüş­tür ve bu 25 kişide birden fazladır. Bu kişilerin çoğu uzun süre yaşamış­tır. Kanser konusundaki tutumlar değişiyor ve çoğu insan için kanser konusu artık eskisi gibi tabu olmak­tan çıkıyor. Günümüzde kanser has­talan, tıpkı diğer hastalıklarda oldu­ğu gibi, kendilerine konulan tanı hakkında daha kolay konuşabiliyor. Duygularını paylaşabilmeleri, aile ve arkadaşlarının hastaya destek ver­mesini kolaylaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunuzun bildiği gibi, tıp ala­nında yaşanan gelişmeler kanserli kişilerin konuya bakışı üzerinde bü­yük etki yapmıştır. Her zaman iyi so­nuçlar alınmasa da, yeni binyılın başlangıcında, eskiden beri çok da­ha az korkulan diğer pek çok hasta­lıkla karşılaştırıldığında, birçok kan­serli hasta için gelecek daha umut vericidir. Tam olarak ne tür yanlışlık­ların hücrelerin kanserleşmesine yol açtığı konusunda hızla daha fazla bilgi ediniyoruz ve yeni buluşlar he­yecan veren yeni tedavilerin gelişti­rilmesini sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirminci yüzyılda kanser giderek daha yaygın hale gelmiştir. Bunun nedenlerinden biri yaşlı nüfusun art­ması ve kanserin daha çok yaşlı kim­seleri etkilemesidir. Bir diğer önem­li neden de sigaradır. Ne var ki, kan­serin yaygınlaşmasına karşın, aynı zamanda tamamen iyileşme şansı da sürekli olarak artmaktadır. Henüz tamamen iyileşme şansına sahip ol­mayanlar da daha uzun yaşamakta ve yaşam kaliteleri yükselmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olumlu gelişmelerin nedenle­ri arasında erken tanı, daha etkili te­davi olanakları, daha başarılı destek­leyici tedaviler ve daha başarılı sağ­lık örgütlenmesi bulunmaktadır. Kanserli tüm hastalar artık var olan en iyi tedaviden yararlanma ve çeşitli kuruluşlardan destek görmeyi bekleyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer gelişme de hastaların artık kanser ve tedavi seçenekleri konusunda daha bilgili olmalarıdır. Hastalar çeşitli yollardan giderek da­ha çok bilgilendirilmekte, çeşitli kaynaklardan doğru ve yazılı bilgiler elde edilebilmektedir (bk. s. 90, Ya­rarlı adresler). Pek çok hastanede hastalara bilgi verilmesi artık günde­lik bir uygulamadır. Hastalar inter­nette gezinmektedir. Haklı olarak, hastalar, artık kendi sağlıklarıyla ilgi­li karar vermede pasif bir ortak ol­maktan daha az hoşnuttur. Ayrıca, hem yerel hem de ulusal düzeyde, hastaların ve tıp mensubu olmayan diğer kişilerin kanserle ilgili sağlık hizmetlerinin planlanması ve sunul­ması sürecine aktif olarak katılmala­rını sağlayacak olanaklar hızla art­maktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitapta kanserin nedenleri ya da belli kanser türlerinin ayrıntıları üzerinde durulmayacaktır. Kanserler ve tedavileri konusunda daha yay­gın kanser türleri üzerinde yoğunla-şılarak söz edilecektir. “Yararlı adresler” başlığını taşıyan bölümde (bk. s. 90) listelenen diğer kaynak­lardan çok daha özgül bilgiler alına­bilir. Ayrıca en önemli bilgi kaynağı­nız kendi doktorunuz, hemşireniz ve diğer sağlık çalışanlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu küçük kitapçığın temel amacı, kanserin özellikleri konusunda bili­nenlere, kanserli hastalar için neler yapılabileceğine ve genel olarak uy­gulanan tedavi ve bakım hizmetleri­ne yönelik kısa bir bilgi vermektir. Kanserle ilgili her şeyi inceleyen bilim dalına onkoloji adı verildiğini belirt­mekte yarar vardır; “onkos” sözcüğü Yunanca’da kütle anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen bölümlerde, önceki bö­lümlerde yer alan bazı kavram ve te­rimleri artık bildiğiniz varsayılacaktır. Bu nedenle kitabın büyük bölümü sizin durumunuza uygunluk göster­mese de, bir başlangıç olarak kitabın en azından ilk üç bölümünü okuma­nız çok yararlı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap kanserli hastalar, ailele­ri, arkadaşları ve konuyla ilgilenen diğer kişiler için yazılmıştır. Amacı­mız kolaylıkla anlaşılan yararlı bilgi­ler sunarak yardımcı olmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-4500270346053599544?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/4500270346053599544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=4500270346053599544' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4500270346053599544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4500270346053599544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanser-hakknda-genel-bilgiler.html' title='Kanser Hakkında Genel Bilgiler'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7308933540950344250</id><published>2008-04-20T07:37:00.003-07:00</published><updated>2008-04-20T07:37:56.734-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanser Nedir ?</title><content type='html'>Kanser tek bir hastalık değil­dir, pek çok değişik kanser türü vardır. Bazı kanserler yıl­lar boyunca hemen hiç değişmeden kalabilir ve yaşam beklentisi üzerin­de etkisi olmaz. Buna karşın, tanı konulduktan kısa süre sonra ölüme yol açan bazı ender kanser türleri de vardır. Nasıl enfeksiyon terimi basit soğuk algınlığından çıbana, sıtma­dan tüberküloza kadar tüm hastalık­ları içeriyorsa, kötü huylu (malign, habis) hastalık terimi de hem hasta­lığın davranışı hem de şiddeti açı­sından aynı ölçüde çeşitlilik gösterir; ancak tabii ki kanser bulaşıcı değil­dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrol Kaybı&lt;br /&gt;İnsan vücudunda bir kesmeşeker büyüklüğündeki bir kütlede yaklaşık bin milyon hücre yer alır. Hücreler vücudumuzun ancak mikroskopla görülebilen küçük yapıtaşlarıdır. İn­san vücudundaki milyarlarca hücre­nin mükemmel bir uyum içinde işlevlerini yerine getirmeleri ve her hücrenin doğru yerde, amacına uy­gun şekilde davranması gerçekten de son derece şaşırtıcıdır. Hücrele­rin çoğunun yaşam süreleri sınırlıdır: yaşlılık ya da eskime ve aşınma gibi nedenlerden ötürü yitirilen hücrele­rin yerine her gün milyonlarca yeni­si üretilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var olan hücrelerin “mitoz” adı verilen bir süreç sonucunda ikiye bölünmesiyle yeni hücreler üretilir. Erişkinlerde ölen ve bölünen hücre­lerin sayısı arasında normal olarak mükemmel bir denge vardır; çocuk­lar büyümekte olduklarından, du­rumları daha farklıdır. Normal olarak yitirilen hücrelerin yerine aynı sayıda hücre üretilir. Bu dengeyi kontrol eden mekanizmalar son derece kar­maşıktır. Kontrolün yitirilmesi hücre­lerin sayısında fazlalaşmaya ve tü­mör oluşumuna yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, tümörlerin ancak kü­çük bir bölümünün kanserli oldukla­rı da unutulmamalıdır. Tümörlerin çoğu normal ya da normale oldukça yakın, yerel hücre birikimleridir ve iyi huyludur (benign, selim). Siğiller bunun için iyi bir örnektir.&lt;br /&gt;Kanser gelişiminde hücrelerin hem niteliği değişir, hem de sayısı artar.- kanserli hücrelerin görünüm ve davranışları da farklıdır. Daha sal­dırgan ve yıkıcı davranırlar ve nor­mal hücrelerden bağımsız hareket ederler. Çevre dokulara girip onları ele geçirme becerisi kazanırlar. Kimi durumlarda hücreler lenf ve kan da­marlarına da geçerek, ortaya çıktık­ları “birincil” (ilk) bölgeden başka bölgelere atlarlar. Bu hücreler za­manla lenf bezlerinde ve akciğer, karaciğer ve kemik gibi diğer organlarda “metastaz” adı verilen ikincil kütlelerin oluşmasına yol açabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genler&lt;br /&gt;Tüm hücrelerin davranışları merkezi kontrol birimleri olan çekirdekteki (nükleus) genler tarafından kontrol edilir. Her hücre çekirdeğinde yakla­şık 40,000 gen vardır. Genler “DNA” adındaki karmaşık bir kimyasal mo­lekülde kodlanmış olarak bulunan çok küçük, son derece yoğunlaştırıl­mış bilgi ve talimat depocuklarıdır. Çok sayıda gen bir araya gelerek an­cak mikroskopta görülebilen kısa şe­rit parçacıklarına benzeyen sarmallar oluşturur. Bunlar, birbirine eşler ha­linde bağlanan kromozomlardır; toplam 23 çift kromozom vardır.&lt;br /&gt;İnsanlar ana rahminde tek bir hücreden gelişir. Bu ilk hücre, anne­nin yumurtalıklarından (överler) bi­rinde üretilen bir yumurtanın (ovu-mun), babanın testislerinden birinde üretilen bir sperm tarafından döllen­mesiyle oluşur. Hücre iki kardeş hücre oluşturacak şekilde bölünür; ardından bu hücreler de bölünerek toplam dört hücre oluşur. Birbirini izleyen bölünmeler sonucunda hızlı bir büyüme olur. Mitoz sırasında tüm genetik bilgi kopyalanır ve böy­lelikle gelişmekte olan mikroskobik organizmada (ya da embriyo) bulunan tüm hücreler kendi genetik materyeline sahip olur. Embriyonun gelişip önce “fetüs”ü ve sonuçta da yenidoğan bir bebeği oluşturması süreci boyunca aynı işlemler devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hücrede bulunan genetik bil­giler, bu hücreden gelişecek olan in­sanın tüm fiziksel özelliklerini belir­ler. Ancak vücuttaki oluşum tamam­landıktan sonra, belirli bir hücredeki bu genetik bilgilerin çoğu artık gereksizleşir. Hücrenin tüm gereksin­diği yalnızca kendi özel işlevlerini yerine getirmekte kullanacağı bilgi­lerdir. Diğer işlevlerle ilgili talimatlar gereksizdir. Belli hücrelerde etkin durumda bulunan önemli bilgiler hücrelerin kendi davranış ve özellik­lerinin yanı sıra, bu hücrelerin oluş­turduğu dokunun özelliklerini de yönetir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser genleri&lt;br /&gt;Normal hücrelerde bulunan ve “on-kogen” adı verilen özel genler var­dır; onkogenler ya uyur haldedir (hareketsiz) ya da hücrenin davranış ve bölünmesinde bir rol oynarlar. Örneğin tütün dumanı, mor-ötesi ışık ya da bazı virüslere bağlı DNA hasarı bu genlerde anormalliklere ya da “mutasyonlara” neden olarak, genin aktivitesinde artış ve anormal­likle sonuçlanır. Bu da hücrenin anti-sosyal bir tarzda davranmasına ve habisleşmesine (kanserleşmesine) yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onkogenler yanında her hücrede ‘tümör baskılayıcı genler’ vardır ve bunların normal görevi bölünmeyi sınırlandırmaktır. Birçok kansere yol açan, tömür baskılayıcı bir genin ak-tivitesini azaltan hasardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genler yalnızca habis oluşumla­rın gelişmesinde değil, kanserin da­ha sonraki davranışı ve tedaviye ya­nıtı üzerinde de kritik bir rol oynar. Örneğin bazı genler kanserlerin komşu dokuları ele geçirme ve vü­cudun başka bölgelerine yayılarak metastaz yapabilmeleri açısından önemli olan proteinlerin üretimin­den sorumludur. Başka genler ise hücrenin kendi kendisini uyaran “büyüme faktörleri” üretmesine yol açar ya da kanser ilaçlarını etkisizleş­tirir. Hücrenin ölümü bile genetik kontrol altındadır. Genetik hasar hücrelerin ölmemesine de yol açabi­lir; bu hem kanser gelişimi hem de kanserin radyoterapiye ya da ilaçlara direnci açısından önemli bir etmen olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser oluşumu sürecinde, hüc­renin habis bir biçimde davranmaya başlamasından önceki ve sonraki birkaç yıl boyunca, bir dizi genetik bozukluk birikir. Kanserin başlama­sından sonra yeni gen mutasyonları olması, bazı kanserli hücrelerin di­ğerlerinden farklı davranmasına ne­den olabilir. Bu da, belirli bir evrede büyümenin yön değiştirmesine yol açabilir. Kanserin davranışı ve teda­vinin uzun dönemdeki sonucu, so­nuçta en fazla antisosyal özellik ser­gileyen hücrelere ve onları yok et­meyi hedefleyen tedaviye en fazla direnç gösteren hücrelere bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğalma Hızı&lt;br /&gt;Hücrelerin çoğu birkaç günde bir bölünürken, bazıları çok daha yavaş çoğalır. Neredeyse tüm kanserlerin tek bir hücredeki genetik bir anor­mallikten kaynaklandığı ve kes-meşeker büyüklüğündeki bir kütle­de yaklaşık bin milyon hücre bulun­duğu dikkate alınırsa, kanserlerin çoğunun görünür hale gelmesinden uzun bir süre önce başladığı anlaşılir. Tanı sırasında kanserlerin çoğu genellikle kesmeşekerden biraz da­ha büyüktür ve birçoğu yavaş yavaş büyüyerek 10-20 yıl boyunca var ol­muştur. Ancak, bir tümörün boyut­larının iki katına çıkması için gereken süre büyük değişkenlik gösterir. Bu ‘iki katına çıkma süresi’ birkaç gün ile birkaç yıl arasında değişebilir; an­cak en yaygın kanserlerin çoğunda bu süre ortalama 2-3 aydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğalma hızı açısından önem ta­şıyan bir diğer etmen de, kanserin kendisini besleyecek yeni kan da­marları oluşumunu ne ölçüde uyarabileceğidir. Yeni kan damarı oluşu­munu engelleyen ilaçların geliştiril­mesiyle ilgili olarak günümüzde he­yecan verici araştırmalar yürütül­mektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7308933540950344250?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7308933540950344250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7308933540950344250' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7308933540950344250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7308933540950344250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanser-nedir.html' title='Kanser Nedir ?'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1536654605694629848</id><published>2008-04-20T07:37:00.001-07:00</published><updated>2008-04-20T07:37:34.695-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanserin Etkileri</title><content type='html'>Hücre sayısındaki aşırı artışın bazı koşullarda nasıl olup da yaşamsal tehlike yarattığını anlamak kimi za­man güçtür. Habis hastalığın ciddi etkileri kanserin yayıldığı normal dokuların ve/veya bölgelerin (örn. karaciğer, kemik ya da akciğerler) normal işlevlerini engelleyecek şe­kilde giderek daha çok kanserli hüc­reyle dolması ve hasara uğraması sonucunda oluşur. Belirli bir böl­geyle sınırlı (lokalize) kanserlerin ölümle sonuçlanması oldukça alışıl­madık bir durumdur. Kanser ölüm­lerinin büyük bölümü hastalığın ya­yılmasına ya da metastazlara bağlıdır. Ancak, bu fiziksel süreçlere ek olarak kanserler hem belli bir bölge­de hem de dolaşım sistemi aracılı­ğıyla tüm vücudu etkileyen çok çe­şitli zehirli (toksik) kimyasal madde­ler üreterek de genel durumda gi­derek artan bir bozulmaya neden olabilir. Bu kimyasal maddeler kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtilere yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SINIFLAMA&lt;br /&gt;Kanserler, hücrelerin normal olan­dan ne ölçüde farklılaştığına göre derecelendirilir. İyi farklılaşmış (tıp dilinde iyi diferansiye) kanserlerde (kimi zaman “grad 1″ de denir), nor­mal hücre yapısı korunur ve hücreler sık bölünmez. Hücrelerden bazıları, esas özgül görevlerini belli ölçüler­de hâlâ yerine getirebilir. Yelpazenin öbür ucunda kötü farklılaşmış (tıp dilinde kötü diferansiye) kanserler (grad 3) yer alır; bu kanserlerde hüc­reler öylesine değişmişlerdir ki, nor­mal hücrelerden artık çok farklıdır ve görevlerini yerine getirme yetilerini tamamen yitirmişlerdir. Kötü farklı­laşmış kanserler daha hızlı çoğalma ve daha saldırgan olma eğiliminde­dir ve akıbeti daha kötüdür. Bunların arasında farklılaşması orta düzeyde olan kanserler yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahserler yayıldıkları dokulara göre değil, köken aldıkları normal hücrenin türüne göre sınıflandırılır. Buna birincil sınıflandırma adı da ve­rilebilir. Her sınıftan kanser yukarıda tanımlandığı gibi derecelendirilir; kanserlerin büyüklükleri ve yayılma dereceleri de “evrelendirme” adı verilen süreç içinde değerlendirilir (bk. s. 30). Birinci] sınıflandırma dik­kate alındığında, hemen tüm kanser türleri aşağıdaki gruplardan birine yerleştirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karsinomlar&lt;br /&gt;En sık görülen kanserlerdir. Deri ve pek çok iç organın çeperi dahil, vü­cut yüzeylerini örten hücrelerden köken alır. Ağız, boğaz, bronşlar (havanın akciğerlere girip çıkmasını sağlayan tüpler), özofagus (yemek borusu), mide, barsak, mesane, ute-rus (rahim) ve yumurtalıkların yanı sıra memede, prostat bezinde ve pankreastaki kanalları örten dokular da bunlar arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı karsinom türleri vardır ve bunlar köken aldıkları normal hücre­lerin görünümüne göre adlandırılır. “Skuamöz karsinomlar” (yassı hüc­reli karsinomlar) özellikle deri, akci­ğer, ağız, boğaz ve yemek borusun­da; “adenokarsinomlar” özellikle meme, barsak, alt yemek borusu, mide ve yumurtalıklarda; “geçiş hücreli karsinomlar” esas olarak me­sanede ve “küçük hücreli karsinom­lar” akciğerde görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarkomlar&lt;br /&gt;Yüzeyi örten dokulardan değil de kemik, yağ, kas ve vücudumuzun pek çok bölümünde bulunan güç lendirici bağ dokusu gibi destekleyi­ci dokulardan köken alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lenfomalar&lt;br /&gt;Vücudumuzda ve özellikle de lenf bezlerinde ve kanda bulunan “lenfo­sit” adlı hücrelerden kaynaklanır. Bu hücreler bağışıklık sistemimizin çok önemli bileşenleridir. Lenfomalar et­kilenen hücre tipine göre ‘Hodgkin hastalığı’ ve ‘Hodgkin dışı lenfoma­lar’ olarak ikiye ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lösemiler&lt;br /&gt;Kemik iliğinde akyuvarları üreten hücrelerden kaynaklanır. Akyuvarlar (lökositler) vücudumuzun enfeksi­yona karşı savunmasında kritik bir rol oynar. Lösemili hastaların kanın­da anormal akyuvar sayısı büyük öl­çüde artar. Anormal hücreler genel­likle işlevlerini doğru biçimde yerine getirmediği ve kemik iliğinde yeni normal hücre yapımı için alan bırak­madığı için soruna yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miyelom&lt;br /&gt;Kemik iliğinde bulunan ve antikor (enfeksiyonlarla savaşmamıza yar­dımcı olan proteinler) adı verilen plazma hücrelerinin kanseridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Germ hücreli tümörler&lt;br /&gt;Yumurta ve spermlerin üretiminden sorumlu olan testis ve yumurtalıklar-daki hücrelerden köken alır. Tera-tomlar ve seminomlar bu tümör tip­leri arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melanom&lt;br /&gt;Bu deri kanseri türü, derideki pig­ment üreten hücrelerden (melanositler) köken alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gliom&lt;br /&gt;Beyin ya da omuriliğin destekleyici doku hücrelerinde gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prekanseröz (ön kanser) oluşumlar&lt;br /&gt;Son olarak, görünürde sağlıklı olan kişilerde rahim boynu sürüntüsü (servikal smear) ya da memenin rad­yolojik incelenmesi olan mamografi (bir sonraki bölüme bakınız) gibi ta­rama testleri sırasında saptanan ve kansere dönüşme potansiyeli taşıyan yaygın bazı oluşumlardan da söz et­mek gerekir. Bu tür bozukluklar özel­likle rahim boynu (serviks) yüzeyini ve memedeki süt kanallarını etkiler ve “karsinoma in situ” olarak adlan­dırılır. Bu, mikroskobik incelemede en yüzeydeki hücrelerin habis bir gö­rüntüsü olduğu, ancak yüzey örtüsü­nün hemen altındaki dokuların her­hangi birini istila ederek habis bir davranışa giriştiğine ilişkin bir belirti olmadığı anlamına gelir.&lt;br /&gt;Karsinoma in situ lenfatik dola­şım ya da kan dolaşımı yoluyla yayı­lamaz ve kendi başına hiçbir yaşam­sal tehlike doğurmaz. Ancak tedavi edilmediğinde gerçek bir kansere dönüşme riski vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1536654605694629848?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1536654605694629848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1536654605694629848' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1536654605694629848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1536654605694629848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanserin-etkileri.html' title='Kanserin Etkileri'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1980198497933489984</id><published>2008-04-20T07:36:00.000-07:00</published><updated>2008-04-20T07:37:07.907-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanser tanısı nasıl konulur ?</title><content type='html'>Kanserlerin büyük bölümü or­taya koydukları belirtiler ya da hastanın (veya doktoru­nun) bir kütle veya anormal görü­nümlü bir oluşum saptamasıyla fark edilir. Az, ancak giderek artan sayı­da kanser, herhangi bir anormallik olduğunu fark etmeyen, görünürde sağlıklı kişilerde yapılan testlerle be­lirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELİRTİLER&lt;br /&gt;Kanserin yol açtığı belirtilerin çoğu, kanserle hiç ilişkisi olmayan görece önemsiz hastalıklarda da çok sık or­taya çıkar. Bu nedenle bazı kişiler belirtileri ciddiye almaz ve doktora başvurmakta gecikebilir.&lt;br /&gt;Hasta doktora gitse bile, dokto­ru, bu evrede kanser gibi ciddi bir tanıyı dikkate almanın henüz gerek­siz olduğunu düşünebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu bir çıkmazdır. Kanser­den kaynaklanma olasılığı bulunan her türlü belirti için çok kapsamlı ve acil testler yapılması, sağlık kaynak­larının hızla tükenmesine yol açaca­ğı gibi, pek çok hastada gereksiz kaygıya da neden olacaktır.&lt;br /&gt;İnatçı belirtiler ya da belli bazı belirtiler varsa doktorun daha ciddi bir hastalığı düşünme olasılığı artar. Bazı belirtiler ise doğrudan ciddi bir olasılığı akla getirdiklerinden, he­men daha kapsamlı testlere başla­nır.&lt;br /&gt;Bir kanserin varlığına işaret ede­bilecek belirtiler arasında şunlar var­dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnatçı ve açıklanamayan&lt;br /&gt;•Öksürük&lt;br /&gt;•Nefes darlığı&lt;br /&gt;•Seste kalınlaşma&lt;br /&gt;•Yutma güçlüğü&lt;br /&gt;•Ağrı&lt;br /&gt;•Hazımsızlık&lt;br /&gt;•Kilo kaybı&lt;br /&gt;•Barsak alışkanlıklarında değişiklik&lt;br /&gt;•Vücuttaki herhangi bir delikten (örn. meme başı ya da vajina) akıntı&lt;br /&gt;•Ateş&lt;br /&gt;•Her türlü anormal kanama&lt;br /&gt;•Öksürükle kan gelmesi&lt;br /&gt;•Rektal kanama&lt;br /&gt;•Âdetler arası vajinal kanama&lt;br /&gt;•Cinsel birleşme sırasında kanama&lt;br /&gt;•Menopoz sonrası vajinal kanama&lt;br /&gt;•İdrarda kan&lt;br /&gt;•Derideki benlerde kanama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki belirtilerden herhangi birinin bulunduğu kişiler hemen doktora başvurmalıdır. Bu tür belirti­lerle doktora başvuran kişilerin bü­yük çoğunluğunda kanser saptanamaz, ancak kanser varsa bile, erken tanı çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütleler ve şişlikler&lt;br /&gt;Kanserlerin büyük bölümü vücudun derin dokularına yerleştiğinden, an­cak az bir kısmı doktor muayenesin­de saptanabilir; hastaların kendile­rinde bu şekilde bir kütle saptama olasılığı daha da düşüktür. Öte yan­dan meme ya da boyunda veya kol-tukaltındaki lenf bezleri gibi organ­larda ortaya çıkan daha yüzeysel kanserler, sıklıkla hasta tarafından bir kütle olarak fark edilir. Deri kan­serlerinin çoğu da önce doktor tara­fından değil, hasta tarafından fark edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakılırsa, kütlelerin ya da derideki inatçı değişikliklerin ancak az bir kısmı kanser çıkar. Ancak me­me, testis ya da başka bir bölgede şişlik veya giderek kötüleşen ve ne­deni açıklanamayan bir ülser ya da ‘leke’ (özellikle deri benlerinin görü­nümündeki değişiklik) fark ederse­niz, hemen doktora başvurmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser İçin Tarama Testleri&lt;br /&gt;Kanserleri daha erken ve iyileştirile-bilir bir aşamada saptamaya yönelik tarama testleri, bazı önemli kanser türlerine bağlı ölümleri azaltabilir. Ancak tarama testlerinin de kendile­rine özgü sorunları vardır. Test sıra­sında bir anormallik saptanırsa (daha sonra sıklıkla bu anormalliğin kanser olmadığı anlaşılsa bile) hasta başka pek çok testten geçer ve gereksiz yere yoğun kaygı yaşar.&lt;br /&gt;Tarama testlerinde kimi zaman çok yavaş büyüyen kanserler ya da fark edilmese bile herhangi bir soru­na yol açmayacak olan pre-kanseröz oluşumlar saptanır. Bunun sonucun­da bazı kişilere aslında gerekmeyen tedaviler uygulanabilir. Tarama test­leri pahalıdır: erken tanının tedavi­nin başarısına ya da başarısızlığına yol açacak bir fark yarattığı bir kan­ser vakasının saptanması için genel­likle çok sayıda kişinin taranması ge­rekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meme Kanseri Taraması&lt;br /&gt;50 yaş üzerindeki kadınlara 65 yaşı­na kadar her üç yılda bir, sonrası için de istedikleri zaman mamografi yaptırmaları önerilmektedir.&lt;br /&gt;Röntgen filmlerinde saptanan anor­malliklerin büyük kısmı kanserli ol­masa da, bazılarında ek testler öne­rilmekte ve kimi zaman mikroskobik inceleme için dokudan küçük bir parça alınmaktadır (biyopsi). Bu anormalliklerin çok azının kanser ya da pre-kanseröz oluşumlar olduğu saptanır. Bu şekilde saptanan meme kanserleri genellikle küçüktür ve ta­rama testinin şifa olasılığını önemli ölçüde artırdığı belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahim boynu (serviks) kanseri taraması&lt;br /&gt;Cinsel açıdan aktif olan kadınlarda 60-65 yaşına kadar her 3-5 yılda bir rahim boynu sürüntü testi (servikal smear) yapılmalıdır (hiç cinsel birleş­meye girmemiş kadınlarda bu kan­ser çok enderdir). Sürüntü testi sıra­sında rahim boynunun görüntülenebilmesi için, vajinaya spekulum adı verilen bir aygıt yerleştirilir. Yeterli sayıda hücre elde edebilmek için, tahtadan yapılmış bir spatula kulla­nılarak, serviks hafifçe kazınır. Bu sü-rüntüler bir parça cam üzerine yayı­lır ve mikroskop altında incelenir. İş­lem bir miktar rahatsızlığa yol açsa da, normalde ağrılı değildir. Bu test kolayca tedavi edilebilen prekanseröz (ön kanser) oluşumları, ayrıca tamamen iyileşme oranının çok yük­sek olduğu erken evrede, kanserleri de saptayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Servikal sürüntüde saptanan anormalliklerin çoğu küçük değişik­liklerdir ve ek araştırma gerektir­mez; bir kısmında ise sürüntü testinin tekrarlanması ya da belirli bir sü­re boyunca daha sık yapılması gere­kir. Ancak, bazı anormalliklerde “kolposkopi” adı verilen daha ileri bir inceleme yapılması gerekir; bu işlemde bir büyüteç kullanılarak ra­him boynu ışık altında incelenir. Anormal bölgelerden küçük örnek­ler alınabilir ya da “punch biyopsi” (zımba biyopsisi) yapılabilir. Bu iş­lem biraz rahatsızlık verse de ağrıya yol açmaz ve yalnızca 10 dakika ka­dar sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kansere dönüşme potansiyeli ta­şıyan alanlar saptandığında, burada­ki hücreleri öldürmek için ek tedavi önerilir. Bu amaçla kullanılabilen te­daviler arasında lokal anesteziyle uygulanan ‘lazerle buharlaştırma’ (yoğunlaştırılmış bir ışın kullanılarak anormal hücreler yakılır), kriyoterapi (anormal hücreler ucu soğutulmuş bir sonda ile öldürülür) ve genel anesteziyle kullanılan diatermi (hüc­reler elektrikli bir sonda ile yakılır) bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolposkopide kadınların küçük bir kısmında daha ciddi bir anormal­lik olabileceğini düşündüren bulgu­lar elde edilir ve genel anestezi al­tında ‘koni biyopsi’ yapılması gere­kebilir (serviks kanalının iç tarafını döşeyen hücrelerin çıkartılması). Koni biyopsisi etkilenen dokuların tamamının çıkartılmasını sağlayabi­lir, ancak kimi zaman oluşumun da­ha derin katmanlara işlediği saptanır ve böyle durumlarda daha kapsamlı tedavi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok az sayıda kadın serviks kan­serinden ölmektedir ve bunların ne­redeyse %90′ı hiçbir zaman düzenli smear (sürüntü) testi yaptırmamış olan kadınlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer kanserlere yönelik tarama testleri&lt;br /&gt;Son dönemdeki araştırmalarda, bar­sak tümörlerini erken evrede sapta­yan tarama testlerinin barsak kanseri­ne bağlı ölümleri azaltabileceği gös­terilmiştir. Bu testte, dışkıda çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük miktarda kanın varlığı araştırılır. Bu tür kanamalar genellikle kanser dışın­daki nedenlerden kaynaklansa da kolonoskopi ya da baryumlu grafi ile gerçekleştirilen ek testler (bk. s. 23, 24, 26) henüz belirtilere yol açacak kadar büyümemiş olan kanserlerin saptanmasını sağlayabilir. Gelecekte, ‘dışkıda gizli kan’ testi daha da yay­gınlaşacak gibi görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prostat kanseri taraması, bu kan­serler tarafından sıklıkla üretilen bir kimyasal maddenin (’prostata özgü antijen’ ya da PSA) kandaki düzeyle­rinin ölçülmesi, fizik muayene ve ultrason görüntülemesiyle yapılabi­lir. Tarama sırasında bazı prostat kanserleri erken evrede saptanabilse de, kimi zaman tarama gereksiz te­daviye de yol açabilir. Başka neden­lerle ölen yaşlı erkeklerin çoğunun prostatlarında küçük kanserler sap­tanabilir. Yaşlılardaki kanserlerin ço­ğu yavaş büyür ve tedavi edilmedi­ğinde hastanın geri kalan yaşamı boyunca soruna yol açma olasılığı azdır. Yine de son dönemdeki araş­tırmalar, taramanın prostat kanseri­ne bağlı ölümleri azaltabildiğini dü­şündürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli akciğer röntgeni ya da balgamın mikroskopik incelemesine dayanan akciğer kanseri taramasının yararlı olmadığı gösterilmiştir. Akci­ğer kanserlerinin büyük bölümünün akıbeti daha erken evrelerden başla­yarak kötü olma eğilimindedir ve günümüzde bu hastalığa bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığı gösterilen tek yöntem sigaranın bı­rakılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailelerde Kanser&lt;br /&gt;Kuramsal olarak kansere karşı gene­tik bir yatkınlık taşıdığı bilinen (ya da bu tür bir risk taşıma olasılığı bulu­nan) kişilerin tarama testlerinden geçirilmesi mantıklıdır. Ancak kan­serlerin %10′dan azı kalıtımsal ne­denlere bağlıdır. Kanser yaygın bir hastalıktır ve aynı aileden iki ya da daha fazla kişiyi etkilediğinde, bu­nun yalnızca şansa bağlı olma olası­lığı yüksektir. Kimi zaman kanserler sigara dumanı gibi paylaşılan bir çevresel etmenden kaynaklanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ya da daha fazla yakın akraba­da (anne babalar, kız ya da erkek kar­deşler) aynı kanser türü ya da bazen genetik bağlantısı olabilen farklı kan­ser türleri (örn. meme ve yumurtalık kanseri gibi) saptandığında, kalıtım­sal kanserden kuşkulanılır. Kalıtımsal kanserlerin diğer belirtileri arasında genç yaşta kanser gelişmesi ya da çift taraflı (örn. her iki memede) veya çoğul tümör eğilimi bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailede güçlü bir kanser öyküsü olan kişilerin bazılarında kalıtımsal gen anormallikleri saptanabilir. An­cak bu gen anormalliklerinin varlığı mutlaka kanser gelişeceği anlamını taşımaz; öte yandan bazı genlerin kalıtım yoluyla geçmesi, belli bir ev­rede kanser gelişme riskini %80-90 ve hatta daha yüksek oranda artıra­bilir. Kimi zaman bir ailenin iki ya da daha fazla üyesinde herhangi bir özel genetik anormallik saptanamasa bile aynı kanser tipi gelişebilir. Bu durumda ailenin diğer üyelerinde çok yüksek düzeyde olmasa da kan­ser riski artabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ender görülen çeşitli kanser tür­lerine karşı yatkınlık kalıtım yoluyla geçebilir (örn. tiroid bezinde ve hor­mon üreten diğer bezlerdeki bazı kanserler). Daha yaygın kanser türle­ri dikkate alındığında zaman zaman kalıtımsal yolla geçen başlıca tiplerin kalın barsak kanserleri (kolon ve rek­tum), meme kanseri ve över (yu­murtalık) kanseri olduğu görülmek­tedir. Barsak kanseri, bazen mutas-yona uğramış “adenomatosis poli-posis coli” (APC) geni ya da “kalı­tımsal popiloz-dışı kolorektal kan­ser” (HNPCC) geninin kalıtım yoluy­la geçmesi sonucunda ailelerde gö­rülür. Etkilenen kişilerin barsakların-da genç yaşta çok sayıda iyi huylu polip gelişir ve bunların neredeyse tamamı daha sonra kansere dönü­şür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meme kanseri, vakaların yalnızca %5-10 kadarında kalıtımsaldır. Şim­diye değin iki önemli meme kanseri geni keşfedilmiştir: BRCA-1 ve BRCA-2. Kalıtımsal olarak mutasyon-lu bir BRCA-1 ya da BRCA-2 geni ta­şıyan kadınlarda, yaşamlarının her­hangi bir döneminde meme kanseri gelişme riski yaklaşık %85 düzeyin­dedir. Mutasyona uğramış BRCA-1 geni yumurtalık kanseri riskini de ar­tırır. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınların çoğunda kalı­tımsal BRCA-1 ya da BRCA-2 mutas yonu yoktur. Bu kadınlarda meme kanseri riski biraz artsa da, genellikle risk düzeyi çok daha düşüktür (örn. annesinde ya da kız kardeşinde me­me kanseri olanlarda %30′un altın­da).&lt;br /&gt;Aile öykünüz nedeniyle kanser riskinizde artış olduğundan kaygıla­nıyorsanız, bu konuyu doktorunuzla konuşmalısınız. Belki de doktorunuz risk artışının korkulacak boyutlarda olmadığı konusunda sizi rahatlatabi­lecek bir uzmanla görüşmenizi sağ­layabilir. Bir olasılık da, riskteki artı­şın yaklaşık ne düzeyde olduğunu belirlemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen bir kan örneğinin son de­rece karmaşık analizleriyle anormal bir genin var olup olmadığını araştır­mak uygun olabilir. Ancak bu, kuş­kuları olan kişinin testin olası sonuç­larını tüm boyutlarıyla kavramasını sağlayan çok ayrıntılı bir tartışmadan sonra gerçekleştirilmelidir. Dikkate alınması gereken sonuçlar arasında, kansere yatkın kılan bir gen saptan­dığında ne yapılacağı, yüksek risk taşıdığını bilerek yaşamanın nasıl bir duygu olduğu, diğer aile üyelerine ne söyleneceği, anne baba olmanın sonuçları ve yaşam sigortasına uy­gunluğun nasıl etkileneceği gibi pek çok konu vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek riskli olduğu belirlenen kişiler için ne yapılabileceğine ilişkin öneriler kanserin türüne, hastanın koşullarına ve tercihlerine göre bü­yük ölçüde değişebilir. Kalıtımsal barsak kanseri riski yüksek olan bir kişiye, ergenlikte ya da yirmili yaş­larda hastalığın gelişmesinden önce kalın barsağının ve rektumunun alın­ması önerilebilir. Böyle durumlarda ince barsak anüse bağlanabilir ve böylelikle bir “stoma” (ağız) açmak gerekmeyebilir .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, en iyi koruyucu tedavi konusundaki seçim bu denli kolay değildir. Bazıları profilaktik amaçla (yani koruma amacıyla) her iki me­menin alınmasını tercih eder (bu iş­leme bilateral mastektomi denir); ancak, bu işlemin gerçekleştirilmesi riski önemli ölçüde azaltsa da, bü­tünüyle ortadan kaldırmaz. Mastek­tomi sonrasında az miktarda meme dokusu kalan bazı kadınlarda kanser gelişmiştir. Bazı kadınlar ise düzen­li uzman muayenesi ve mamografi-lerle yakından gözetim altında bu­lundurulmayı içeren bir programı seçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurtalık kanseri riski yüksek olan kadınlar önlem amacıyla her iki yumurtalığın de ameliyatla çıkartıl­ması yolunu seçebilir (bilateral ooforektomi); ancak bu işlemin de hasta­lık riskini tamamen ortadan kaldır­maması ilginçtir. Bir diğer seçenek, yumurtalık kanserini erken evrede saptamak amacıyla ultrason görün­tülemesi ve yumurtalık kanseri tara­fından üretilen bir tümör göstergesi olan CA-125 açısından kan testleri yapılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TlBBİ DEĞERLENDİRME&lt;br /&gt;Belirtileriniz kanser olasılığını akla getiriyorsa ya da doktorunuz mu­ayenede alışmadık bulgular sapta-dıysa ya da bir tarama testinde kuşkulu sonuçlara ulaşıldıysa, ko­şullara göre daha ileri test ve araş­tırmalar gerekebilir. Bu araştırma­lardan bazıları doktorunuz tarafın­dan yaptırılabilir, ancak araştırma­nın belirli bir aşamasında görüş al­mak üzere hastanedeki bir uzmana gönderilmeniz mümkündür. Ge­rekli testler kişiden kişiye büyük değişiklik gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Randevu tarihini, başka araştır­malar yapılmasını ve bunların so­nuçlarını beklemek gerçekten kaygı verici olsa da, bu aşamada pek çok kişi ve kuruluştan destek alabilirsiniz (bk. “Ek bakım”, s. 68 ve “Yararlı ad­resler”, s. 90).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KLİNİK DEĞERLENDİRME&lt;br /&gt;Daha ileri değerlendirmeye gerek varsa, sonraki ilk adım genellikle bir poliklinikte uzman muayenesidir; bu muayene sırasında belirtiler hakkın­da daha ayrıntılı (örn. süresi, şidde­ti) sorular sorulur. Ayrıca genel sağ­lık durumunuz hakkında ve geçirdi­ğiniz hastalıklar, kullandığınız ilaçlar, geçmişteki/şimdiki mesleğiniz ve evinizdeki koşullar gibi ilgili başka konular hakkında da sorular sorula­bilir. Öykü alma tamamlandıktan sonra, daha genel bir muayene ya­nında kaygı nedeni olan bölgeniz üzerinde odaklanan bir vücut mu­ayenesi yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değerlendirmeler her zaman tanıya ulaşılmasını sağlamasa da, habis bir oluşumu düşündüren belir­li özelliklere sahip kütle vs. gibi bul­gular kanser kuşkusunu güçlendire­bilir. Vücudunuzun iç organları bazı özel aygıtlarla görüntülenebilir; ör­neğin gırtlak laringoskopi ile, rek­tum proktoskopi ile ya da serviks (rahim boynu) vajinanıza yerleştiri­len bir spekulum aracılığıyla görün­tülenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLERİ ARAŞTIRMALAR&lt;br /&gt;Biyopsi&lt;br /&gt;Bazı kütlelerin görünüm ya da sert­likleri kanserli olabileceklerini dü­şündürebilir, ancak kesin tanı genel­likle yalnızca bir patolog tarafından konulur; patologlar hücre ve doku­ları mikroskopla inceleyerek değer­lendiren uzmanlardır. Patolog, kan­serin varlığını kesinleştiren ayırt edici görünüm değişikliklerini sap­tar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı amacıyla vücuttan bir parça dokunun çıkartılması “biyopsi” ola­rak adlandırılır. Kütlenin bir kısmı ya da uygunsa tamamı (eksizyon bi­yopsisi) bölgesel ya da genel anes­tezi altında çıkartılabilir. Kimi zaman özel bir iğne düzeneği kullanılarak ince bir doku parçası alınabilir, bu dokuyu bisturi ile kesme gereğini ortadan kaldırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer seçenek da, bir şırınga­ya tutturulmuş ince bir iğne aracılı­ğıyla anormal dokudaki hücrelerin şırınga içine emdirilmesidir (aspire edilmesi). İnce iğne aspirasyon bi­yopsisi adı verilen bu işlem yalnızca çok kısa bir süre için rahatsızlığa yol açar. Ardından hücreler bir cam la­mın üzerine yayılır. Mikroskobik in­celeme için doku örneği almanın di­ğer yollan serviks sürüntülemesinde olduğu gibi dokunun yüzeyini kazı­mak ya da akciğerleri çevreleyen sı­vı (plevral efüzyon) ya da balgam gi­bi doku sıvılarından veya idrardan örnek almaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir doku kütlesinden alınmış ve özel işlemlerden geçirilmiş çok ince kesitlerin mikroskobik incelemesine histoloji adı verilirken, hücre sürün-tülerinin incelenmesine sitoloji den­mektedir. Tek tek hücrelerin (yani hücrenin yapıtaşlarının) yalnızca gö­rünümlerinin değil, dokunun nasıl kurulduğunun da (yapısının) incelen­mesine olanak tanıyan histoloji, pa­tologa daha fazla bilgi sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitoloji, tek tek hücrelerin görü­nümlerinin incelenmesine dayanır. Kanserin varlığını belirleyebilse de, nicel açıdan histolojiye göre daha az bilgi sağlar. Sitolojinin sorun yaratabilen bir diğer yönü, anormal bir do­kudan ince iğne aspirasyonuyla alı­nan hücrelerin kimi zaman dokunun bütününü temsil etmemesidir; do­kuda gerçekte kanserli hücre bulun­sa bile, iğne ile hiçbir kanserli hücre alınamayabilir. “Yanlış negatif ola­rak adlandırılan bu sonuçla karşılaş­ma riski histolojide genellikle dü­şüktür. Öte yandan, sitolojide pozi­tif sonuç alınması, daha ileri işlemler için genellikle yeterlidir. Pek çok kanser türünde bu işlem kütlenin ameliyatla alınmasıdır, böylece his­tolojik inceleme için doku elde edil­miş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanıyı kesinleştirmek için doku­nun mikroskobik olarak incelenmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanında, hastalığın yaygınlığını de­ğerlendirmek için bazen biyopsiler de yapılır. Örneğin boynun bezlerin-deki şişliğe lenfoma tanısı konulmuş olan bir hastada, ilikte lenfoma hüc­resi olup olmadığını belirlemek için kemik iliği biyopsisi yapılabilir, çün­kü kemik iliğinde lenfoma olup ol­maması tedavi seçimini etkileyebilir. Meme kanserli bazı kadınlarda, koltukaltındaki önemli bir lenf düğü­mü de (bekçi düğüm biyopsisi) alına­bilir; lenf düğümünün yeri, birincil tü­mörün içine radyoaktif bir maddeyle birlikte bir boyanın enjekte edilme­siyle titiz bir biçimde belirlenir. Birin­cil tümörü drene eden (lenf dolaşımı­nı toplayan) bu bekçi lenf düğümünde kanser yoksa, koltukaltındaki di­ğer lenf düğümleri de büyük olasılık­la temizdir ve hastada daha başka bir ameliyattan kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-oskopi” ile sona eren söz­cükler&lt;br /&gt;Oskopi sözcüğü bakmak anlamına gelir (Yunanca’da skopein görmek demektir). Kanserlerin çoğu gırtlak (larinks), akciğerlerdeki hava geçit­leri (bronşlar), yemek borusu (özofagus), mide (tıbbi adı gastrik), kalın barsak (kolon ve rektum) ve mesane (idrar kesesi) gibi tüp ya da kesele­rin iç yüzeylerindeki örtülerden kö­ken alır. Çeşitli aygıtlar kullanarak tüm bu yapıların gözle incelenmesi ve kuşkulu alanlarda biyopsi yapıl­ması mümkündür. İncelenen organ ve ona yönelik inceleme teknikleri­ne verilen adlar şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•laringoskopi: gırtlak&lt;br /&gt;•bronkoskopi: akciğerler&lt;br /&gt;•gastroskopi: mide&lt;br /&gt;•kolonoskopi: barsaklar&lt;br /&gt;•sigmoidoskopi: barsağın S şeklindeki son bölümü ve rektum&lt;br /&gt;•sistoskopi: mesane&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer teknikler arasında şunlar vardır:&lt;br /&gt;•nazendeskopi: burun deliklerinden larinkse kadar uzanan bölgedeki hava geçitleri&lt;br /&gt;•mediastinoskopi: akciğer kanserinin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını anlamak amacıyla göğüs kemiğinin ya da sternumun arkasındaki dokular&lt;br /&gt;•kolposkopi: serviks ya da rahim boynu&lt;br /&gt;•laparoskopi: karın boşluğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işlemlerin bazıları için hasta­nın yatırılması gerekmez, bazıların­da sedasyon (sakinleştirici) gerekir, bazılarında ise genel anestezi kulla­nılır. Bu işlemlerin çoğunda, vücu­dun incelenecek bölgesine doğal bir açıklıktan ya da küçük bir keşiden dikkatle sokulan esnek bir kabloyla doktorun içerisini görmesini sağla­yan fiberoptik teknolojisi kullanılır. Bazen genel anestezi altında dokto­run kütlenin yaygınlığını görmesi, hissetmesi ve değerlendirmesi ve biyopsi alması daha kolaydır. Bu ne­denle genel anestezi altında incele­me oldukça sık başvurulan bir işlem­dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan testleri&lt;br /&gt;Akyuvarların kötü huylu (habis) has­talıkları (lösemi) ya da kanda ölçüle­bilen ‘tümör göstergeleri’ veya özel kimyasal maddeler üreten az sayıdaki birkaç kanser türü (bazı prostat ve testis kanserleri ve miyelomlar) dışında, kan testleri genellikle tanı konusunda çok yararlı bilgiler sağla­maz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de, kan testleri vücudunu­zun genel sağlık durumu hakkında yararlı bilgiler verebilir. Bazen kan­serin kemik ya da karaciğer gibi baş­ka organlara yayıldığını gösterebilir;&lt;br /&gt;bu, ‘enzim’ adı verilen ve normalde bu organlar tarafından kana salıverilen bazı kimyasal maddelerin düzeylerinin, kanserin yol açtığı hasarı nedeniyle yükselmesiyle anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu testlerde hiç hata payı olmadığı söylenemez; genellikle kanserin yayılması dışında bazı başka nedenler de bu tür anormalliklere yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röntgen filmleri ve taramalar&lt;br /&gt;Kanserin ilk belirtisi sıklıkla röntgen lerdeki anormal görünümdür. Örneğin akciğer kanseri, normalde büyük ölçüde havayla dolu olması gereken bir bölgede yer kaplayan bir gölge ye yol açabilir. Tümörler meme röntgeninde (mamografi) ya da barsakların baryumlu grafllerinde de görüntülenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mamogram, memenin iki düz yüzey arasında sıkıştırılarak röntgen filminin alınmasıdır. Meme kanser­leri röntgen filmlerinde hemen gö­rülebilen işaretlerin, özellikle kan­serli doku içerisindeki küçük kalsi­yum birikimlerinin neden olduğu küçük ve beyaz renkli beneklerin oluşmasına yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baryum yutulduğunda ya da bir tüp aracılığıyla rektumdan içeriye verildiğinde (baryum lavmanı) rönt­gen altında yoğun beyaz bir renk vererek özofagus, mide ya da barsağın iç yüzeyinin hatlarını ortaya çıka­rır. Normal koşullarda iç yüzey düz­günken, kanser düzensiz ya da içeri­ye doğru şişkin görünmesine yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen röntgen ya da taramada beyaz renkte görünen başka ‘boya’ ya da ‘kontrast maddeleri’ bir top­lardamardan kan dolaşımına enjekte edilir. Verilen madde kan yoluyla böbreklere ulaşır ve böbrekler de bu maddeyi idrarla atar. Bu sırada böb­rek ve mesanede yapılan X ışınlı gö­rüntülemelerde (intravenöz ürogram [1VU] ya da piyelogram [1VP]) bu organlar oldukça açık biçimde görülebilir ve anormal görüntüler kanser bulunduğunu düşündürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kansere tanı konulması ya da kanserin yaygınlığının belirlenmesi sürecinde yukarıda sayılan değişik tarama testlerinin birinden geçme­niz gerekebilir. Bilgisayarlı tomog­rafi (BT) ve manyetik rezonans gö­rüntülemesi (MR) sırasında, hasta­nın genellikle büyük ve daire şeklinde bir aygıtın içine girip hareketsiz yatması gerekir. İşlemden önce bü­tün bunlar size açıklanacaktır. Gü­nümüzde BT görüntülemesi genellikle çok kısa sürede tamamlanır. MR görüntülemesi biraz daha uzun (yaklaşık 15-20 dakika) sürer. Bu görüntüleme teknikleri araştırılan bölgenin kesitler ya da dilimler ha­linde son derece etkileyici resimle­rini oluşturabilir ve basit röntgenler­le karşılaştırıldığında kütleleri çok daha açık biçimde gösterir. Tümö­rün ya da çevresindeki dokuların daha açık görünmesini sağlayan bir ‘kontrast maddesinin’ içilmesi ya da damar içine enjekte edilmesi gere­kebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ultrason görüntülemesinde, bir prob (sonda aleti) vücudun incele­nen kısmınının derisi üzerinde hare­ket ettirilir; kimi zaman prob rektu­ma, vajinaya ya da özofagusa yerleş­tirilerek de kullanılabilir. İç dokular­dan yansıyan çok yüksek frekanslı, işitilemeyen ses dalgaları saptanarak bir ekranda görüntüler oluşturulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzotop görüntülemesi, izotop adı verilen radyoaktif bir maddenin en­jekte edilmesi ya da ağız yoluyla alınmasından sonra yaydığı gamma ışınlarının bir gamma kamerası tara­fından saptanması işlemidir. Kanser hastalarda en sık gerçekleştirilen izotop taraması, kemik taramasıdır. Enjekte edilen izotop dolaşım siste­mi aracılığıyla vücudun değişik böl­gelerine taşınır ve kemiğin, vücu­dun başka bir yerinden yayılan tü­mörün yol açmış olabileceği herhan­gi bir hasarın iyileştirilmesi için çaba gösteren bölgelerinde ‘yoğunlaşır’ ya da yerleşir. Bu bölgelerde izotop yoğunluğunun yüksek olması, iske­letin gamma kamerasıyla alınan re­simlerinde “sıcak noktalar” (aktif noktalar) olarak görülmesine yol açar. Ancak kimi zaman yorumlamak güç olabilir ve bu tür sıcak böl­geler kanser dışındaki dejeneratif hastalıklarda da (örn. aşınma ve yıp­ranma) görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanserli hastaların değerlendiril­mesinde bir başka görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon to­mografisinin (PET) değeri giderek daha fazla kabul edilmektedir. Kimi zaman PET ile diğer tekniklerin görüntüleyemediği tümörler saptana-bilmektedir. Bu teknik, kan dolaşı­mına enjekte edilen özel bazı şeker­lerin kanser hücreleri tarafından nor­mal hücrelere göre çok daha çabuk alınması ya da emilmesi eğilimine dayanmaktadır. Şeker moleküllerine tutturulmuş olan radyoaktif işaretler,kanserli dokuların görüntüde ‘aydınlanmas nı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röntgenler ve diğer taramalar kanser kuşkusu olan ya da kanser ta­nısı konulan kişilerin ilk değerlendi­rilmesinde olduğu kadar, geçmişte kanser tedavisi uygulanmış kişilerde hastalığın yinelemesinden kaynakla­nabilecek belirtileri araştırmakta da kullanılır. Ancak bu görüntüleme tekniklerinin her zaman doğru so­nuç verdikleri düşünülmemelidir; en duyarlı görüntüleme teknikleri bile çok küçük kanserleri saptamakta ye­tersiz kalabilir ve sıklıkla, daha sonra iyi huylu olduğu anlaşılan bazı kuş­kulu anormallikleri gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tümörlerin evrelendirilmesi&lt;br /&gt;Biyopside kanser tanısı kesinleştirildikten sonra genellikle kanserin ‘ev­resi’ saptanır. Evrelendirme işlemin­de kanserin boyutları belirlenir ve bi­tişik dokulara, lenf damarları yoluyla lenf bezlerine ya da kan dolaşımı aracılığıyla daha uzak bölgelere ya­yılıp yayılmadığı değerlendirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişik evreleme sistemleri var­dır ancak bunlar arasında en sık kul­lanılanı TNM evrelendirilmesidir. T harfi birincil tümörü, N harfi lenf dü­ğümlerine (nodlarına) yayılımı ve M ise uzak bölgelere yayılımı (metas­taz) gösterir. Her harf için bir sayı belirlenir. Örneğin çapı 3 cm olan ve koltuk altındaki lenf düğümlerin­den bazılarını etkilemiş bulunan, ancak daha uzak yayılım belirtisi vermeyen bir tümör T2N1MO olarak sınıflandırılır. Buradaki T2, birincil tümörün boyutlarının 2-5 cm ara­sında olduğunu gösterir. Nl ise kol­tuk altında hastalıktan etkilenen an­cak çıkartılabilecek nitelikteki lenf düğümlerini işaret eder. MO, sapta­nabilir uzak metastaz olmadığı anla­mına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrelendirme akıbetin (prognoz) tahmin edilmesinde, tedavi konu­sunda önerilerde bulunulmasında ve tedavinin sonuçlarını değerlendirip karşılaştırmada yararlı olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1980198497933489984?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1980198497933489984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1980198497933489984' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1980198497933489984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1980198497933489984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanser-tans-nasl-konulur.html' title='Kanser tanısı nasıl konulur ?'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6976241228352198193</id><published>2008-04-20T07:35:00.000-07:00</published><updated>2008-04-20T07:36:32.827-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanserin Genel Olarak Tedavisi</title><content type='html'>Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser te­davileri öncelikli yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal koşulların da dikkate alınması önem taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanserde üç ana tedavi türü var­dır: ameliyat, radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileştirmek açı­sından tek başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türle­rinde çok farklı tedaviler uygulanabi­lir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç tedavisi) çevredeki nor­mal dokulara hasar vermeden, kan­ser hücrelerini parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler başka tedavilere daha iyi yanıt vere­bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle başka bir tedavi seçeneğini düşünmeye değmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn. baş ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) radyoterapi eşit ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda şekil bo­zukluğuna yol açmadığı, konuşma ya da yutkunma gibi önemli fonksi­yonları etkilemediği veya yalnızca daha basit olduğu için radyoterapi en iyi seçenek olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok hastada tedavilerin bir­likte kullanılması (kombinasyon te­davisi) tamamen iyileşme şansı ve­rir. Bazı hastaların özellikle ameliyat ve yoğun ilaç tedavisi için hastane­ye yatırılması gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmek­tedir. Hastalar uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildi­ğini bilmek ve anlamak ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİNİN AMACI&lt;br /&gt;Mümkün olan her durumda tedavi­nin amacı kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır ve bu şimdi giderek da­ha çok sayıda kişi için gerçekçi bir beklentidir. Bunun bir nedeni kanse­re görece erken evrelerde tanı ko­nulması, bir nedeni de tedavilerdeki gelişmelerdir. Kanser çıkış bölgesiy­le sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada zaten geniş öl­çüde yayılmış olduğu açıkça görü­lürken, yalnızca bir bölgeyi etkilemiş gibi duran bazıları, aslında saptana­mayan mikroskobik metastazlar oluşturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha olumsuz ol­sa da, sayısı giderek artan bir azın­lıkta iyileşme olasılığı vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve başka kanserlerden mikroskobik olarak ya­yılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine kar­şı duyarlı olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamen iyileştirmeyi hedefle­yen tedavilere genellikle “radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaşamın uzatılmasını hedefle­yen tedaviler ise “palyatif (hafifleti­ci) olarak tanımlanabilir. Kanser te­davileri genellikle mükemmel hafif leme sağlar. Bu şekilde kullanıldıkla­rında genellikle radikal tedavilere göre daha düşük yoğunlukta uygu­lanır ve bu nedenle hastalar tarafın­dan çok daha iyi tolere edilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamen iyileşme hedeflendi­ğinde, ciddi yan etki riski göze alı­nabilir. Ancak tamamen iyileşme olasılığı yoksa ve yan etkilerin hasta­lığa bağlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha başlangıçta açıkça orta­ya konulmalıdır. Öte yandan bir te­davinin palyatif olması, kansere kar­şı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini sağlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaşam sürmesine olanak tanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanserde tedavi seçenekleri de­ğerlendirilirken ya da tedavi uygula­nırken, belirtilerin de dikkate alın­ması önem taşır. Tedavi bazı belirti­ler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaş etkide bulu­nabilir. Neyse ki, kanser tedavisine ek olarak ve kimi zaman da kanser tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileştirmeyi sağlayan baş­ka pek çok yöntem vardır. Genellik­le oldukça basit yöntemlerle başarı sağlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteğe gereksinimi olur. Hastanın aile doktoru, hastane­de kanser tedavisinden sorumlu doktorlar ve hemşireler gereksinim duyulan desteği verebilecek kişiler­dir, ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntem­lerle giderilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palyatif tıp alanında uzmanlaşan doktor ve hemşirelerin sayısı gide­rek artmakta ve bu sağlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya da bakı­mevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda pal­yatif tıpta ve bakımevi benzeri ku­rumlardaki hizmetlerde yaşanan önemli gelişmeler, özellikle ileri ev­rede ya da tedavi edilmesi mümkün olmayan kanser vakalarında yaşam kalitesinin büyük ölçüde artmasını sağlamıştır. Ancak palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakala­rında da yararlı olabileceği unutul­mamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan tüm hastalar, bu belir­tilerin nedeni ne olursa olsun, palya­tif bakım olanağından yararlanabilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru Tedavinin Seçilmesi&lt;br /&gt;Tedavinizi planlar ve tartışırken dok­torunuz bunun sizin gereksinimleri­nize en uygun tedavi olduğundan emin olmak ister. Kanserlerin mik­roskop altındaki görünümleri, bo­yutları, yaygınlık dereceleri ve dav­ranışları arasında çok büyük farklılık­lar vardır. Ancak kanser tedavisinde yalnızca kanserin değil, hastanın da dikkate alınması gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan birbirinin aynı değildir. Hastanın özel sosyal koşulları da önemli olabilir. Tedavi konusunda karar vermeden önce pek çok konu­nun dikkate alınması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduğu belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok standartlaştırılması hoş­nutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara, belli kanser tiplerinde uz­man olanların görüş birliğiyle uygun kabul ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. Uzman­lar sık sık bir araya gelip son araştır­ma bulgularını tartışarak “fikir birliği geliştirme toplantıları” düzenlemek­tedir. Bunun sonucunda, belirli kan­ser tipleri için en iyi tedavi yaklaşım­larını tanımlamaya çalışan kılavuzlar yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, sağlık bakım kalitesinde istenmeyen farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm kanser tedavilerinde yan et­kiler vardır. Küçük ameliyatların, dü­şük dozlu radyoterapilerin ve her­hangi bir ciddi rahatsızlığa yol açma­yan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya da kemoterapi kürleri sırasında işe devam edebilir ve nor­mal ya da normale yakın bir yaşam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük ameliyatlar, son derece yoğun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve bunlar kişilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta kü­çük de olsa bir ölüm riski taşıyabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size önerilen tedavi büyük ölçü­de kanserinizin özelliklerine, konu­muna ve yaygınlığına bağlı olsa da, tek tek hastalarda tedavinin yarata­cağı risk ve potansiyel yararların dik­katle değerlendirilmesi önem taşır. Başka açılardan sağlıklıysanız ve kendinizi güçlü hissediyorsanız iyi­leşme şansını artıran, ancak rahatsız edici yan etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir iyileşme şansı yakalamak ya da iyileşme şansını biraz artırmak için, hiç hoş olmayan tedavilere kat­lanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan bakıldığında iyileşme şansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin olası avantaj ve dezavan­tajlarının dikkate alınması gereke­cektir. Yaşınız ve genel sağlık duru­munuz önemli etmenler olabilir; başka açılardan sağlıklı olan bir has­tanın, görece sağlıksız bir hastayla karşılaştırıldığında tedaviyle baş edebilme olasılığı daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedef­leyen bir tedavi uygulamamaktır. Ki­mi zaman bu seçim var olan tedavi­lerin bazı kanserlerde etkili olmama­sı ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. Başka durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaşam kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser bulunduğun­dan tedavi uygulanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE EDİLMESİ)&lt;br /&gt;Son yıllarda kanserde daha iyi so­nuçlar alınmasının bir nedeni de fark­lı tedavi türlerinin dikkatli bir biçim­de birlikte kullanılmasıdır. Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek ola­rak ilaç tedavisi ve radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kan­seri tamamen temizlemeyi başara­maması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından ya da metas­tazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte tamamen or­tadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm vücudumuz­da etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduğu bazı kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç te­davisi de yarar sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına “adjuvan” (yardımcı) tedavi adı veril­mektedir. Kimi zaman bu tedavi ameliyattan önce uygulanır ve ba­zen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da kolaylaştırmaktır. Örneğin ol­dukça büyük boyutlu meme tümörü olan kadınlarda cerrahın tüm meme­yi almasına gerek kalmaması için, ameliyat öncesinde tümörü yeterin­ce küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer şekilde ameliyat öncesinde bir kür radyoterapi, normal koşullarda ame­liyata uygun olmayan büyük bir rek­tum kanserinin çıkartılması olanağı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi&lt;br /&gt;Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir hastanenin kanser biriminde ger­çekleştirilebilir. Ancak radyoterapi, daha uzmanlık gerektiren bir ameli­yat ya da yoğun kemoterapi uygula­nacaksa bu girişimleri uygulayabile­cek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine gitmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern radyoterapi için son de­rece pahalı aygıtlar kullanılmakta ve özel eğitimli personel görev yap­maktadır; bu nedenle kanser mer­kezlerinin büyük kasaba ya da kent­lerde toplanması mantıklıdır. Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve dene­yime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek zorunda kalabilirsiniz, ama yine de buna değer. Hastalığınız konusunda uzman birilerinin bakımınızı üstlen­diğini bilmek (özellikle de sizde az rastlanan türde bir kanser varsa) gü­ven vericidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar tarafından uygulanan te­davilerin daha başarılı olabileceğini düşündüren oldukça sağlam kanıtlar vardır. Günümüzde kanserler için uygulanan ameliyatların çoğu, bu alanda uzmanlaşmış cerrahlar tara­fından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diğer personel için de geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastanedeki uzmanlar&lt;br /&gt;Cerrahların dışında, genellikle aşağı­daki uzman doktorlar da kanserli hastaların tedavisinde görev alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Onkologlar: Kanserde radyotera­pi ya da ilaç tedavisi konusunda uz­manlaşmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanla­şırken, medikal onkologlar yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.&lt;br /&gt;•Hematologlar: Kan hastalıkları ko­nusunda uzman olan ve lösemi, ola­sılıkla da lenfoma ya da miyelom te­davisini üstlenirler.&lt;br /&gt;•Palyatif bakım uzmanı: Özellik­le daha ileri evredeki kanserlerden kaynaklanan belirtilerin kontrol altın­da tutulması konusunda uzmanlaş­mış doktordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da daha fazla uz­man birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı tartışmak için dü­zenli toplantılar yapmaları artık gün­delik bir uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık dallarından doktorları ve başta uzman hemşireler olmak üze­re diğer sağlık görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koşullarda, kanser nedeniyle ameliyat edilecek çoğu hastada bir onkologdan görüş alın­malıdır. Size önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle kanserli hastaların te­davisini yukarıda tanımlanan uz­manlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, başka uzmanlar da tedavi­de rol alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek, kanser tanısını doğrulayan ve sınıflandıran doktor­lardır.&lt;br /&gt;•Radyologlar: Röntgenleri ve ta­rama görüntülemelerini yaptırır ve yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri uygula­yabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımcı görevliler&lt;br /&gt;•Radyoterapi teknisyenleri: Bu&lt;br /&gt;teknisyenler onkologların uygulan­masını istedikleri radyoterapiyi ver­me konusunda özel eğitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniş bir eği­tim görürler ve sıklıkla bazı destek­leyici bakım hizmetleri de sunarlar veya düzenlerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aşamasında fizyotera­pist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi başka sağlık çalışanlarıyla da bağlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım görevlileri mad­di olanaksızlık durumunda neler ya­pabileceğiniz ve nereye başvurabi­leceğiniz konusunda size yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorlarla Iletîşîm&lt;br /&gt;Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınız­da gergin ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuşmanız da önemlidir. Ne yazık ki iş yükü nedeniyle uzmanlar hasta­larına istedikleri kadar zaman ayıra­mıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde kullanmanız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanınız genellikle o anki belir­tiler, genel sağlık durumunuz, geç­mişteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel kaygılarınız ko­nusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili psikolojik ve sos­yal kaygılarınızı da dile getirmelisi­niz. Uzmanın sizinle ilgili güncel bil­gilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların paketlerini ya da şişelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce açıklandığı gibi, tedavize ilişkin kararlar size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride bu­lunmadan önce duygularınızı öğren­mek isteyecektir. İlk ya da başlan­gıçtaki görüşmeler büyük önem ta­şır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve tedavi tartışılır. Bu aşamada aklınıza gelen her soru­yu sormalı ve tüm kaygılarınızı açık­lamalısınız. Sormak istediğiniz soru­ları unutmamanız için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. Doktorunu­zun söylediklerini anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.&lt;br /&gt;Hastaların ne kadarını bilmek is­tedikleri ve karar verme sürecine ne ölçüde katılmak istedikleri noktasın­da farklılıklar vardır. Bir hasta her­hangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki önerileri güvenle kabul ederken, bir diğeri daha katılımcı olmak ister. Doktorunuz önerilen tedaviyi, başarı olasılığını, olası yan etkileri ile iş ve yaşamınız üzerinde beklenen etkile­ri size açıklamaktan mutluluk duya­caktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada öğrenmemeyi ter­cih ederken, bazıları daha baştan ay­rıntılı istatistiksel bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoğu, kişisel gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bil­mek istediğiniz şeyleri ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça orta­ya koymadığınız sürece bunu yapa­mazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediği her şeyi aklınız­da tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı bulundurma­nız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya da kaygıları daha görüşmenin başında dile getir­meniz iyi olur. Bazı hastalar kısa not­lar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuşmayı kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu do­ğal iletişimi bozan bir etmen olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavinin seyrine ilişkin raporların anlaşılmasıTedavinizin gidişini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, duru­mu tanımlamakta sıkça kullanılan ba­zı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.&lt;br /&gt;•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sıra­sında ya da sonrasında kanserin kü­çülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için genel­likle kanserde belirgin küçülme ol­ması gerekir. Vücutta hiç kanser be­lirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.&lt;br /&gt;•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı, aktif görünmediği, ancak tamamen de yok olmadığı durum­larda kullanılır. Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kan­serler kimi zaman kendiliklerinden gerileyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce başarılı biçimde kontrol altına alınmış kanserin yeni­den ortaya çıkmasını tanımlayan te­rimlerdir. Yineleme ilk tümör bölge­sinde olmuşsa “yerel” (lokal), me­tastazlara bağlı ise “uzak” olarak ta­nımlanır. Nükslerden sonra, özellikle iyileşme şansının hâlâ sürdüğü dü­şünülen durumlarda kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi zaman bu yakla­şım hasta için en iyisi değildir. Bu konudaki karar büyük ölçüde hasta­nın özgül koşullarına bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci görüş&lt;br /&gt;Her zaman başka bir uzmandan ikin­ci görüş alma hakkına sahipsiniz. Kanserli hastaların tedavisiyle ilgile­nen uzmanlar, hastanın ikinci bir gö­rüşe niçin gerek duyabileceğini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teşvik edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın ken­disi ikinci bir görüş alınmasını öne­rebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci görüşün kısa sü­rede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim ve uzman­lığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin iletildiği biri­sinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün birincisinden farklı ol­ması, ikincinin daha iyi olduğu anla­mına gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi için onay&lt;br /&gt;Birçok kanser tedavisi türünden ön­ce genellikle hastadan bir onay bel­gesi imzalaması istenir. Bu onay, si­ze tedavinin olası riskleri konusunda gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da ya­zılı olarak verilmesini de zorunlu kı­lar. Onay belgelerinin bir amacı has­taların riskleri bilmeden tedaviye başlamasına engel olmak, diğeri de uygun tedaviye rağmen yolunda gitmeyen şeyler olduğunda, hasta­neyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, tüm tıbbi tedavilerin bazı kişilerde yan etkilere yol açabilece­ğini akılda tutmalıdır. Ciddi yan etki oluşma olasılığının genellikle çok düşük olduğunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste veril­diğinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri diğerlerin­den çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorları­nın yardım ve önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı) tartışılması iyi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser tedavilerinin büyük bölü­münde bu oran hasta lehinedir; yine de belli koşullarda yarardan çok za­rar verme olasılığı daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduğu da kuşku­suzdur. Herhangi bir tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar konusunda olabildiğince gerçekçi bilgiler edinmiş olmanız büyük önem taşır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6976241228352198193?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6976241228352198193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6976241228352198193' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6976241228352198193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6976241228352198193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanserin-genel-olarak-tedavisi.html' title='Kanserin Genel Olarak Tedavisi'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1850057977035259905</id><published>2008-04-19T09:31:00.001-07:00</published><updated>2008-04-19T09:31:27.957-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Selülitten kurtulma yolları</title><content type='html'>Her geçen gün yeni çıkan kozmetik ürünlerle ya da teknolojik gelişmelerle kadınları bu dertten kurtarmak isteniyor fakat çoğu zaman yüzde yüz başarılı olmak mümkün olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selülitten kurtulma yolları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doymuş yağ ve karbonhidrat alımını en aza indirin. Su açısından zengin, tuz açısından zayıf beslenin. Protein zengini gıdalar (balık, kabuklu deniz ürünleri, kümes hayvanı ve yumurta) ödemi önler. &lt;br /&gt;Tuz ve tuzlu gıdaları kısıtlayın. Günlük 0,5 gramdan daha fazla tuz almayın, diyet tuzunu tercih edin. Yiyeceklerinizde tuz yerine baharat, limonla tatlandırmalısınız. &lt;br /&gt;Vücudun fazla suyunu atması için beyaz ve kırmızı turp, maydanoz, kereviz, çilek yiyin. &lt;br /&gt;Alkol ve nikotinden kesinlikle uzak durmalısınız. &lt;br /&gt;Günde en az iki litre su içmelisiniz. Sabah kahvaltıdan önce, gece yatarken iki bardak su için. &lt;br /&gt;Sıvı ihtiyacınızı kahve, çay, kola gibi selülit yapan içeceklerle karşılamak yerine su ya da ayran için. &lt;br /&gt;Vitamin ve mineral alın. A ve E vitaminleri deriyi düzgünleştirir, magnezyum metabolizmayı harekete geçirir, fosfor ve silisyum dokuları kuvvetlendirir. &lt;br /&gt;Yapay tatlandırıcılardan, renklendiricilerden ve besin desteklerinden uzak durun. &lt;br /&gt;Bol bol sebze ve meyve yiyin. Özellikle koyu renkli olanlarını tüketin. Koyu kırmızı (karpuz, domates, elma ve kırmızı greyfurt-portakal, siyah üzüm), koyu yeşil (elma, ıspanak, brokoli, biber), koyu sarı (mango) sebze ve meyvelere öncelik verin. Meyveleri yemekten en az iki saat sonra tüketin. &lt;br /&gt;Şekeri kesin. Şekerlemelerden, tatlılardan uzak durun. &lt;br /&gt;Vücudun fazla suyunu atması için beyaz ve kırmızıturp, maydanoz, kereviz, çilek ve pilav yiyin. &lt;br /&gt;Patates, pirinç, elma, havuç su tutucu gıdalardır. Bunlardan tüketmemeye gayret edin. &lt;br /&gt;Günlük gıdanın yüzde 75′ini sebze, meyve, baklagillerden, geri kalanını ise hayvansal gıdalardan olacak şekilde düzenleyin. &lt;br /&gt;Dil peyniri hariç diğer peynirleri suda bekleterek yiyin. &lt;br /&gt;Rezene, elma kabukları ve yeşil çayı karıştırarak hazırladığınız bitki çayını günde en az dört kere içemeye çalışın. &lt;br /&gt;Haftada iki kez balık tüketmeye çalışın çünkü balıkta bulunan fosforun dokuları kuvvetlendirici etkisi vardır. &lt;br /&gt;Mümkünse her gün bir demet maydanoz, kereviz, lahana ve enginar yiyin. &lt;br /&gt;Yemeklerde kızartma yerine haşlama ya da buğulamayı tercih edin. &lt;br /&gt;Birçok antiselülit kremleri deriye hemen girmeyi ve doğrudan doğruya yağ hücrelerini etkilemeyi amaçlıyor. selülit tamamen kaybolmasa da bu ürünlerden bazıları sayesinde azalabiliyor. &lt;br /&gt;Selülitin yok edilmesi için masaj en etkili yöntemlerden biridir. Evde kendi kendinize masaj yapabilirsiniz. Antiselülit kremlerinin dokulara etkisi, daha önce masaj yapıldığı takdirde iki kat daha fazla olur. Nedeni, lenf ve kanın harekete geçmesidir. &lt;br /&gt;Sürekli yüksek topuklu ayakkabılar giyinmek, yanlış şekilde yürümek ya da kambur şekilde oturmak da selülitin oluşma nedenleri arasındadır. Çünkü bunlar toplardamarlarda ve lenf damarlarında kanın geriye doğru akışını olumsuz yönde etkilerler. &lt;br /&gt;Fazla güneşte kalmak selüliti artırıyor bu nedenle çok fazla güneşe maruz kalmamalı ve güneş koruyucu kremlerde yüksek faktörlüleri tercih etmelisiniz. &lt;br /&gt;Selüliti azaltabilecek en iyi yol egzersiz yapmaktır. Özellikle haftada en az 3 kez 35 dakika sürecek aerobik aktivite yapın. Yürüyün, bisiklete binin, yüzün, dans edin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1850057977035259905?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1850057977035259905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1850057977035259905' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1850057977035259905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1850057977035259905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/sellitten-kurtulma-yollar.html' title='Selülitten kurtulma yolları'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6811478027982787262</id><published>2008-04-19T09:27:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:31:01.937-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Ciltteki yaşlanmaya engel olmak</title><content type='html'>Bir çok yöntemle ciltteki yaşlanmaya engel olmak ve genç bir görünüme kavuşmak mümkün. O halde ciltteki yaşlanma nasıl ve hangi yöntemlerle durdurulabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciltteki yaşlanmanın hangi yöntemlerle nasıl durdurulacağını Alman Hastanesi Dermatoloji uzmanlarından Dr. Belma Bayraktar anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Derimizin dış dünya ile sınır olmaktan çok daha fazla işlevleri vardır. Derimiz, aynı zamanda vücudumuzun içinde olup bitenleri dışarıya yansıtan ve mesaj ileten bir organımızdır. Sürekli güneşe maruz kalma nedeniyle oluşan ve fotoyaşlanma adı verilen yıpranma orta deride birtakım yapısal değişiklikler meydana getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciltte yıpranma meydana gelirken renginde sararma, lekeler, gevşek tonüslar, derin kırışıklıklar ve bağ dokusunda da dejenerasyonlar görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca prekanseröz ve kanseröz oluşumlar ise zamanla artar. Bu değişimler güneşten korunmanın ne kadar önemli olduğunu bizlere anlatmaktadır. Deri yaşlanması iki farklı özellik taşımaktadır. İç etkenler ile geçen zamana bağlı olarak gelişen yaşlanma gerçek yaşlanmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış ve çevresel etkenlere bağlı yaşlanma ise aktinik veya fotoyaşlanma adı verilen yaşlanmadır. Gerçek yaşlanma genler ile planlanan, doğal, fizyolojik bir durumdur. Fotoyaşlanmayı ise çevresel etkenler hızlandırır ve erkene alır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlanmaya etki eden faktörler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme ve diyet: Su, lipit, selenyum, E vitamini, C vitamini, A vitamininin&lt;br /&gt;rolleri tartışılmaz. Alkolün olumsuz etkileri var. Sigara kullanımında&lt;br /&gt;ise kan akımı engellenerek cilt yapısında bozulmalar oluyor, kırışıklıklar&lt;br /&gt;artıyor. Deride nem oranı azalıyor, dudak ve ağız kanserlerinde artış&lt;br /&gt;oluyor. Yara iyileşmesi bozulup çeşitli cilt hastalıklarında artış da oluyor.&lt;br /&gt;Genetik faktörler&lt;br /&gt;Hormonlar: Menopoza giren kadınlarda östrojen eksikliği ile cilt yaşlanmasında artış olur. Benzer durum andropoza giren erkeklerde de gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlanmayı engellemek elinizde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cildimizdeki yaşlanmanın önüne geçebilmek için gönümüzde pek çok yöntem bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş koruyucuları: Cilt yaşlanmasının önüne geçmek için öncelikle güneşin olumsuz etkilerinden korunmak gerekiyor. Bunun için de güneş koruyucuları öneriliyor. Doktor tavsiyesi ve kontrolüyle A, E vitamini ve östrojen ile kırışıklıklar azaltılabilir. Nemlendirici kullanımı ise deriye gergin ve pürüzsüz bir görünüm sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde bu amaca yönelik olarak satılan çok sayıda kozmetik ürün mevcut. Çok iyi ve pahalı olsalar da her cilt tipinde olumlu sonuç vermeyebilir, hatta bazen istenmeyen reaksiyonlara yol açabilir. Bu yüzden öncelikle test edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makyaj sonrasına dikkat: Cilt yaşlanmasının önüne geçilmesinde makyaj sonrası bakımı da çok önemli. Cilt makyajdan sonra mutlaka çok iyi temizlenmeli, temizleme sütlerinden sonra bile artık kalmaması için su ile durulanmalı. Çünkü yağ salgısı fazla olan ciltlerde örtücü ürünler gözenekleri kapatarak, salgının birikimine neden olabilir. Zamanla bu salgıda mikroorganizmalar gelişmeye başlayabilir. Sivilceli ciltlerde bunları sıkmak ve oynamak, kistlere ve kalıcı izlere neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nemlendiriciler: Kuru bir ciltte ise nemlendirici kullanmak zorunludur. Cildimiz için dermatoloji uzmanı tarafından yazılan reçetelerde tavsiye edilen ürünleri kullanmak da bir diğer önemli noktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peeling (cilt soyma): Cilt yaşlanmasının önüne geçen bir diğer uygulama ise halk arasında cilt soyma olarak bilinen peeling. Bu uygulamanın uzun vadede kollajen yapımını artırarak yaşlanma etkilerini giderdiği biliniyor. Bunun yanı sıra ciltteki lekelerin, sivilce ve izlerinin, siyah noktaların, çukur izlerin, ince kırışıklıkların ve kıl dönmelerinin tedavisinde de çok başarılı sonuçlar alınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolgu: Cilt ile uyumlu, test gerektirmeyen, güvenli birtakım dolgu maddeleri kullanarak mevcut kırışıklıklar yok edilebiliyor. Bu yöntemle kırışıklıklar giderilirken dolgun ve biçimli dudaklara da kavuşmak mümkün. Dolgu işlemi ayrıca alt-üst dudak arasında hacimsel dengesizliklerin giderilmesinde de kullanılıyor. Dolgu işlemi ile önceden mevcut çukur yaralanma veya sivilce izlerini de tedavi ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Botox: Özel bir bakteriden üretilmiş, doğal, saflaştırılmış protein esaslı bir ilaç olan Botox ile mevcut kırışıklıklardan kurtulmak mümkün. Özellikle kaş&lt;br /&gt;çatma, alın ve göz çevresi kırışıklıklarında bu uygulamadan mucizevi sonuçlar alınıyor. Bu yöntemle kişinin arzu ettiği oranda kaşlarını kaldırmak da&lt;br /&gt;mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Botox’un etkisi 3-7 günde başlıyor, 10-15 günde yerleşiyor, ortalama 6 ay kadar da devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezoterapi: Cildi besleyici, onarıcı, hücre yapılanmasını sağlayıcı, birtakım ampullerle sağlıklı, gergin ve ışıltılı bir cilt elde edilebiliyor. İşlem ağrısız olup, seanslar hekim ve kişi tarafından belirleniyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6811478027982787262?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6811478027982787262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6811478027982787262' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6811478027982787262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6811478027982787262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/ciltteki-yalanmaya-engel-olmak.html' title='Ciltteki yaşlanmaya engel olmak'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-9040999010348440146</id><published>2008-04-19T09:26:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:27:31.026-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Sivilce tedavisi</title><content type='html'>Sivilce tedavi edilebilir bir hastalıktır. Yüzdeki yağ kanallarının tıkanmasına engel olan ve tıkanıklıkları açar bir takım sürme ilaç ve jeller, a vitamini türevi ilaçlar, ciltte sivilce oluşmasını sağlayan mikropları öldüren antibiyotik ilaçlar sivilce tedavisinde kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde ve güzellik salonlarında uygulanan sivilce tedavi yöntemleri tedavi edici özellikte değildir. Sivilceleri yok eden bir takım kozmetik ürünler yağ kanallarının içine girerek mikropları öldürme gibi etkileri yoktur. Sağlıklı bir tedavi için bir dermatoloğa görünmeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilceyi sıkmak doğru mudur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilcelerin sıkılmaması gerekir. Sivilceleri sıkmak yağlanmanın diğer dokulara yayılmasına sebep olur. Buda ciltte iz kalmasına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres sivilce yapar mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres sivilcelerin artmasına sebep olur. Stres ciltteki yağlanmayı artırdığından sivilceleri de artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilce oluşumunda temizliğin önemi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilce ciltteki aşırı yağlanma ile oluşur. Sivilceli hastanın yüzünü normalden fazla yıkaması yağlanmayı azaltmaz. Cildi kuruttuğu içib sabun benzeri temizleyiciler kullanılabilir. Nemlendirici ve benzeri ürünlerin mutlaka yağsız olanları kullanılmalıdır. Fondoten ve pudra gibi kozmetik ürünler kullanılmamalı, kullanılacaksa bile bunların yağ içermeyen çeşitleri kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilce izlerinin tedavisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilceler tedavi edildikten sonra eğer ciltte çukur biçminde izler kaldıysa lazer tedavisi yapılabilir.Bir çok lazerle tedavi şekli vardır. Genel olarak lazer tedavisi ile izler %50 ile %80 arası düzeltilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-9040999010348440146?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/9040999010348440146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=9040999010348440146' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/9040999010348440146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/9040999010348440146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/sivilce-tedavisi.html' title='Sivilce tedavisi'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5629337983061667480</id><published>2008-04-19T09:21:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:22:13.951-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Saç Dökülmesi</title><content type='html'>Saç dökülmesi belli bir oranda tıbbi açıdan normaldir. Her gün yaklaşık 50 ile 100 arası saç telinin dökülmesi normaldir. Saçların bunun üzerinde dökülmesi normal değildir. Dökülen saç tellerinizin sayısını bilemezsiniz elbet fakat tarakta, lavaboda biriken, kıyafetlerinizin üzerinde görülen saç tellerinden saçlarınızın normalin üzerinde döküldüğünü anlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıbbi adı alopesi olan saç dökülmesi bir kaç şekilde görülür. Bunların en yaygın görüleni erkek tip saç dökülmesidir (androgenetik allopesi). Erkek tipi saç dökülmesinde saçlar şakaklardan ve kafanın tepesinden incelmeye başlar. Erkeklerde görülen bu tip dökülme yaş ilerledikçe artar ve tepedeki saçlar tamamen dökülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda saçlar sadece yanlarda ve arkada kalır. Erkeklerde 20li yaşlarda başlayan bu dökülme giderek artar. Erkek tipi saç dökülmesi genetiktir. Babadan veya anneden genetik olarak geçer. Normal dökülmenin dışında bir durumdur ve genetik olduğundan önlenmesi neredeyse mümkün değildir. Bunun haricinde erkel tipi saç dökülmesini tetikleyen başka sebeplerde vardır. Bunların başında yaşlılık ve erkeklik hormonu gelir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5629337983061667480?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5629337983061667480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5629337983061667480' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5629337983061667480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5629337983061667480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/sa-dklmesi.html' title='Saç Dökülmesi'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8104409705101663135</id><published>2008-04-19T09:11:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:21:40.224-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sigaranın Zararları'/><title type='text'>Sigaranın Vicuda Zararları</title><content type='html'>Ağız kokusu yapar, diş ve diş eti hastalıklarına yol açar. &lt;br /&gt;Dudak, yanak ve gırtlak kanserine neden olur. Hatta sigarayı yakmadan dudağında taşıyan yada tütün çiğneyenlerde de ağız için kanserleri görülür. &lt;br /&gt;Dilde, tat alma duyusunda bozulmalar olur. &lt;br /&gt;Beyin hücrelerinin ölümüne yol açar. Öğrenme bozuklukları, hafıza zayıflığı ve erken bunama görülür. &lt;br /&gt;Göz merceğinin saydamlığının azalmasına yani katarakta sebep olur. &lt;br /&gt;Cildin yapısının bozulmasına neden olur. Leke ve kırışıklık oluşur. Selülitlere sebep olur. &lt;br /&gt;Burunda koku alma duyusu azalır. &lt;br /&gt;Sinüzit, farenjit, bademcik ve orta kulak iltihabı gibi üst solunum yolu hastalıklarına yol açar. &lt;br /&gt;Damar sertliğini hızlandırır. Beyin ve kalpte damar tıkanıklığına neden olur. Kalp krizi ve tansiyon yükselmesi görülür. &lt;br /&gt;Erkeklerde iktidarsızlığın başlıca sebeplerindendir. Ayrıca mesane kanserinin önemli nedenlerindendir. &lt;br /&gt;Akciğerlerde çeşitli hasarlara, astım ve kronik bronşit gibi hastalıklara neden olur. Bronşlarda ve akciğerlerde birçok çeşit kanserin oluşmasına neden olur. &lt;br /&gt;Gastrit, ülser ve reflü hastalığına sebep olur. Mide ve yemek borusu kanserine yol açar. &lt;br /&gt;Gebelikte tüketilen sigara düşük doğumlara ve bebekte gelişme geriliğine neden olur. &lt;br /&gt;Erken menopoz ve rahim kanserinin sebebidir. &lt;br /&gt;Parmaklarda sararmaya ve tırnaklarda zayıflamaya yol açar. &lt;br /&gt;Kemik erimesine neden olur. &lt;br /&gt;Burger hastalığına sebep olur. Bu haslatık, el ve ayaklardan başlayarak tıkanıklığa yol açar ve uzuvların kesilmesi gerekir. &lt;br /&gt;Vücutta yorgunluk, uykusuzluk hali, stres, gerilim, performansta düşme ve reflekslerde azalma görülür. &lt;br /&gt;Pankreas kanseri riski artar. &lt;br /&gt;Hastalık, yara ve ameliyat tedavileri uzun sürer. &lt;br /&gt;Kullanılan ilaçları etkisizleştirebilir. &lt;br /&gt;Bütçenize yük olur, çevre kirliliğine yol açar, yangınların en önemli sebeplerindendir. &lt;br /&gt;Çocuklarınız kanseri önleyen genlerden yoksun hayata gelir. &lt;br /&gt;Hamilelerde %10-15 eksik kiloda doğuma ve bebek zeka eksikliğiyle doğar. &lt;br /&gt;Çevrenizdekileri de bu zararları verirsiniz. Çocuğunuzun sigaraya başlama oranı daha fazladır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8104409705101663135?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8104409705101663135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8104409705101663135' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8104409705101663135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8104409705101663135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/sigarann-vicuda-zararlar.html' title='Sigaranın Vicuda Zararları'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6785327896156278056</id><published>2008-04-19T09:09:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:11:39.439-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Tuzu kesmek kalp krizi riskini azaltıyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.binbirmarka.com/images/library/TermalTuz2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.binbirmarka.com/images/library/TermalTuz2.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmada, günlük tuz alımının 6 gramı geçmemesi (erişkinler için önerilen miktar) gerektiği uyarısında bulunularak, tuz tüketimini az miktarda azaltmanın, kalp ve damar hastalıkları riskine büyük etkisi olduğu vurgulanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük beslenmelerindeki tuz tüketimini önemli miktarda düşüren insanların, gelecek 10-15 yılda kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığı yüzde 25 oranında azalıyor. Bu kişilerin, kalp-damar hastalıklarından ölme riski de yüzde 20 düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’deki bir tıp ekibinin, Boston’da kan basıncı düzeyi yükseğe yakın ya da yüksek tansiyona meyilli 3 bin 126 kişiyle yaptığı araştırmada, bu kişilerin tuz tüketimini 10 gramdan 7 gram civarına (yüzde 25-25 oranında) düşürüldü. Ayırca, bu kişilerin uzun dönemli diyetlerinde de az tuz tüketimine yöneldikleri saptandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“TUZUN AZ MİKTARDA AZALTILMASININ BİLE ETKİSİ BÜYÜK”&lt;br /&gt;Londra’daki St George Hastanesi’nden Profesör Graham MacGregor, bu yeni çalışmanın çok önemli olduğunu belirterek, bununla, tuz tüketiminin azaltılmasıyla kalp hastalığı, kalp krizi ve inme geçiren insanların sayısının da gerileyeceğinin ortaya konduğunu, daha önceden ise elde bu yönde bir kanıtın bulunmadığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük tuz tüketiminin az miktarda azaltılmasının, hastalık risklerine karşı büyük etkisinden bahsettiklerine dikkat çeken McGregor, tüketilen tuzun dörtte üçünün zaten alınan gıdaların içinde bulunduğunu, günlük 6 gram tuz tüketimi hedefinin de, yediklerine dikkat etmeleri durumunda çoğu insan için ulaşılabilir olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesör McGregor, ürünlerdeki tuz miktarının sınırlanması konusunda gıda üreticilerin büyük sorumluluğu olduğunu da belirtti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6785327896156278056?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6785327896156278056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6785327896156278056' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6785327896156278056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6785327896156278056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/tuzu-kesmek-kalp-krizi-riskini-azaltyor.html' title='Tuzu kesmek kalp krizi riskini azaltıyor'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-9127921540467133407</id><published>2008-04-19T09:08:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:09:50.443-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kalbe Yarayanlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/259614.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.ntvmsnbc.com/news/259614.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzüm suyu kalbe yararlı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız bilim adamları, üzüm suyunun kırmızı şarap kadar kalp hastalıklarında koruyucu etkiye sahip olabileceğini açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışma çerçevesinde, Strasbourg Louis Pasteur Üniversitesi araştırmacılarının, iri taneli siyah üzümün (concord) suyunu deneye tabi tuttukları ifade edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı şarabın ve bazı üzüm çeşitleri suyunun kardiyovasküler hastalıklarla ilgili bir proteinin üretimini durdurabilen yüksek düzeyde polifenol içerdiği kaydedildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schini-Kerth, her üzüm suyunun aynı etkiye sahip olmadığını hatırlatarak, polifenol içerenlerin koruyucu olabileceğini vurguladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-9127921540467133407?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/9127921540467133407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=9127921540467133407' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/9127921540467133407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/9127921540467133407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalbe-yarayanlar.html' title='Kalbe Yarayanlar'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3748552312509434353</id><published>2008-04-19T09:05:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:08:18.974-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Panik atak nedir ??</title><content type='html'>Hastaların çoğu zaman “kriz” adını verdiği bu nöbetler yani panik atak birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve şiddeti 10 dakika içinde en yoğun düzeye çıkar. Çoğu zaman 10-30 dakika, seyrek olarakta 1 saat kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panik atak en kısa ve öz tabiri ile ani olarak ortaya çıkan endişe - kaygı nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır. Bu yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü birşey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister. Çoğu zaman gidilen bir hastanede veya acil serviste herhangi bir girişimde bulunmaksızın bu belirtiler geçer ve kişi kendini iyi hisseder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panik nöbeti sırasında aşağıdaki belirtiler görülebilir. Bu belirtilerden dört tanesinin görülmesi çoğu zaman yeterli olur. Genel olarak kişiler nöbetler sırasında bu belirtilerde 7-10 arası belirti yaşamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 - Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama&lt;br /&gt;2 - Terleme&lt;br /&gt;3 - Titreme ya da sarsılma&lt;br /&gt;4 - Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma&lt;br /&gt;5 - Soluğun kesilmesi&lt;br /&gt;6 - Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma&lt;br /&gt;7 - Bulantı ya da karın ağrısı&lt;br /&gt;8 - Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma&lt;br /&gt;9 - Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme).&lt;br /&gt;10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu&lt;br /&gt;11- Ölüm korkusu&lt;br /&gt;12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu&lt;br /&gt;13- Üşüme ürperme ve ateş basması&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3748552312509434353?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3748552312509434353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3748552312509434353' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3748552312509434353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3748552312509434353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/panik-atak-nedir.html' title='Panik atak nedir ??'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-449106983013845584</id><published>2008-04-19T09:02:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:03:55.358-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kalp sağlığının altın kuralları</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/188581.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.ntvmsnbc.com/news/188581.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aritmi, yüksek tansiyon, miyokardi gibi ciddiye alınması gereken rahatsızlıklar, batı ülkelerinde oldukça yaygın. Gelişmiş ülkelerde ölüm nedenleri arasında birinci sırayı alan kalp ve damar hastalıklarına karşı korunmak içinse bazı önlemler alınması gerekiyor. Kalp sağlığı için en temel şartlar dengeli beslenme, fiziksel egzersiz, sigara ve alkolden uzak durmak ve stresten kaçınmak olarak öne çıkıyor.&lt;br /&gt;Beslenme: Tansiyonu ve kolesterolü kontrol altına almanın ilk şartı sağlıklı ve dengeli bir diyet uygulamak. Bunun için doymuş yağlardan ve tuzdan olabildiğince kaçınmak, meyve, sebze ve lif yönünden zengin besinlere yönelmek gerekiyor. Doğru rejimin az miktarda protein içermesi, bu proteini ise balık, kümes hayvanları ve soyadan alınması gerekiyor.&lt;br /&gt;Kilo: Yüksek tansiyona yol açan nedenlerin başında kilo almak geliyor. Öte yandan kilo kaybı, özellikle karın bölgesinden zayıflandığında kan basıncını hemen düşürerek kalbin boyutlarını küçültüyor. Tansiyon hafif şekilde yüksekse beslenmede tuzu kesmek, ilaç kullanmadan tansiyonu normale düşürmeye yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;Alkol ve sigara: Sigara tiryakilerinin mutlaka sigarayı bırakması gerekiyor. Sigarasız geçen ilk günden itibaren tansiyon düşmeye başlıyor. Tansiyonu yükselten bir diğer etmen olan alkol, aynı zamanda bazı ilaçlarla etkileşim yaratabiliyor. Çok fazla kalori içermesine karşın hiçbir besleyici değer taşımayan alkol, organizmaya zarar veriyor. Günde belli bir miktarın üzerine çıkılmaması gerektiğini söyleyen uzmanlara göre bu limit, günde 1 veya 2 kadeh kırmızı şarap olarak gösterilebilir.&lt;br /&gt;Fiziksel egzersiz: Fiziksel egzersiz, damarların esnekliğini artırmaya ve korumaya yardımcı. Hareketsiz bir yaşam sürdüren insanların sporculara göre hipertansiyona yakalanma riski yüzde 35 daha fazla. Ancak yüksek tansiyonu olanların, bir doktora danışmadan evvel egzersize başlamamaları gerektiği önemle belirtiliyor. Araştırmalara göre fiziksel egzersiz, yüksek tansiyonu olanlarda tansiyonu kontrol altına alıyor ve ilaç kullanımına gerek bırakmıyor.&lt;br /&gt;Stres: Stres de hipertansiyonu tetikleyen etkenlerden. Bazı rahatlama teknikleri ve psikoterapi huzursuzluğu ve stresi azaltarak kalp sağlığı terapisini tamamlayan unsurlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-449106983013845584?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/449106983013845584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=449106983013845584' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/449106983013845584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/449106983013845584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalp-salnn-altn-kurallar.html' title='Kalp sağlığının altın kuralları'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-4905933792739687761</id><published>2008-04-19T09:00:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T09:01:37.527-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kalp Yetmezliği Nedir ??</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.hastarehberi.com/diet/diet5/diyet84.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.hastarehberi.com/diet/diet5/diyet84.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp yetmezliği kalbin kanı pompalama yeteneğinin kaybolması yani dokulara yeterli kan ve oksijenin gitmemesi durumudur. Kendi basma özgül bir hastalık olmamakla birlikte, yaygın ve ciddi sorunlara yol açabileceği için önemlidir.Kalp yetmezliği kalbin yeterince çalışmaması anlamına gelir. Kalbin işlevsel yeteneklerinin azaldığı bazı kalp hastalıklarında kalp yeterli çalışabilmek için düzenleyici süreçler geliştirir. Bu durumda kalp yetmezliği engellenmiş olur. Örneğin taşikardi, yani kalbin dakikada atım sayısının hızlanması böyle bir süreçtir. Her kasılmada gerekli miktarda kanı vücuda pompalayamayan kalp, bu yetersizliği karşılamak için daha sık kasılır. Bir başka düzeltici süreç&lt;br /&gt;de kalp karıncıklarının genişlemesidir. Böylelikle karıncıklardaki kan miktarı artar. Bu durumda, güçsüz kalmış olan kalbin, normal miktardaki kanı bile atmakta zorluk çekerken, daha çok kanı vücuda pompalamakta yetersiz kalacağı düşünülebilir. Oysa kalp kası liflerinin gerilmesi daha büyük bir güçle kasılmalarına yol açar. Başka bir deyişle kalp boşluklarının genişlemesi sonucunda gerilen kalp kası lifleri yüksek bir güçle kasılır. Ayrıca kalp boşluklarının genişlemesine her zaman aşın büyüme (hipertrofi) eşlik eder. Olağan koşullara göre daha çok güç harcaması gereken kas lifleri büyüyüp kalınlaşırlar; böylece kasılabilme yetenekleri önemli ölçüde artar. Kalp boşluklarının genişlemesi, bir açıdan kalbin yeterli çalışmasını sağlasa da, birçok sakıncayı da birlikte getirir.&lt;br /&gt;ikincil önem taşıyan bir başka düzenleyici süreç ise, karaciğer ve dalak gibi organlarda depolanmış durumdaki kanın genel dolaşıma aktarılmasıdır. Dokulara az miktarda kan gelmesi durumunda, kılcal damar ağı bakımından zengin organlarda depolanmış kırmızı kan hücreleri genel dolaşıma aktarılır. Bu süreç de, sonuçta kalbin daha çok çalışmasına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASTALIĞIN BELİRTİLERİ&lt;br /&gt;Tedavinin zamanında başlamasını sağlamak ve hastalığın ağırlaşmasını önlemek açısından başlangıç belirtilerim bilmek önemlidir.&lt;br /&gt;Hastalık ani ve şiddetli bir güç harcandıktan sonra ortaya çıkabilir. Önceleri belirtisiz seyreden hastalık, şiddetli güç harcanması sonucunda dengelerin altüst olmasıyla belirti vermeye başlar. Ama genel olarak yavaş ilerleyen hastalığın önceleri hafif olan belirtileri giderek şiddetlenir. Sağlık durumu iyi olan bir kişi güç harcamayı gerektiren işleri başarıyla tamamlayamaz. Hastalar soğuk havada bir merdiven çıkarken ya da yokuş yukarı yürürken zorlanmaya başlarlar. Solunum zorlaşır ve hasta ya adımlarım yavaşlatmak ya da durmak zorunda kalır. Bu durum önceleri hastayı biraz şaşırtsa da, pek önem vermez, olayı bir anlık yorgunluğa bağlayarak geçiştirir. Bundan sonra, uyarıcı bir başka belirti ortaya çıkar: Yorucu bir günün sonunda ayak bileklerinde şişme (ödem) ortaya çıkar. Şişler hamur kıvamındadır ve sabah saatlerinde kaybolur. Nefes darlığı ve şişme önceleri hafiftir;&lt;br /&gt;ileri dönemlerde ise çok şiddetli ve ağır bir tablonun gelişimine yol açarak kalp yetmezliğinin en önemli iki belirtisin! oluştururlar. Daha sonra tabloya eklenen morarma özellikle yüz, el ve ayakların kırmızı-mor bir renk almasına yol açar. Zamanında tedavi edilmezse belirtiler giderek şiddetlenir. Nefes darlığı artık basit hareketlerde de görülür;&lt;br /&gt;ayaklardaki şişlikler giderek artar ve bacaktan yukarı doğru yayılır, morarma da iyice belirginleşir. Kalp yetersizliğinin en ileri aşamasında nefes darlığı dinlenme sırasında da görülür; şişme, bacakların dışındaki bölgelere de, örneğin kama, erkeklerde cinsel organlara ve hatta göğse yayılır; morarma ileri derecede yoğunlaşır.&lt;br /&gt;Bu belirtilerle birlikte ikincil olarak, kalp astımı ya da akciğer ödemi (akciğerlerde sıvı birikimi) görülür. Ani gelişen bu durum boğulmaya benzer bir izlenim yaratan ciddi bir tablodur.&lt;br /&gt;Belirtilerin nasıl ortaya çıktığım anlayabilmek için, yetersizlik halindeki kalp ve dolaşım sisteminin hangi koşullar altında bulunduğunu açıklamak gerekir. Kalp, içerdiği kanın tümünü pompalayamaz. Her kasılmada gerekenden daha az miktarda kanı damarlara vererek daha az enerji harcar. Sonuçta kanın dolaşma hızı giderek azalır ve morarma gelişir. Hastalığın ağırlığına göre, kalbin pompalayamadığı az ya da çok miktarda kanın karıncık içinde kalması sonucunda karıncık içi basınç artar. Bu basınçtan ötürü, dokulardan gelen toplardamar kanının sağ karıncığa, akciğer toplardamarından gelen kanın da sol karıncığa boşalması engellenir. Sonuçta büyük dolaşımın toplardamar sisteminde basınç artışı ve ödemler ortaya çıkar. Küçük dolaşımdaki basınç artışı ise akciğer ödemine ve nefes darlığına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Nefes Darlığı&lt;br /&gt;Kalp yetmezliğinin hastalık tablosunu başlatan ilk belirti nefes darlığıdır. Hastanın kalp-dolaşım sistemindeki bozukluk açısından büyük önem taşır. Bazı olgularda ise oksijen azalması ve karbon dioksit artışının (çok ağır olgular dışında kan gazları değerleri normaldir) solunum merkezlerim uyarması da nefes darlığına yol açabilir.&lt;br /&gt;Ama nefes darlığının temel nedeni, akciğerde kan göllenmesi, yani akciğer damarlarında aşın kan birikmesidir. Benzer bir durum olan, büyük dolaşımın toplardamar sistemindeki basınç artışı da, daha önce belirtildiği gibi, kalbe gelen bütün kanın vücuda pompalanamamasının sonucudur. Aynı süreç kanın küçük dolaşımdan kalbe gelmesini de engeller. Solunum sistemindeki gaz alışverişi ve akciğer hareketleri de önemli ölçüde engellenir; solunum güçleşir. Kalp hastaları akciğerdeki sıvı birikimim azaltmak için daha uygun bir duruş seçer, yan oturur ya da oturur bir konum alırlar (ortopneik durum). Ağır kalp yetmezliğinde hastalar, geceleri yatakta yatmak yerine koltukta oturmayı tercih ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Akciğer Ödemi&lt;br /&gt;Akut sol karıncık yetmezliği nöbetidir. Kalp yetmezliği, hastalığın nedenine göre, karıncıklardan birinde ortaya çıkar. Kasılma yeteneğinin azalması öncelikle sol karıncığı ilgilendiriyorsa, kalbe toplardamarlar ile vücuttan önemli miktarda kan geldiğinden sağ karıncık bu kam akciğerlere yollamayı başarabilir, akciğer engelim aşan kan sol karıncığa ulaşabilir, ama sol karıncık bu kanın hepsini aorta pompalayamaz. Böylece sol karıncığın gerisinde yani akciğer ağacında kan göllenmeye başlar, yani akut akciğer ödemi (göllenmesi) gelişir.&lt;br /&gt;Bu koşullarda kalp astımı adı verilen bir nefes darlığı nöbeti ortaya çıkar. Bu nöbet hemen durmazsa, aşırı miktarda kan birikiminden ve oksijen eksikliğinden ötürü çok büyük bir yük altında bulunan akciğer damarlarından açığa çıkan sıvı hava keseciklerim (alveol) doldurur ve kan ile hava arasındaki normal alışverişi önemli ölçüde bozar; böylece kanın oksijen içeriği daha da azalır. Bu duruma akciğer ödemi denir. Solunum giderek zorlaşır ve hastanın boğulmaya karşı verdiği korku dolu bir mücadeleye dönüşür.&lt;br /&gt;Vücut yatar durumdayken toplardamarlardan kalbe dönen kan miktarı arttığından, nefes darlığı nöbetleri daha çok geceleri görülür. Aynı koşullarda vücudun alt bölümüne giden kan miktarı da azalır ve hasta bu durumu gidermek için oturur vaziyet alarak ayaklarını yatağın kenarından sarkıtır. Nöbet oldukça ağır seyretmekle birlikte, uygun ilaçlarla denetlenebilir niteliktedir. Altta yatan kalp yetmezliği ne kadar hafifse tablonun düzeltilmesi de o ölçüde kolaydır. Belirtiler olguların çoğunda kısa sürede düzelir ama hasta bitkin düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASTALIĞIN NEDENLERİ&lt;br /&gt;Daha önce belirtildiği gibi kalp yetmezliği, kalbi olumsuz etkileyen çeşitli hastalıklar sonucunda gelişmektedir. Bunların en önemlileri doğrudan kalbi ilgilendiren mitral kapak (sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki kapak) yetmezliği ve darlığı ile aortun (daha doğrusu aortun yarımay kapağının) yetmezliği ve darlığıdır. Bu kapak bozukluklarının nedeni genellikle frengi ya da başka enfeksiyon hastalıkları, özellikle de akut romatizmal ateştir. Uygulanacak tedavinin amacı kalp yetmezliğim yenmektir.&lt;br /&gt;Günümüzde önlenmesi oldukça zor olan bir rahatsızlık da vücudun bütünü-nü etkileyen damar sertliğidir. Bu hastalık atardamar duvarlarının sertleşmesi-ne, damarların esnekliklerinin azalma-sına yol açar. Kalbin bu sert damarlara kanı pompalaması güçleşir. Ama damar sertliğinin en önemli etkisi kalp kasım besleyen atardamarların (kroner atardamarlar) etkilenmesiyle kalbin kan akımının ve kalbe gelen oksijen miktarının azalmasıdır.&lt;br /&gt;Kalp kası iltihapları ve tiroit bezinin aşın hormon salgılaması da (hipertiroidizm) belli oranlarda kalp yetmezliğine yol açan hastalıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASTALIĞIN TEDAVİSİ&lt;br /&gt;Kalp yetmezliği olgularında kullanılan oldukça etkili ilaçlar vardır. Bu ilaçlar birçok insanın yaşamım kurtarmıştır. Bunların en önemlisi dijitaldir.&lt;br /&gt;Kalp yetmezliği hastaları için beslenmenin büyük önemi vardır. Öncelikle alınan besin miktarı az olmalıdır. Hekimler ilk günlerde daha çok şekerli su, portakal suyu, açık çay, sebze sulan gibi sulu besinler önerir. Alınan besinler daha sonra aşamalı olarak artırılır ve günlük besinler birkaç öğüne bölünerek verilir. Sindirim işlevi, kalbin yükünü önemli ölçüde artırdığından besinlerin iyice çiğnenerek ve az miktarda alınma-sı gerekir. Öncelikle yağlar önemli ölçüde kısıtlanmalıdır ve hekim gerekli görürse ödemli olgularda tuz sınırlama-sı uygulanır. Beslenmede tuz sınırlama-sı uygulandığında idrarla atılan su miktarı artar, ödemler kaybolur ve kalbin yükü azalır. Kalp kası dokusunun oksijenlenmesini engelleyen sigara bütünüyle kesilmelidir; kahveye izin verilebilir.&lt;br /&gt;Hekimin önerilerin! düzenli olarak uygulayan ve ilaçlanm alan bir hasta başanyia tedavi edilebilir. Tedavi başa-nlı da olsa, kalpte hastalık olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla kalp yetmezliğim ağırlaştıracak ağır bedensel güç&lt;br /&gt;harcamaktan kaçınmak gerekir. Gerekli önlemleri alan hasta uzun yıllar yaşayabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-4905933792739687761?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/4905933792739687761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=4905933792739687761' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4905933792739687761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4905933792739687761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalp-yetmezlii-nedir.html' title='Kalp Yetmezliği Nedir ??'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3587680790476498145</id><published>2008-04-19T08:59:00.002-07:00</published><updated>2008-04-19T09:00:19.120-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Koroner Kalp Hastalığı ve Kalp Krizi</title><content type='html'>Koroner yetersizliği olarak ifade edilen bu durumda hastayı hekime yönlendiren en önemli belirti angina pektoris adı verilen göğüs ağrısıdır. Angina pektoris, göğüs kemiği arkasından başlayan, göğsün her iki kısmına, omuzlara, kollara, sırta ve alt çeneye yayılabilen, baskılayıcı, sıkıştırıcı ezici ya da yanıcı karakterde olabilen, egzersizle veya yemekle ortaya çıkan ve istirahatle veya dil altı nitrat preparatları ile geçen bir ağrıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp Krizi (Miyokard enfarktüsü): Kalbi besleyen koroner damarlarda, kan akımının kesilmesi sonucu meydana gelir. Kan akımı kesilmesi ise çoğunlukla, atherosklerotik plakta çatlama sonucu pıhtı oluşumu ve damarın tıkanması ile olur. Normal bir koroner damarda veya atherosklerotik damarda uzun süren spasm olması ile de kan akımı durup, kalp krizi meydana gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekonder Korunma:&lt;br /&gt;- Kroner kalp hastalığı tanısı konulmuş hastaların belirlenmesi ve tedavisi ile&lt;br /&gt;- Kalp krizi geçirmiş hastaların, tedavi ve rehabilitasyonunu ve ikinci bir kardiovasküler olay geçirmelerini engellemeyi kapsar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3587680790476498145?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3587680790476498145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3587680790476498145' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3587680790476498145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3587680790476498145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/koroner-kalp-hastal-ve-kalp-krizi.html' title='Koroner Kalp Hastalığı ve Kalp Krizi'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7443358317694739148</id><published>2008-04-19T08:59:00.001-07:00</published><updated>2008-04-19T08:59:45.285-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kalp Kapağı Hastalikları</title><content type='html'>Dünyada tüm ölümlerin %1-2’sinin sorumlusu olan hastalığın kalp üzerindeki olumsuz etkileri genellikle hastalığın kalbi tahrip etmesinin ardından ortaya çıkıyor. Bu nedenle hastalığı bilip, erken dönemde tedavi olmak çok önemli...&lt;br /&gt;Kalp kapağı hastalıkları özellikle ülkemizin bulunduğu coğrafyada, gerek yaşam kalitesine, gerekse de yaşamın kendisine karşı ciddi bir tehdit boyutunda varlığını koruyor. Esasen dünyada tüm ölümlerin %1-2’sini kalp kapağı hastalıkları oluşturuyor. &lt;br /&gt;Bunun da ötesinde kimi zaman koroner kalp hastalıklarına eşlik eden kalp kapağı hastalıkları rahatsızlığın boyutunda artışa yol açarken, kalp kapağı hastalıkları zemininde oluşan kalp yetmezlikleri, kalp atışlarında düzensizlikler (ritm bozuklukları) insanlarda ciddi yakınmaların oluşumuna yol açabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KALP KAPAKLARI NEDİR&lt;br /&gt;Kalp, gevşeme ve kasılma hareketleri yaparak kanı sürekli ileri doğru pompalayan en hayati organımız. Birbirinden kaslarla ayrılan dört odacıktan oluşan kalp içinde kanın, vücutta yaptığı gibi hep ileri doğru hareket etmesi, geriye kaçmaması gerekiyor. İşte bu ileri hareket sağlayan yapılara kalp kapakları deniyor. Malp kapakları motorlardaki karbüratörlerin valflerine benzetilebilir. &lt;br /&gt;Kalbin alt ve üst odacıklar arasında yer alan iki kapağının sağdakinin ismi triküspit, soldakinin ise mitral kapaktır. Kanın kalbi terkettiği noktalarda, yani kalp ile ana atardamarlar arasında yer alan diğer iki kapağın sağındakine, akciğer ana atardamarları ile kalp arasında yer alır, pulmoner kapak, soldakine ise ki bu da aort dediğimiz temiz kanı vücuda taşıyan büyük atardamar ile kalp arasında yer alır, aort kapak denir. İşte kalp kapağı hastalıkları bu kapakların etkilendiği tüm hastalıkların genel ismidir. Kalp kapağı hastalığında kaşımıza üç tip bozukluk çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci tipte kapakların açılımı kısıtlanmıştır.&lt;br /&gt;Kapak açılamadığından darlık oluşmuş, normalde geçmesi gereken kan miktarından az bir kısım ileri doğru geçebilmektedir. Hortumun ucunu sıktığınızı düşünün, suyun geçişi ne kadar tazyikle olur, su akamadığı için geride göllenir, oluşan zorlanma belki de hortumun musluktan çıkması ile sonuçlanır. İşte kalp kapak darlıklarında da bu meydana gelir. Kapak darlığına bağlı olarak yeterli miktarda kan ileriye geçemediğinden kan basıncı düşer (hipotansiyon), çoçuklarda gelişme gerilikleri, erişkinlerde nefes darlığı, çabuk yorulma yakınmaları, bazı tiplerde de göğüs ağrıları oluşur. &lt;br /&gt;Açılamayan kapağın gerisinde ise kan göllenmeye, artan basınçla bu kalbin bu bölümleri genişlemeye başlar. İleri akamayan kan ve sıvılar kimi zaman akciğerde kimi zaman ise çevre organlarda birikir. Bu nefes darlığı, ayaklarda ödem, şişme gibi tablolara yol açar. Kapak darlıklarında bulgular oluşum mekanizmasına da bağlı olarak erken dönemde ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci tipteki kalp kapağı hastalıkları kapakların açılımında değil ama kapanmalarındaki bozukluk ile oluşur.&lt;br /&gt;Kapakların asli görevleri kanın hep ileri doğru akışını sağlamaktır demiştik. İşte bu görevdeki aksama kapakların tam kapanamaması sonucu oluşur ve kapak kaçakları meydana gelir. Yine bahçe hortumu ile sulama örneğini verirsek; hortumda büyük bir delik olduğunu varsayalım. Bu durumda hortumun ucunu daraltmasak bile yeterli suyu sağlamayacağız. Aynı tablo kalp kapak kaçaklarında vücudun başına gelir. Eğer kaçak fazla ise dokular yine yeterli miktarda kana kavuşaz, kan basıncı düşmeye meyleder. &lt;br /&gt;Öte yandan ileri doğru gidemeyen kan kalp boşlukları içinde birikir, bu sefer basınç, tazyik artışı ile değil ama hacim artışı ile kalp kaslarını gererek büyütür ve zaman içinde kalbin pompalayabilme, yani kasılıp gevşeme özelliğine zarar verir. &lt;br /&gt;Bu kalp kapağı hastalığının zemininde, kalp yetmezlikleri gelişir. Kalp kapak kaçakları özellikle yavaş seyirli ise uzun süre belirgin şikayet oluşturmaz. Belirgin yakınmalar oluştuğunda kalp çalışmasındaki bozukluk artık iyileşmez düzeye gelmiş olabilir. Bu yüzden kalp kapak kaçakları kapak darlıklarına göre daha tolere edilebilen ancak sinsi ilerleyen rahatsızlıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp kapak hastalıklarının üçüncü ve en sık görülen tipinde, hem kapağın açılması hem de kapanması kısıtlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En fazla yakınma oluşturan bu tipteki kalp kapağı hastalıklarıdır. Hakim olan lezyon, açılım ya da kapanmadaki sıkıntı, kişinin şikayetlerinin tipini de belirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDENLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp kapağı hastalıklarının nedenlerine gelince; kalp kapağı hastalıklarının içinde en önemli yeri (ülkemizde de en önde gelen sebeptir) çoçukluk çağında, boğazda yerleşen, üst solunum yolu infeksiyonuna yol açan özel bir tipteki mikroplara karşı vücudda oluşan savunma mekanizmasının yanlış bir yola girerek vücudun kendi organlarına (başta kalp ayrıca böbrekler, beyin ve eklemler) zarar vermesi ile oluşur. Aslında biraz da kafa karıştırıcı olacak şekilde “romatizmal kalp kapak hastalığı” olarak adlandırılan bu grup kalp kapağı ameliyatlarının da önde gelen nedenidir. &lt;br /&gt;Hayatın ileri yaşlarında özellikle kalbin sol tarafında yer alan kapakların etkilendiği kireçlenmelere bağlı kapak hastalıkları, kalbi besleyen koroner damarlardaki tıkanmalar yani kalp krizleri sonucunda özellikle mitral kapağın çalışmasını sağlayan kasların hasarlanması sonucu gelişen mitarl yetmezlikleri kalp kapağı hastalıklarının önde gelen sebebleri arasındadır. Toplumun önemli bir kısmını, %2-5’sini etkileyen, kapak yapısının daha esnek, daha elastik, bir kısmında da süngerimsi bir kalınlaşmanın eşlik ettiği “mitral kapak prolapsusu” özellikleri nedeni ile ayrı bir yazı konusudur. &lt;br /&gt;Doğumsal kalp hastalıkları kalp kapağı hastalıklarına neden olan ayrıcalıklı başka bir gruptur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TANI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp kapağı hastalıklarının tanısı günümüzde çok kesin ve net olarak, risksiz bir tetkik yöntemi olan kalp ultrasonografisi, yani ekokardiografi ile konur. Yaklaşık yarım saat süren bu inceleme ile kalbin anatomisi, yani yapısı bu arada performansı incelenir. Kalp kapaklarının yapısı, açılımı ve kapanması izlenerek varsa kaçakların miktarı, kalp odacıklarının boyutları, yani kalbin büyüyüp büyümediği, kalp içi ve damarlardaki basınçlar saptanıp kalbin pompa gücünde azalma olup olmadığı araştırılır. &lt;br /&gt;Kimi zaman ek bilgiler edinilmek istendiğinde yemek borusuna endoskopiye benzer bir yöntemle ince bir tüp konarak yapılan transözofajiyal ekokardiografiye, kimi zaman da ilaç ya da koşu bandının kullanıldığı stress ekokardiografiye başvurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİ VE TAKİP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı konup rahatsızlığın ciddiyeti ortaya çıkarıldıktan sonra artık sıra tedavi ve takip sürecine gelir. Takip için belli aralıklarla ekokardiografi işlemi tekrar edilir. Ekokardiografi ve kişinin kliniği, yani şikayetlerinin derecesi, efor yapabilme kapasitesi tedavide strateji geliştirmede kullanılan iki temel unsurdur. Tedavi seçenekleri arasında medikal yani ilaçla tedavi ayrıca girişimsel tedavi yer alır. Kimi zaman bu iki seçeneğe aynı anda başvurulabilir. İlaç tedavisinde anlaşılması gereken esas, ilaçların kapaktaki mekanik rahatsızlığın kendisini ortadan kaldırmayacağıdır. Çoğu zaman ilaçlar kapaktaki rahatsızlığın ilerlemesini engellemekten de acizdirler. Ancak kapak rahatsızlığının kalp üzerindeki olumsuz etkileri ilaçla büyük oranda engellenebilir. Kalp kapak hastalığı zemininde gelişen kalp yetmezliklerinin ve ritm bzoukluklarının tedavisinde de çoğu zaman ilaç tedavisi tek başına yeterli olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girişimsel yöntemler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç tedavisi yetersiz olduğu anda ya da kalp kapağı hastalığı kalbe belirgin bir şekilde olumsuz etkimeye başladığında, kalbi büyüttüğünde, kalbin çalışmasını bozmaya başladığı zaman girişimsel yöntemlere sıra gelir. Girişimden kasıt genel olarak cerrahi ve kateter yolu ile yapılan balon işlemidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahi yani ameliyat gündeme geldiğinde yapılan şey genel olarak kapağın tamir edilmesi, bu mümkün olmuyorsa bozuk kapağın çıkartılıp yerine protez, yapay bir kapak takılmasıdır. Kapak tamiri daha ziyade kaçak oluşan, kapak yapısında fazla kireçlenmenin olmadığı mitral ve triküspit kapaklara başarı ile uygulanır. Bu işlemin yapılamadığı durumlarda, kapak darlıklarında, özellikle kireçlenmenin ön planda olduğu kapak rahatsızlıklarında ise kalp kapakları protez kapaklarla değiştirilir. Kişinin özelliğine göre tamamen metalik kapaklar ya da kısmen organik madde içeren bioprotez kapaklar kullanılır. &lt;br /&gt;Kapak yapısında fazla kireçlenmenin yer almadığı açılım kısıtlılıklarında başka etkin bir girişim yöntemi kateter yani anjiografi yöntemi ile yapılan balon işlemidir. Hemen ertesi gün kişinin taburcu edilebildiği, genel anesteziye ihtiyaç duyulmayan bu yöntemde ince bir tel ile kasıktaki damarlardan girilip kalbin içine dek ilerlenir, açılımında kısıtlama gelişmiş kapağın hizasında şişirilen bir balon ile yeterli açılma sağlanır.Sonuçları iyi olmakla beraber bu işlem daha ziyade zaman kazanmaya yöneliktir. Zaman içinde kapakta yeniden açılım kısıtlılığı gelişebileceği gibi balonla açma sırasında gelişen yırtılmalarla bu sefer kaçak problemi ortaya çıkabilir. Bu durumda ameliyat her zaman için yapılabilir bir seçenek olarak hazır bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapak hastalığının girişim zamanlaması çok önemlidir. Zamanı gelmeden kapağın protez kapakla değiştirilmesi protez kapağın yaratabileceği riskleri gereksiz yere daha uzun bir sure yaşamak anlamına gelir. Aslında protez kapak cerrahisi bu konuda çok deneyimli ve ünlü cerrahın dediği gibi “bir hastalığı başka bir hastalık yaratarak tedavi etmektir”. Öte yandan gerektiği halde girişime başvurulmaması kalpte geriye dönüşümsüz değişikliklerin oluşmasına yol açar ve kişinin hayatını çok ciddi anlamda önlenemez bir risk ile karşı karşıya bırakır. &lt;br /&gt;Aslında esas olan, tüm rahatsızlıklarda olduğu gibi kalp kapağı hastalıklarında da oluşmadan önüne geçebilmek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7443358317694739148?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7443358317694739148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7443358317694739148' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7443358317694739148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7443358317694739148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalp-kapa-hastaliklar.html' title='Kalp Kapağı Hastalikları'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1149216574173830360</id><published>2008-04-19T08:11:00.001-07:00</published><updated>2008-04-19T08:11:44.629-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kadınlarda birinci ölüm nedeni kalp hastalıkları</title><content type='html'>Ailesinde yüksek tansiyon, şeker, yüksek kolesterol olan kadınların 30’lu yaşlarda mutlaka kardiyolojik check-up yaptırmaları gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Salih Bilal, “kalp krizi geçiren kadınlarda ölüm oranı erkeklere göre daha yüksek. Üstelik Menopoz ile birlikte kalp hastalıklarında bir sıçrama oluyor” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Bilal, yaptığı yazılı açıklamada, atardamarlarda daralma veya tıkanma, kalp ritm bozukluğu ve kalp kapağı hastalıklarının kadınlar için büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailesinde yüksek tansiyon, şeker, yüksek kolesterol olan kadınların 30’lu yaşlarda mutlaka kardiyolojik check-up yaptırmaları gerektiğini ifade eden Bilal, 65 yaşın üzerindeki her 4 kadından birinde bir çeşit kalp rahatsızlığı görüldüğünü söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koroner arter hastalığının risk faktörlerinin günümüz toplumunun yaşam tarzında giderek daha yaygınlaştığını kaydeden Bilal, kalp krizi geçiren kadınlarda ölüm oranının erkeklere göre daha yüksek olduğunu ifade etti. Bilal, “Yani kalp krizi, kadınlarda daha tehlikeli. Kadınlardaki ölüm nedenleri arasında kalp hastalıkları birinci sırada yer alırken, kanser sanılanın aksine ikinci sırada geliyor. Kalp hastalıkları, kadınlardaki ölümlerin yaklaşık yarısından sorumlu ve tüm kanser ölümlerinin neredeyse iki katı” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların, ev halkının sağlıklı beslenmesinin mimarları olarak kalp hastalıklarından korunmada önemli bir role sahip olduklarını vurgulayan Bilal, menopoz sonrası düzenli egzersiz, sağlıklı beslenerek şişmanlıktan korunma ve varsa sigara alışkanlığını terk etmenin, kadınları kalp hastalıklarından korumada en etkili önlemler olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“DÜŞÜK KATRAN VEYA NİKOTİNLİ SİGARALAR RİSKİ AZALTMIYOR”&lt;br /&gt;Sigara içen kadınların sigara içmeyenlere göre 2 ile 6 kat daha fazla kalp krizi geçirme riski taşıdıklarını belirten Bilal, “Bir günde içilen sigara sayısı arttıkça kalp krizi riski de artar. Evde veya işte sigara dumanına maruz kalmak bile kalp hastalığı gelişme ihtimalini yüzde 25-30 arttırmaktadır. Düşük katran veya nikotinli sigaralar bu riskleri azaltmamaktadır” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menopoz ile birlikte kalp hastalıklarında bir sıçrama olduğunu belirten Bilal, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;“Bunun da nedeni, kalp hastalıklarından koruyucu etkisi olan östrojen adlı hormonun seviyesindeki düşmedir. Östrojen iyi huylu kolesterolü yükseltirken kötü huylu olanı azaltıyor. Erken yaşta rahmi ve yumurtalıkları alınmış kadınlarda da kalp hastalığı ihtimali aynı şekilde yükseliyor. Hormon takviyesi sadece bu hasta grubunda tavsiye edilirken normal menopoz sonrasında yan etkilerinden dolayı tavsiye edilmemektedir. Doğum kontrol hapları da damarlarda pıhtı oluşmasına yol açarak genç yaşta kalp krizi ve felç geçirme ihtimalini arttırmaktadır. Sigara alışkanlığı ile birlikte bu haplar kullanılırsa risk çok yükselir. Hamilelik döneminde yüksek tansiyon ile birlikte kardiyomyopati denilen kalp kası hastalığı da önemli bir sorun yaratabiliyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk toplumunda kadınlardaki kalp hastalığının hızla arttığını ve alarm verdiğini belirten Bilal, 60’lı yaşlara kadar kadınlarda koroner hastalığı erkeklere göre daha düşük oranda iken bu yaştan sonra iki cinste oranın eşitlendiğini kaydetti&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1149216574173830360?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1149216574173830360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1149216574173830360' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1149216574173830360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1149216574173830360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kadnlarda-birinci-lm-nedeni-kalp.html' title='Kadınlarda birinci ölüm nedeni kalp hastalıkları'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1211985056415886367</id><published>2008-04-19T08:10:00.001-07:00</published><updated>2008-04-19T08:10:52.287-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Stresli yaşam kalbi vuruyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/281815.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.ntvmsnbc.com/news/281815.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Kalp Vakfı Başkanı Çetin Yıldırımakın, portatif elektroşok cihazının tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, kalp ve damar hastalıklarının dünyada en önemli sağlık sorunu olduğunu söyledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1211985056415886367?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1211985056415886367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1211985056415886367' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1211985056415886367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1211985056415886367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/stresli-yaam-kalbi-vuruyor.html' title='Stresli yaşam kalbi vuruyor'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3266265465075313667</id><published>2008-04-19T08:07:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T08:08:39.375-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Menopoz sonrasında kalp hastalıkları artıyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/281896.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.ntvmsnbc.com/news/281896.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menopoz sonrasında kilo alma, kan basıncında yükselme, kandaki kolesterol değerlerinde artış gibi kalp hastalıklarına zemin hazırlayan önemli değişiklikler olabiliyor” diyen Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, kadının, kalp hastalığından ölüm riskinin, meme kanseri ve trafik kazasından çok daha yüksek olduğunu ifade etti. Tokgözoğlu, Türkiye’de kadınlarda 30’lu yaşlardan itibaren, diyabet, obezite ve hipertansiyon görülme oranının yükseldiğini de vurguladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3266265465075313667?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3266265465075313667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3266265465075313667' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3266265465075313667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3266265465075313667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/menopoz-sonrasnda-kalp-hastalklar.html' title='Menopoz sonrasında kalp hastalıkları artıyor'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2129190423144348435</id><published>2008-04-19T08:06:00.002-07:00</published><updated>2008-04-19T08:07:35.678-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kanser ve kalp hastalıklarına karşı sarımsak</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/282181.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.ntvmsnbc.com/news/282181.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Diyetetik Derneğinin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen Selahattin Dönmez, sarımsağın yapısında bol miktarda su, şeker içeren karbonhidratlar, kükürt bileşikleri, protein, lif ve serbest amino asitler bulunduğunu belirtti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2129190423144348435?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2129190423144348435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2129190423144348435' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2129190423144348435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2129190423144348435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kanser-ve-kalp-hastalklarna-kar-sarmsak.html' title='Kanser ve kalp hastalıklarına karşı sarımsak'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2162305971844430073</id><published>2008-04-19T08:06:00.001-07:00</published><updated>2008-04-19T08:06:31.416-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Göçmenlik kalp hastası yapıyor</title><content type='html'>Karolinska Üniversitesinde İranlı doktor Afsaneh Koochek tarafından yürütülen araştırmada, İsveç’e yerleşen İranlılar ile ülkelerinde kalan 60 ile 84 yaş arasındaki İranlıların kalp damar şikayetleri incelendi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2162305971844430073?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2162305971844430073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2162305971844430073' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2162305971844430073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2162305971844430073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/gmenlik-kalp-hastas-yapyor.html' title='Göçmenlik kalp hastası yapıyor'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2611753907658442140</id><published>2008-04-19T08:04:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T08:05:12.111-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kalp krizi aniden gelmiyor</title><content type='html'>Göbeğiniz büyüdüğü zaman kalp hastalığı riskiniz de büyüyor” diyen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Güleç, “bir gün kalp krizi geçiriyorsunuz ve dönüp baktığınızda, ‘aniden oldu’ demeye hakkınız yok. Aslında yıllar süren bir yaşam tarzının sonucunda bu gerçekleşiyor” dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2611753907658442140?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2611753907658442140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2611753907658442140' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2611753907658442140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2611753907658442140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalp-krizi-aniden-gelmiyor.html' title='Kalp krizi aniden gelmiyor'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3306241390856462007</id><published>2008-04-19T08:01:00.001-07:00</published><updated>2008-04-19T08:01:52.623-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kalbe Takılan ICD Cihazlarında Hata</title><content type='html'>Merkezi Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan çokuluslu Medtronic şirketi tarafından üretilen, hastaların kalp ritmini normale döndüren defibrilatörlerin (ICD) bir bölümünde fabrika hatası olduğu ve şirketin hatalı cihazların değiştirilmesi için harekete geçtiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalyan La Repubblica gazetesi, İtalya’da hastalara takılmış hatalı cihaz sayısının 3 bin olduğuna dikkati çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birim fiyatı 10 bin avro civarında olan ICD cihazındaki pilin ömrü normalde 5 yıl olarak öngörülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihazların bir bölümünde fabrika hatası olduğu, Medronic’in İtalya’daki yetkili bayii tarafından da doğrulandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesto San Giovanni’de bulunan bayinin basın bürosu tarafından yapılan açıklamada, ”Cihazların pilleri öngörülenden daha kısa sürede tükeniyor. Cihazdaki kısa devreden kaynaklanan bu sorun, pilin tükenmesiyle cihazın işlevselliğini de yitirmesine neden oluyor” denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medtronic şirketinin, 120 ülkede hastalara mektup göndererek, cihazların değiştirilmesi için harekete geçtiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirket yetkililerinin, ”Sadece dokuz hasta kendini kötü hissetmiştir. Bu vakalardan biri Avrupa’da… İtalya’da sorunlu vaka söz konusu değil” dediklerine işaret edilen haberde şöyle denildi: ”Ancak durum böyle değil. İtalya’daki hastanelerde de cihazı kullananlarda anomali gözlendiğinin kayıtlara geçtiği belirtiliyor. Cenova’daki hastanelere, kalıcı kalp pili taşıyan iki hastanın ritm bozukluğu şikayetiyle başvurduğu biliniyor.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3306241390856462007?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3306241390856462007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3306241390856462007' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3306241390856462007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3306241390856462007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalbe-taklan-icd-cihazlarnda-hata.html' title='Kalbe Takılan ICD Cihazlarında Hata'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2494323955932976755</id><published>2008-04-19T07:53:00.000-07:00</published><updated>2008-04-19T07:55:32.050-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp sağlığı'/><title type='text'>Kalp Krizinden Nasıl Korunulur?</title><content type='html'>Kalp ve damar hastalarının, egzersiz sayesinde ve stresi azaltarak kalp krizi riskini asgariye indirebileceği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki Duke Üniversitesi Tıbbi Araştırma Merkezi tarafından yürütülen bir araştırmada, egzersiz yapan ve rahatlama seanslarına katılan kalp ve damar hastalarının, kalp krizi tehlikesinin azalmasını sağladığı belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Tıp Derneği’nin dergisi JAMA’da bugün yayımlanan araştırma sonuçlarında, kalp ve damar hastası 40-84 yaşlarında 92 erkek ve 42 kadın gözlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmada hastaların üçte birine rutin tıbbi tedavi uygulanırken, üçte biri rutin tedavinin yanı sıra 4 ay boyunca haftada üç kez 35 dakika boyunca uzman denetiminde aerobik yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmaya katılan diğer hasta grubuna ise tüm bunlara ek olarak 4 ay boyunca haftada 1,5 saat stres azaltma seansı uygulandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma sonunda, egzersiz ve rahatlama seansı yapan hastaların, diğer iki gruba oranla daha fazla güçlendiği ve kalp-damar risk belirleyicilerinin belirgin şekilde iyileştiği tespit edildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2494323955932976755?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2494323955932976755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2494323955932976755' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2494323955932976755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2494323955932976755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalp-krizinden-nasl-korunulur.html' title='Kalp Krizinden Nasıl Korunulur?'/><author><name>alpella</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07089994484386960361</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1552962098861080643</id><published>2008-04-04T06:25:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T06:25:53.858-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Havalı saçlar için</title><content type='html'>Eğer saçlarınızı boyuyorsanız, saç bakımında mutlaka olma­sı gerekenler arasında listenin ilk sırasında nemlendirici ürün­ler var. Kullandığınız saç ürünleri arasında saçları kurutan reçi­ne ve alkol bulunuyorsa, o zaman haftada bir kez saçlarınıza bakım kürü uygulamalısınız. Şimdi sıra değişik saç kesimleri ve farklı renkler denemekte. Henüz hangi rengi kullanacağınıza karar veremediyseniz o zaman şampuan boyalarla istediğiniz rengi saçlarınızda test etme şansına sahipsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1552962098861080643?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1552962098861080643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1552962098861080643' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1552962098861080643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1552962098861080643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/haval-salar-iin.html' title='Havalı saçlar için'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5317909733928667988</id><published>2008-04-04T06:23:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:25:15.131-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Cilt yapısına göre bakım şekilleri</title><content type='html'>KARMA CİLT (Süre bir saat) Çok sık rastlanan bir cilt tipidir.Yağ bezlerinin bazı bölgelerde çok, bazı bölgelerde yetersiz çalışma­sı sonucu alın, burun, çene yağlı; yanaklar ve göz kenarları ise kuru ve kırışıktır. Bu tür ciltlerin bakımı zordur. Bu tür bir cildin bakımında;&lt;br /&gt;a)Temizleme sütü bütün yüze sürülür, frimatör fırçasıyla te­mizlenir. Ayrıca göz makyajı da temizlenir.&lt;br /&gt;b)Vapozorıe ile ozon buharına tutulan ciltte gözler bir pet ile kapatılır. Yapılan bu işlemin süresi on beş dakikadır.&lt;br /&gt;c)Siyah nokta ve yağ bezleri komedon pres ile temizlenir.&lt;br /&gt;d)Frimatör taşı ile peeling yapılır. Süre. iki ilâ üç dakikadır.&lt;br /&gt;e)Yağlı kısımlara sıkıştırıcı veya oksijen, kuru kısımlara canlan­dırıcı veya. nemlendirici maske sürülür. Süre, yirmi dakikadır.&lt;br /&gt;f)Bütün yüze dinlendirici packung sürülür. Süre, yirmi da­kikadır.&lt;br /&gt;g)Nemlendirici krem ile masaj yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Cilt özelliğine göre istenirse masajdan sonra kremin fazlası alkol derecesi düşük bir tonik ile temizlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞLI CİLT (Süre bir saat on beş dakika) Çalışan yağ bez­leri bu tür cildin gözeneklerini genişletir. Burunda ve çenede göze­neklere gömülü ufak yağ noktaları görülür. Yüzün çevresi kurudur. Bu tür ciltlere de sıkça rastlanır.&lt;br /&gt;a)Makyaj, göz makyajı da dahil temizleme sütü ile temizle­nir. Bu temizlemede fırçadan yararlanılır.&lt;br /&gt;b)Ozon buharı tutulur. Süre yirmi beş-otuz dakikadır.&lt;br /&gt;c)Komedon pres ile siyah noktalar temizlenir.&lt;br /&gt;d)Peeling kremi sürülüp beş dakika ozon buharına tutulur. Da­ha sonra taşlama veya. fırçalama yapılır. Süre, iki-üç dakikadır.&lt;br /&gt;e)Yağlı ciltteki fazla yağı alarak veya (porlar açık ise) por sı­kıştırıcı ampul iontoferez ile yedirilir.&lt;br /&gt;f)Sıkıştırıcı maske uygulanır. Süre on beş dakikadır.&lt;br /&gt;g)Kızarıklık alıcı, yatıştırıcı maske veya packung uygulanır. Süre on beş dakikadır.&lt;br /&gt;h)Masaj yapılır. Süre on beş-yirnıi dakikadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KURU CİLTKuru cildi, normal ciltten ayırmak güçtür. Cildin kuru olup olmadığını anlamak için onu iyice temizlemelidir. Kuru cildin rengi genellikle donuk ve soluktur. Kuru ciltleri iki sınıfa ayı­rabiliriz&lt;br /&gt;*Yağsız Kuru Cilt Bu tür cildin gözenekleri nazik ve duyarlıdır. Elmacık kemikleri bölgesindeki kılcal damarlar yüzeye yakınsa, bu bölge kızartılı olur.&lt;br /&gt;*Susuz Kuru Cilt Bu tür cildi olanlar, yüzlerini sabunla yıka­dıklarında, cildin gerildiğini hissederler. Gözenekler her ne kadar yağsız kuru ciltlerinki kadar nazik değilse de, deri pul pul dökülür. Çünkü susuzdur. Göz kenarlarında, dudak çevresinde ve alında, yirmi yaşından hemen sonra ince kırışıklıklar belirir. Bakım yapılır­ken;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)Yağlı temizleme sütü ile cilt temizlenir.&lt;br /&gt;b)Ozon buharı ciltte, gözler birer pet ile kapatılarak, beş veya on dakika tutulur.&lt;br /&gt;c)Frimatör fırçası ile çok hafif peeling yapık.&lt;br /&gt;d)Bütün yüze nemlendirici özelliği olan ampul sürülür. Cilt yüzeyinde kızarıklık veya telengiektesion yok ise, ionozyapılır. Eğer var ise yapılmaz.&lt;br /&gt;e)Nemlendirici maske sürülür. Bekleme süresi, on veya onbeş dakikadır.&lt;br /&gt;f)Nemlendirici krem ile masaj yapılır. Ve kremin fazlası alınmaz.&lt;br /&gt;g)Nemlendirici packung sürülür. Süre on veya onbeş dakikadır.&lt;br /&gt;h)Nemlendirici kremle masaj yapılır. Kremin fazlası hafif olarak alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAŞLI CİLT (ATROFİYE )&lt;br /&gt;a)Temizleme sütü ile cilt temizlenir.&lt;br /&gt;b)Vapozone ile ozon buharı verilir. Süre, beş veya on dakikadır.&lt;br /&gt;c)Cilt kahnhğma göre peeling yapılır.&lt;br /&gt;d)Collogen eîastirı veya placenta içeren ampuller cilde direk veya iontoferez ile yedirilir,&lt;br /&gt;e)Reganerativ (hücre yenüeyicî) maske sürülür. Süre, oneş dakikadır.&lt;br /&gt;f)Besleyici krem ile masaj yapılır.&lt;br /&gt;g)Kremin fazlası alınmadan, eğer var ise H. F. uygulanır.&lt;br /&gt;h)Placenta, eîasrin, collogen ihtiva eden packung uygulanır.Süre. on beş dakikadır.&lt;br /&gt;ı)Göz altına, göz kremi ile üç dakika masaj yapılır. Bütün yüze masaj yapılır ve krem yüzde bırakılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bütün cilt türlerinde alerjik reaksiyonlar olabilir. Örneğin, cilt yağlı olursa fazla masaj yapılmaz. Aynı zamanda alerjik de ola­bilir. Böyle durumda peeling yaptıktan sonra eğer kızarıklık veya a-şırı kaşınma olursa, anti alerjik ampul veya packung sürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NORMAL CİLT Hafif gergin, dokusu sık, kırışıksız, dokunul­duğunda bir bebeğinki kadar düzgündür. Ender rastlanan bir cilt ti­pidir.&lt;br /&gt;Cildinizi hırpalayan pek çok etken var. Sizin üzerinize düşen tek şeyse, güzelliğinizi korumaya çalışmak. Uykusuzluk, hava kirliliği ve stresin cildinize etkileri karşısında doğru ve sürekli bir cilt bakımı uy­gulanmıyorsanız, cildinizin nemini yitirmesi, kuruması, kırışması ve zamanından önce yaşlanması kaçınılmazdır. Bu nedenle 20 yaşın­dan itibaren, cilt bakımına başlamak gerekiyor. Tabi bu bakımın yaş ilerledikçe farklılaşması da şart. Günümüz kadını artık yüzüne sürdüğü, hatta değdirdiği her ürün konusunda son derece seçici dav­ranmak zorunda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5317909733928667988?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5317909733928667988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5317909733928667988' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5317909733928667988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5317909733928667988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/cilt-yapsna-gre-bakm-ekilleri.html' title='Cilt yapısına göre bakım şekilleri'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1550058370205732716</id><published>2008-04-04T06:22:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:23:28.332-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Kuproz</title><content type='html'>Açık renk ve hassas cilde sahip olanlar, sık sık yanaklar, alın, burun ve elmacık kemikleri üzerindeki kızarıklıklardan yakınırlar. Kılcal damarların genişlemesi, aşırı miktarda kanın geçişine neden olur. Yarım saat kadar sonra kaybolacak kızarıklıklar ortaya çıkar. Bu genişleme kalıcı olduğu zaman, kuprozdan söz edilir. Bu durum, kılcal damarlarda kontrol altına alınması gereken bir hassasiyet ol­duğu anlamına gelir. Bu durumda;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)Işık ve sıcaklık kaynaklarına, dolayısıyla UV ve kızılötesi ışın­lara uzun süre ve direkt olarak maruz kalmayın; kesinlikle al­kol ve sigara kullanmayın; yüz temizliği sırasında, çok sıcak su ya da buhar banyosundan kaçının; temizleme sütü yanın­da, ebegümeci ve papatya gibi ağrı dindirici bitki özlerine dayanan alkolsüz tonik kullanmanız uygun olur; UV koruma­lı kremler ya da çinko oksit bazlı özel koruyucular kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)Eğer sivilce oluşumuna eğilimli bir cildiniz varsa, her sabah, 4-5 dakika süresince demlenmeye bıraktığınız yabani çilek çayını için. Papatya, lavanta, ebegümeci, anason çayları da kan dolaşımını kolaylaştırmak ve heyecana dayalı gerilimden kurtulmak için faydalı olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1550058370205732716?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1550058370205732716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1550058370205732716' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1550058370205732716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1550058370205732716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kuproz.html' title='Kuproz'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2578176629011280037</id><published>2008-04-04T06:19:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T06:19:40.956-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Sivilce ve akne tedavisi</title><content type='html'>Akneli cildin görünümünü düzeltmek için ilk adım, temizliktir. Yüzün, sabah ve akşam, sıkıştırıcı maddelerle zenginleştirilmiş çok hassas bir nötr sabunla yıkanması gerekli. Temizleyici seçiminde, cildin yağını fazla almayacak bir malzeme olmasına özen göster­mek çok önemli. Aksi takdirde, tersine bir etki görülebilir ve yağ bezleri fazla yağ üretebilir. Cildin aşırı temizlenmesinden kaynakla­nan akneler de vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide Genel Kurallar:&lt;br /&gt;1)Cilt toniğiniz çok az alkol içermeli. Antiseptik ve ağrı dindirici maddelerle zenginleştirilmiş olanları tercih edin.&lt;br /&gt;2)Koruyucu kremler içinde en uygun olanlar, cilde mat bir gö­rünüm veren ve çabuk uçanlardır. Bunların içindeki yağlı kısım, deriyle direkt olarak temas etmez.&lt;br /&gt;3)Temizlik maskeleri, cildi rahatlatan ve yağ üretimini azaltan A, E, F vitaminleri; atkuyruğu, lavanta, adaçayı, biberiye ve mercan köşk gibi bitki özleri içermelidir.&lt;br /&gt;4)Bir estetisyenin belli sıklıkta uygulayacağı derinlemesine te­mizlik, cildin durumunu kontrol altında tutmaya yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;5)Akneli cilde makyaj yaparken, özel hazırlanmış ürünler kullanmaya dikkat edilmeli. Örneğin, yağsız bir toz fondöteni kuru bir sünger yardımıyla uygulayabilirsiniz. Sivilcelerin azdığı dönemlerde pek makyaj yapmamanız daha iyi olur.&lt;br /&gt;6)Bir estetik uzmanı akne sorununuzu 2-3 ayda çözebilir. Uygulanacak tedavi, kozmetik malzemelerle de takviye edilen birkaç ilacın kullanımına dayanır. Günümüzde, ilaçların içer­diği retin-A gibi temel aktif maddelerin oranının düşürülme­si, yan etkileri azalttığı gibi, mükemmel sonuç elde edilmesi­ni de sağlamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2578176629011280037?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2578176629011280037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2578176629011280037' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2578176629011280037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2578176629011280037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/sivilce-ve-akne-tedavisi.html' title='Sivilce ve akne tedavisi'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2001400092472793543</id><published>2008-04-04T06:18:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:19:04.374-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Tahrişe karşı önlem alın</title><content type='html'>Cilt, genel olarak, havanın, çevrenin ya da kozmetiklerin etkisi yüzünden tahriş olur. Aşındırıcı ürünler (peeling) başta olmak üze­re, bazı maddelerin hatalı kullanımı da cildi tahriş edebilir.&lt;br /&gt;1)Toz, kir ve cildin uzun süre makyajlı kalması tahrişe yol açabilir. Dolayısıyla, makya­jın, en geç 10-12 saat sonra temizlenmesi yerinde olur.&lt;br /&gt;2)Mineral yağlar, parfüm ve al­kol, hassas ya da herhangi bir rahatsızlığı olan ciltlerde tahrişe neden olabilir.&lt;br /&gt;3)Boyalar, renk açıcı kremler ve tüy dökücüler tahriş riski en yüksek kozmetiklerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2001400092472793543?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2001400092472793543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2001400092472793543' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2001400092472793543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2001400092472793543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/tahrie-kar-nlem-aln.html' title='Tahrişe karşı önlem alın'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-9175824996907780363</id><published>2008-04-04T06:17:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T06:17:40.869-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Uyurken güzelleşin</title><content type='html'>Siz uyurken cildiniz kendini yeniler. Bu ne­denle yatmadan önce uyguluyacağınız ürün­lerin cilde nüfuz etmesi çok daha kolay olur. İşte uyurken güzelleşmek için yapmanız gere­kenler:&lt;br /&gt;Cildinizi nemlendirin&lt;br /&gt;Gece yatmadan önce gece kreminizi, yoksa gündüz kullan­dığınız nemlendiriciyi sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerinizi yumuşatın&lt;br /&gt;Ellerinize ve tırnaklarınıza el kremi sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilcelerden kurtulun&lt;br /&gt;Sivilcelerin tedavisinde kullanılan kremlerin ve jellerin ge­ce uygulanması çok daha uygundur. Çünkü bu kremler güneşle temas ettiklerinde cildi tahriş edebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz altı kreminizi sürün&lt;br /&gt;Göz altı kırışıklıklarına veya renk değişikliklerine karşı kul­landığınız kremi veya jeli yatmadan önce sürerseniz daha iyi sonuç alırsınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-9175824996907780363?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/9175824996907780363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=9175824996907780363' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/9175824996907780363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/9175824996907780363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/uyurken-gzellein.html' title='Uyurken güzelleşin'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1308457124125214772</id><published>2008-04-04T06:16:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:17:07.433-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Evde cilt bakımı</title><content type='html'>Yüz için nemlendirici maske: (Yumurta sarısı, süt) Bir kapta bir yumurta sarısı ve bir kaşık sütü karıştırın. Bu karışımı yüzünü­ze yayın, üzerini ince bir bezle örterek on beş dakika bekle­yin. Ardından kağıt bir mendille silerek temizleyin. Daha sonra sırasıyla ılık ve soğuk suyla yüzünüzü yıkayın. Kuru ve nemsiz bir cildiniz varsa bu maske sizin için birebir. İçinde bulunan yumurta sarısı cildinizi beslerken süt nemlendirecek, sıkılaştıracak ve cildinize yumuşaklık verecek. Haftada bir kez uygulamak yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah noktalar için: (Limon suyu, yoğurt) Bir kase yoğurda bir limonun suyunu ka­rıştırın. Bu karışımı gözleri­nize gelmeyecek şekilde yüzünüze yayın ve on beş dakika bekleyin. Limon su­yu cildi dezenfekte eder,sivilceleri kurutur ve siyah noktaların kaybolmasına yardımcı olur. Yoğurt ise cildi besler, nemlendirir ve yağ miktarını dengeler. Bu maske haftada bir kez uy­gulanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilceler için maske: (Karnıba­har, zeytinyağı) Sekiz adet karnıbahar yaprağını iki kaşık zeytinyağı ile beraber mikser­den geçirin. Karışımı, problemli bölgeler üzerinde daha yo­ğun olacak şekilde yüzünüze yayın, on dakika bekleyin ve ılık suyla temizleyin. Karnıbahar yapraklarının temizleyici özel­liği vardır. Haftada bir veya iki kez uygulanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırışıklıklara karşı maske: (Kaymak, elma) Soyulmuş bir elma ve üç kaşık kaymağı mikserle bir­ kaç dakika karıştırın. Karışımı cildinize yaydıktan sonra temiz bir bezle yüzünüzü kapatın. Kaymak cildi yumuşatır, nem­lendirir ve cilde elastikiyet ka­zandırır. Kırışıklıklara karşı da etkilidir. Elma ise cildin diri kal­ması için önemlidir. Haftada bir kez kullanabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1308457124125214772?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1308457124125214772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1308457124125214772' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1308457124125214772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1308457124125214772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/evde-cilt-bakm.html' title='Evde cilt bakımı'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1237475779022321177</id><published>2008-04-04T06:15:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:16:30.502-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Cilt bakımında uygulanacak önemli kurallar</title><content type='html'>Fazla araç gerektirmeyen bu pratik ve basit uygulamalarda dikkat edilecek hususların başında temizlik gelir. Araçları deterjanla yıkamak yerine bunları kaynar sudan geçirmek gere­kir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle bu formüllerin yapımında maden kap kullanma­malı; cam, emaye veya porselen kap kullanılmalıdır. Karışımı karıştırmak için kalem biçiminde bir cam çubuk veya bu işe ayrılmış bir tahta kaşık bulundurmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) Kremler ben-mari usulü yapılmalı. Kremlerden olumlu sonuç almak ve dayanma süresini uzatmak için taze malzeme kul­lanmalı. Kremler yapıldıktan sonra küçük kavanozlara konur, kurumaması için üstleri folyo kağıdı ile örtülür ve kullanmak üzere buzdolabında saklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) Kremlere veya losyonlara önceden hazırlanan esans kokulu yağdan konabilir. Verilen reçetelere su yerine gül suyu veya bitkisel losyon demlenip, sıcak veya soğuk şekilde katılabilir. Saç veya cilt için kullanılacak toniklere gelince, bunlara alkol yerine “alkollü eriyik” eklenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C) Kremlere bitkilerin taze özsuyunu katmak için bitkiyi porselen bir havanda ezmeli veya sebze, meyve suyu sıkan elektrikli aletten geçirmeli. Kremlere bitkisel losyon konacaksa, sıvıyı yağlı maddeye damla damla katmalı, kullanılan malzemele­rin ısısı eşit olmalı. Bilindiği gibi losyonlar yalnız yumuşatıcı veya ferahlatıcı sıvılar değildir. Cildi nemlendirmeye de yarar­lar. İçlerine konan malzemeye göre cildi temizler, yumuşatır, rengini açar, besler, şifa verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D) Bileşimindeki maddelere göre, eğer cildi uyarıcı ve sıkılaştırıcı etkisi varsa, losyonlara bazen tonik adı da verilir. Tonikler genellikle temizleyici bir losyondan sonra yüzde kalmış yağı veya pisliği tamamen yok etmek için kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E) Cilt çok yağlı ise temizlemek için tonik tek başına da kullanı­labilir. Losyonların ömrünü uzatmak için içerisine %5 oranın­da alkol konabilir. Bu orandaki alkolün cilde zarar vermediği belirtilmektedir. Cilde kadife yumuşaklığı vermek için los­yona %2 veya %3 gliserin de katılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F) Evde yapılan kremler, losyonlar, tonikler kokusuzdur. Bunlara güzel kokuyu veren, içine katılan parfümdür. Yapılan krem gereken koyuluğu bulamaz suluca kalırsa, losyon olarak kul­lanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;G) Kremleri ateşten, yani ben-mari’den çektikten sonra soğuyuncaya kadar cam çubukla veya tahta kaşıkla karıştırmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H) Verilen reçetelerin hangi belli başlı cilt türüne uygun olduğu belirtilmiş de olsa, bir cilde uygun olan krem başka bir cilde uygun olmayabilir. Bu durum ancak deneyim yolu ile anlaşı­labileceğine göre, ilk yapılan kremin miktarını az tutmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I) Böylece hem krem yapımında bir deneyim ediniriz, hem de deneyimsiz olmanın verebileceği zararı azaltmış oluruz. Kul­lanılacak yağları (badem yağı, ceviz yağı, susam yağı), bozulmamaları için buzdolabında saklanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;J) Bitkiler, otlar, tentür cinsinden sıvılar, kokulu losyonlar, güzel kokulu yağlar ışıktan ve ısıdan korunmalıdır. Kremleri, mümkün ise küçük cam kavanozlarda saklamak, en uygun yön­temdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K) Kimyasal boya veya koku maddesi katılmadığından, bunlar cildi tahriş etmezler. Ayrıca güzel koku veya renk, kremin iyi cins olduğunu da kanıtlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;L) Kremlerin, içlerine konan koruyucu madde, cildi tahriş etme­yen cinsten ve çok az miktarda olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M) Örneğin asil bent tentürü (tentür de benjoin) bu tür bir koru­yucudur. Koruyucu miktarı çoğaldıkça kremin ömrü uzar. Ama tazeliği de azalır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1237475779022321177?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1237475779022321177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1237475779022321177' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1237475779022321177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1237475779022321177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/cilt-bakmnda-uygulanacak-nemli-kurallar.html' title='Cilt bakımında uygulanacak önemli kurallar'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8219929542190983143</id><published>2008-04-04T06:14:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:15:48.262-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Günlük cilt bakımı</title><content type='html'>1) Kontak sağlanır.&lt;br /&gt;2) Dairesel canlandırma: Dairesel yuvarlaklarla alın ortasından dekolteye inilir.&lt;br /&gt;3) Göz çevresi: Minik zincirler yaparak, üç tane yuvarlak ve zin­cir halkalarla kontak sağlar.&lt;br /&gt;4) Şakaklara doğru yuvarlaklar yapılır: Burun ve dudak çevresinde kontak yapıp, dudak çevresinde yani gülme çizgilerinin üzerin­de sekiz şekli yaparak, dudak üstünde düz hareketlerle çalışıp, daha sonra tekrar yuvarlaklar ve kontak sağlayıp yanak topla­ma yapılır. Sonra dekolteye inilip tekrar küçük yuvarlaklarla ma­saj yapılır. Soğuk kompres yapılarak işlem sona erdirilir.&lt;br /&gt;5) Lenf drenaj: Kontak yapılıp, çeneden başlayarak makas ha­reketleri ile masaj yapılır. Önce, dudak çevresinde üç defa bastırılıp burun masajı yapılır. Üç defa burun kanatlarına ya­vaşça bastırılıp, kontak yapılarak yanaklara toplama yaparak göz çevresine üç defa minik dairesel hareketlerle devam e-dip, yanak ve boyun masajından sonra bitirilir.&lt;br /&gt;6) Yüz ve boyun masajı: Cilt gereken sütle veya kremle temiz­lendikten sonra, masajı kolaylaştıracak ve cildi besleyecek krem yüze yayılır.&lt;br /&gt;Her iki elin baş ve ortanca parmaklarının uçlarını kullanarak (diğer parmaklar masaja katılmaz) tırnakları cilde batırma­dan, cilt yüzeyine seri hareketlerle küçük çimdikler uygulanır. Böylece yüzün ve boynun her yanı çimdiklenir. Bu masaj kan dolaşımını olumlu etkiler.&lt;br /&gt;Yalnız göz kapaklarına ve göz altına masaj uygulanmaz. Uy­gulama iki veya üç dakikadan fazla sürmemelidir. Bu masaj buğu banyosundan sonra uygulanırsa, tıkanık olan gözenekleri açar, cilt yüzeyini tıkayan yağın kolayca boşal­masını sağlar. Bu yöntem yağlı ciltler içinde faydalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8219929542190983143?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8219929542190983143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8219929542190983143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8219929542190983143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8219929542190983143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/gnlk-cilt-bakm.html' title='Günlük cilt bakımı'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-670483595974469326</id><published>2008-04-04T06:10:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:14:12.630-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Cilt yüzeyindeki ölü tabakayı temizleme</title><content type='html'>Cildi ölü tabakasından kurtarma yöntemi sık sık uygulanan bir yöntem değildir. Ancak mevsimler değişirken, hastalıktan, yüksek ateş­ten sonra cilt sararıp cansızlaştığı veya gevşedi­ği zaman bu yönteme başvurmak yerinde olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) YULAF EZMELİ&lt;br /&gt;Malzemesi: 2 çorba kaşığı yulaf ezmesi, 2-3 çorba kaşığı süt.&lt;br /&gt;Yapılışı: Süt ısıtılır, içine yulaf ezmesi katılır. Hafif ateşte karıştırarak pişirilir, macun kıvamına gelince ateş­ten alınır. Bu karışım, parmak uçlan ile hafif masaj yaparak, tatlı tatlı ovarak, hareketleri yuvarlayarak cilde sürülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) MISIR UNLU&lt;br /&gt;Malzemesi: çorba kaşığı ince çekilmiş mısır unu, 1 çorba ka­şığı ince rendelenmiş greyfurt kabuğu, 2 çorba ka­şığı krema veya çiğ sütün kaymağı.&lt;br /&gt;Yapılışı: Mısır unu, kullanılmadan önce iyice elenmeli, yoksa cildi tahriş edebilir. Bu üç malzeme karıştı­rılır, düzgün bir kıvam alınca temizlenmiş cilde sürülür. 2-3 dakika hafif masajla, hareketleri yu­varlayarak cilde yedirilir. Yüz ılık su ile yıkanıp ku­rutulur. Bu karışım cildi derinden besler ve temiz­ler. Bu formül bir süre için her gün uygulanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) BADEMLİ&lt;br /&gt;Malzemesi: 1 çorba kaşığı çekilmiş badem. 1 çorba kaşığı yulaf unu, 1 çorba kaşığa ince rendelenmiş limon kabuğu.&lt;br /&gt;Yapılışı: Yüz önceden temizlenir. Bu üç malzeme bir araya getirilip karıştırılır. Karışımdan bir miktar avuç içine alınır, içine yumuşak bir macun oluşturacak kadar su katılıp tüm yüze sürülür. Hafif hafif ma­saj yapılarak cilde yedirilir. 2 -3 dakikalık bir ma­sajdan soma vüz, ılık su ile çalkalanıp kurutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) BADEM UNLU&lt;br /&gt;Yapılışı: Bir avuç dolusu tuzsuz badem (kavrulmamış) sıcak suya konur, böylece üzerindeki zar kolaylıkla soyu­lur. Birkaç gün kuruması için beklenir, kuruyan ba­demler blendırdan geçirilerek im haline getirilir. Gece yatmadan önce, su ile ıslatılan yüze badem unu. ovuşturularak sürülür. Ovuşturdukça yüzün ne­mi ile badem unu birbirine karışarak köpük oluştu­rur. Böylece temizlenen yüz önce ılık, sonrasında soğuk su ile yıkanıp kurutulur. Ovuşturarak yapılan masaj veya friksiyon, gözenekleri derinden temizler­ken cildin kan dolaşımını da olumlu etkiler. Cildi duyarlı olanlar, ölü cilt tabakasını temizlemek için bu formülü tercih etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) LİMONLU&lt;br /&gt;Malzemesi: Limon suyu. ceviz yağı, sıcak su&lt;br /&gt;Yapılışı: Ceviz yağı yüze ve boyna sürülür. Hemen arkasından bir iki damla sıcak su iie yağ cilde yayılır. Li­mon suyu da cilde sürüldükten sona bir dakika teklenir. Sonra işaret parmağı ve orta parmakla kü­çük halkalar çizerek cilt ovuşturulur. Git yüzeyinde küçük kabarcıklar toplanmaya başlar. Bu ölü cilt tabakasının yerinden oynadığına işarettir. Tüm yüz ve boyun bu şekilde ovulduktan sonra ılık su ile yı­kanıp kurutulur. Bu işlem yüze pariakiık verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KURU CİLDİN REÇETESİ&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Rendelenen havuç; yarım fincan limon suyu ve bir fincan nar simi ile bidikte hafif ateşte 15 dakika kanştinlarak ısıtılır. Suyu çekildikten sonra bir fincan ekşitilmiş su ilave edilerek kanştm beş dakika daha ateşte tutulur ve anlından soğumaya bırakılır. Krem kıvamına gelinceye kadar mısır unu eklenir. Sonra tekrar ısıtılarak bir çay kasığı bal ile kaırıştırılır.&lt;br /&gt;Etkisi: Kuru ciltler için besleyici olan havuçtu krem, yüze maske yapılarak uygulanır. Havuçlu krem maskesi, tatbik edilen yüzeyde asgarî bir saat bırakıldıktan sonra ılık su ile yıkanır. Bu süre içinde cilt, bir bebeğinki kadar pürüzsüz bîr hal alır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-670483595974469326?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/670483595974469326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=670483595974469326' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/670483595974469326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/670483595974469326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/cilt-yzeyindeki-l-tabakay-temizleme.html' title='Cilt yüzeyindeki ölü tabakayı temizleme'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6567897934619193662</id><published>2008-04-04T06:09:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:10:18.705-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Cildi beslemek ve canlandırmak için maskeler hakkında temel bilgiler</title><content type='html'>Cildinizi beslemenin dışında canlan­dırıcı özelliği de olan maskeler yüzün gençleşmesini, kan dolaşımının hızlana­rak oksijenin yüz üstündeki dokulara erişmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maskelerin hemen hepsinde su ora­nı yüksektir. Maske, sürülünce suyun he­men uçmasını, cildin serinlemesini, rahatlamasını, gözeneklerin bü­zülmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maske çıkarıldığında ise kan damarları açılır, cilt daha pembe gözükür.&lt;br /&gt;Genişleyen damarlar sayesinde alt deriye bol kan gideceği için cilt düzelir, gözenekler kapanır, cildin görünüşünde belirgin bir gü­zelleşme olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maskenin etkisi geçici olmakla birlikte cilt yine de çalıştırılmış ve canlandırılmıştır.&lt;br /&gt;Güzellik ve sağlıklı görünüşe giden yol, ilk olarak cilt bakımın­dan geçiyor. Aslında cildimize iyi davramak hiç de zor değil. Hele her gün kendimize ayıracağımız birkaç dakikanın bize kazandıraca­ğı inanılmaz yararları düşünüldükçe…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOĞADAN GELEN MASKELER&lt;br /&gt;Avrupa’da ve ülkemizde yüze uygulanabilecek çeşitli hazır mas­keler satılmaktadır. Doğal maddelerle hazırlanan maskeler ise gittik­çe daha çok tutulmaktadır, çünkü bu doğal maddelerdeki vitamin, protein, madensel tuz vb. maddeleri cilt hemen sindirebilmektedir. Bi­zi de ilgilendiren, bu doğal maddelerle hazırlanan maskelerdir. Gü­zellik maskeleri genellikle hayvansal veya bitkisel maddelerle hazırlanır. Ayrıca maskelerde yer alan iki tip toprak var­dır, biri KİL, diğeri ise KAOLİN, yani arı kildir. Bu topraklar maskelerde dolgu maddesi olarak kullanılır. Emici bir toprak olan kil ayak pudra­sı ve kuru şampuan olarak da yararlıdır. Mayo­nez veya krem koyuluğunda hazırlanan maske­ler yüze sürüldükten sonra en azından 15-20 da­kika sırt üstü yatarak beklenmeli. Daha sonra ılık su ile veya cildin cinsine uygun bitkisel bir losyonla yüz yıkanır. Cilt kuru ise yüz kurutulduktan sonra uygun bir krem sürülür. Cildi yağlı olanların yüzlerine 1-2 saat hiçbir şey sürme­meleri daha doğru olur. Cilde nüfuz edebilmesi için bazı güzellik maskelerini yüze parmak uçları ile hafif masaj yaparak sürmelidir. Genel kural olarak, maskeler göz kapaklarına ve göz altlarına kesin­likle sürülmemelidir. Kremlerde, sütlerde, losyonlarda olduğu gibi, maskeler de yalnız yüze değil, boyna da uygulanmalıdır. Maskeyi, te­mizlenmiş cilde uygulamayı unutmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLANDIRICI MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: Yarını avokado (olgun), bir tatlı kaşığı bal, yeterince taze ve çiğ süt, bir tatlı kaşığı polen.&lt;br /&gt;Yapılışı: Karıştırılan malzeme düzgün bir kıvam alınca kullanılmaya hazırdır. Yüz, boyun temizlendikten son­ra maske yüze uygulanır. 30 dakika bekletildikten sonra soğuk su ile çalkalanıp kurutulur. Bu maskeden sonra yüze bitkisel bir losyon sürmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASSAS CİLTLER İÇİN MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir adet muz, bir tatlı kaşığı krem şanti.&lt;br /&gt;Yapılışı: Muz çatal ile ezilir, içine bir tatlı kaşığı krem şanti eklenip karıştırılır ve yüze sürülür. 15-20 dakika&lt;br /&gt;sonra ılık su ile yıkanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ORGUN CİLTLER İÇİN MASKE-1&lt;br /&gt;Malzemesi: Çeyrek limon (1/4), bir tatlı kaşığı badem yağı, bir tatlı kaşığı bal, bir miktar taze fasulye.&lt;br /&gt;Yapılışı: Taze fasulye haşlanıp çatalla ezilir. Limon, badem yağı, bal ile karıştırılıp yüze sürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YORGUN CİLTLER İÇİN MASKE-2&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir yumurta şansı, bir çorba kaşığı susam yağı.&lt;br /&gt;Yapılışı: Tüm malzeme karıştırılıp yüze sürülür. 1.5-20 dakika sonra yüz, gül suyuna daldırılmış bir parça pamuk ile silinir. Bitkisel bir losyonla çalkalanıp kurutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZEL MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: iki yemek kaşığı lor, bir tatlı kaşığı krem şaııti, bir tatlı kaşığı bal.&lt;br /&gt;Yapılışı: Tüm bu malzemeler karıştırılıp ezilir ve yüze sü­rülür. Bir süre bekletilip yüz yıkanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARMA CİLTLER İÇİN MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir tadı kaşığı bira mayası, bir tatlı kaşığı ılık süt.&lt;br /&gt;Yapılışı: Ilıtılmış süt ile tüm malzemeler eritilip, bir saat serin bir yerde bekletilir. Mayalandıktan sonra tüm yüze sürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVİLCELİ CİLTLER İÇİN MASKE-1&lt;br /&gt;Malzemesi: Büyükçe birkaç ıspanak yaprağı, bir miktar sut.&lt;br /&gt;Yapılışı: Ispanaklar kaynar süte daldırılır. Daha sıcakken yüze ve boyna yerleştirilir. Üzerleri temiz bir tül­bentle örtülüp bir süre bekletilir, sonra çıkarılır. Yüz su ile yıkanıp kurutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVİLCELİ CİLTLER İÇİN MASKE-2&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir miktar ince doğranmış marul bir miktar su.&lt;br /&gt;Yapılışı: Marul su ile hafif ateşte tuzsuz pişirilir. Ilıyınca kare kare kesilmiş küçük tülbent parçalan üzerine yerleş­tirilip yüze uygulanır. Bir süre inildedikten sonra la pa çıkarılır ve yüz marulun soğumuş suyu ile yıkanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVİLCELERİ GİDEREN MASKE&lt;br /&gt;Yapılışı: Akburçak taneleri dövülür un ılık su île yoğrulur. Yumurta şansına, yarım fincan zeytinyağı ve&lt;br /&gt;iki kaşık bal ilave edilerek çırpılır. Burçak hamura ile kanştınlıp krem haline getirilir. Bu krem yüzdeki gö­zenekleri besler ve devamlı kullanılması halinde, yüz­deki sivilceleri gidermekte de etkin yararlar sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞLI VE NORMAL CİLTLER İÇİN MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir çorba kaşığı süzme yoğurt (koyuca), bir çorba kaşığı kil.&lt;br /&gt;Yapılışı: Tüm malzeme karıştırılıp yüze sürülür. 15 dakika sonra yüz yıkanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞLI CİLTLER İÇİN MASKE-1&lt;br /&gt;Malzemesi: 3-4 olgun çilek, bir yumurta akı, 1-2 tatlı kaşığı gül suyu, 1-2 damla asilbent tentürü.&lt;br /&gt;Yapılışı: Çilekler ezilip iyice kabartılmış yumurta akı ile karıştırılır. Gül suyu ve asilbent tentürü katılıp yüze sürülür. 10-15 dakika sonra yüz ılık maydanoz los­yonu ile çalkalanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞLI CİLTLER İÇİN MASKE-2&lt;br /&gt;Malzemesi: 1 adet olgun erik, birkaç damla badem yağı.&lt;br /&gt;Yapılışı: İçi sarı, dışı siyah olgun eriğin iç kısmı küçük bir köşede ezilir. İçine birkaç damla badem yağı katılıp yüze uygulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞLI CİLTLER İÇİN MASKE-3&lt;br /&gt;Malzemesi: 1 adet olgun çatlaksız domates, yeterince kil.&lt;br /&gt;Yapılışı: Domates ve kil kanştınlarak koyuca, pütürsüz bir krema haline getirilir, yüze sürülür. Maske kuru-yunea yüz önce ılık, sonra soğuk su ile çalkalanır. Yağlı ciltler için en iyi temizleyici maskelerdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞLI CİLTLER İÇİN MASKE-4&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir yumurta akı. 3-4 damla limon suyu yeterince yulaf unu.&lt;br /&gt;Yapılış: Yumurta akı, lirnotı suyu ile kabartılın içine merhem kıvamını alacak kaçlar yuiaf unu katıldıktan sonra yüze (gerekirse boyna da) sürülür. 20 dakika bekle­dikten sonra yüz temizlenip soğuk su ile yıkanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞLI VE GÖZENEKLERİ GENİŞLEMİŞ CİLT İÇİN MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: 2 yumurta akı, bir salatalık, bir tatlı kasıe limon suyu, çeyrek (1/4) tatlı kaşığı nane losyonu (çok iyi demlenmiş), bir tatlı kaşığı elma sirkesi.&lt;br /&gt;Yapılışı: Yumurta akları iyice kabartıldıktan sonra diğer malzemeler de katılıp yüze sürülür. 1.5 dakika son­ra yüz ılık su ile yıkanıp kurutulur. Maskeden ar­tan olursa, buzdolabında bir süre saklanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KURU CİLTLER İÇİN MASKE-1&lt;br /&gt;Yapılışı: Üç tutam akasya çiçeği, bir tutam rendelenmiş, limon kabuğu ve dövülmüş lale soğanı, arpa unu île birlikte karıştırılır. Elde edilen krem, içinde menek­şe suyu bulunan bir cam kaseye konduktan sonra ağzı kapatılarak kaynar suda on dakika ısıtılıp ateş­ten indirilir. Kuru ciltler için faydalı olan krem, yatmadan önce yüze maske yapılarak uygulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KURU CİLTLER İÇİN MASKE-2&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir taze yumurtanın sarısı, bir çorba kaşığı yağsız süt tozu veya patates unu, bir çorba kaşığı taze süt, yarım tatlı kaşığı bal.&lt;br /&gt;Yapılış: Bir araya getirilen malzeme karıştırılır. Mayonez koyuluğunu bulunca, yüze ve boyna sürülür. 15-20 daki­ka sonra yüz önce ılık, sonra soğuk su ile çalkalanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KURU CİLTLER İÇİM MASKE-3&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir tatlı kaşığı granül bira mayası, bir yumurta şan­sı, bir çorba kaşığı bal, bir çorba kaşığı dövülmemiş krema veya çiğ sütün kaymağı, yarım tatlı kaşığı el­ma sirkesi, bir çorba kaşığı susam yağı veya zeytinya­ğı, ayrıca 2-3 ölçü süt ve dört ölçü su karıştırılır.&lt;br /&gt;Yapılışı: İlk beş malzeme düzgün bir krema haline getirilir.&lt;br /&gt;Zeytinyağı veya susam yağı cildin her tarafına iyice sürüldükten sonra bira mayalı karışım yağlanmış cilde yayılır. 20 dakika sonra yüz sulandırılmış süt ile (yağmur veya saf suyla) çalkalanıp kurutulur. Bu maske özellikle kuru, yorgun, susuz ciltlere iyi gelir. Haftada bir uygulanırsa, yüzde kırışıkların oluşmasını geciktirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KURU CİLTLER İÇİN MASKE-4&lt;br /&gt;Malzeme: Bir tatil kaşığı mısır sütü, bir miktar tuzsuz tereyağı.&lt;br /&gt;Yapılışı: Tüm malzeme karıştırılıp yüze sürülür. Cildi yu­muşatır, nemlendirir, 15-20 dakika sonra yüz önce sıcak suyla, sonra içine birkaç damla elma sirkesi katılmış normal ısıdaki suyla yıkanıp kurutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LEKELERİ GİDEREN MASKE&lt;br /&gt;Yapılışı: Üç tutam akçe ağaç yaprağı, tütün gibi kıyılarak su­da on dakika demlendikler! sonra sıkılır. Bir avut pi­rinç unu, yarım fincan badem yağı ve bir bardak gül suyu eklenir ve krem yapılır. Kırışıklıkları da gider­mede etkili olan bu krem cilde parlak bir görünüm verirken aynı zamanda yüzdeki lekelerin de kavi »ol­masını sağlar. Yüze maske olarak uygulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PARLAKLIK KAZANDIRAN MASKE&lt;br /&gt;Yapılışı: iki avuç aylanyıldız yaprağı ufalandıktan sonra kaynar suda bir saat bekletilir ve sıkılır. Buna bir fin­can badem yağı. aynı miktarda süt ve yumurta akı ilave edilir. Karışım, yulaf unu ile hamur hale ge­tirilir, hafif ateşte ısıtılır. Berrak bir cilt için yüze ve boyna maske yapılır ve en az yarım saat beklenir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UÇUKLARI GİDEREN MASKE&lt;br /&gt;Yapılışı: Dilimlenmiş ayva ile bir tutam dövülmüş ayrık kökü suda kaynatılıp süzülür. Yumurta akı, iki çorba kaşı­ğı yoğurt kaymağı ile birlikte çırpılarak ayva lapası karıştırılır. Karışım maske kıvamına gelinceye kadar yu­laf unu ilave edilir. Ayva maskesi uygulandıktan bir saat sonra kaldırılır ve gül suyu ile yıkanarak temizle­nir. Yüzde oluşan uçukları gidermede faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇİL VE SİVİLCE GİDEREN MASKE&lt;br /&gt;Yapılışı: İki avuç kabukları ayıklanmış badem dövülüp un haline getirilir. Badem süzme bal ve yumurtanın akı çırpılmadan ilave edilip krem haline gelince kadar gül suyu eklenir.yüzdeki sivilceleri ve çilleri gidermede etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇİL VE KIRIŞIKLIKLAR İÇİM MASKE&lt;br /&gt;Yapılışı: Bayır turpu rendelenerek suda on dakika pişirilir ve sıkılır.Yarım fincan limon suyu, yumurta akı ve bir bardak süt karıştırılarak çırpılır.Pirinç unu katılarak krem kıvamı alana kadar badem yağı ile karıştırılır.Faydalı bir formüldür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NORMAL CİLTLER İÇİN MASKE-1&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir miktar rendelenmiş elma. bir miktar süt.&lt;br /&gt;Yapılışı: Rendelenmiş elma çok az miktarda süt ile pişirilip ılık iken yüze sürülür. Kuruyunca yüz, gül sın daldırılmış bir parça pamukla silinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NORMAL CİLTLER İÇİN MASKE-2&lt;br /&gt;Malzemesi: İki ölçü yoğurt, bir ölçü bal.&lt;br /&gt;Yapılışı: Malzeme karıştırılıp cilde sürülür. 15-20 dakika sonra yüz önce ılık, sonra soğuk su ile yıkanır. Bu formülle cilt ve makyaj da temizlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NORMAL CİLTLER İÇİN MASKE-3&lt;br /&gt;Malzemesi: Yarım olgun ve kabuğu soyulmuş şeftali,çeyrek (1/4) tatlı kaşığı elma sirkesi,yarım (1/2) tatlı kaşığı bal, bir kapsül A vitamini,bir kapsül D vitamini.&lt;br /&gt;Yapılışı: Şeftali ezildikten sonra diğer malzemeler katılıp karıştırılır.Temizlenmiş cilde sürülür.Yarım saat sonra yüz önce sıcak, sonra soğuk su ile çalkalanır.A ve D vitaminleri boş olmayan koku bırakırsa, yüzü kuru naneli bir losyonla çalkalamalı veya losyonu bir parça pamuk ile yüze sürmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZENEKLERİ SIKIŞTIRAN MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir yumurta akı, bir çorba kaşığı yağsız süt tozu, yarım tatlı kaşığı bal.&lt;br /&gt;Yapılışı: Tüm malzeme bir kabın içine çatalla karıştırılır.Koyu bir karışım haline gelince yüze siüiilür. 15 da­kika sonra yüz önce ılık, soma soğuk su ile yıkanır. İstenirse süt tozu verine birkaç damla limon suyu konulabilir, çok sulu ise bir çay kasığı un katılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HER CİLT İÇİN MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir tatlı kaşığı limon s süt, dört ölçü su (bunların ikisi birbirine kanştmlarak kullanılır).&lt;br /&gt;Yapılışı: Şeftali çatalla ezilir, yumurta akı ve limon suyu ile karıştırılıp temizlenmiş cilde sürülür. 15-20 dakika sonra yüz, sütlü su ile yıkanıp kurutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİLDİ BESLEYİCİ MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: İki çorba kaşığı yulaf unu. 2-3 çorba kaşığı süt kaymağı, iki bardak an su veya yağmur suyu, ayrı­ca iki ölçü süt, dört ölçü su&lt;br /&gt;Yapılışı: Yulaf’iki bardak su ile bulamaç gibi pişer, sonra süzülür. Süzülen su ilerde kullanılmak üzere bir kenara konur. Yulaf bulamacı çiğ sütün kaymağı ile yumuşak bir macun haline getirilerek yüze ve bovna sürülür, 20-25 dakika sonra yüz önce süzülen yulal suyu ile, sonra da sulandırılmış süt ile çalkalanıp kurutulur. Bu maske cildi hem besler. İrem de yumuşatır. Ciltleri duvarlı olanlarda bu maskeden yararlanabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PÖRSÜK CİLTLER İÇİN MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: 2-3 adet kiraz, papatya losyonu.&lt;br /&gt;Yapılışı:Çekirdeği çıkarılmış kiraz ikive bölünüp yüze ve bovna sürülür. Yüz kurudukça işlem 2-3 kez yinelenir. 15-20 dakika sonra yüz papatya losyonu ile yıkanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PULLANAN CİLTLER İÇİN MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: 8-9 orta boy ıspanak yaprağı, bir fincan süt. çiğ krema.&lt;br /&gt;Yapılışı: Yıkanan ıspanak yaprakları hafif aıeşte üç dakika süt ile pişirilip süzülür (yaprakların dağılmaması­na dikkat etmeli). Süt ilenle kullanılmak üzere bir kenara konur, yapraklar yeterince soğuyunca te­mizlenmiş yüze önce krema sürülür, sonra her bir vaprak hafifçe sıkılıp yüze ve bovna vavıiır. 30 da­kika sonra yapraklar yüzden alınır. Bekletilmekte olan süt ile vüz vıkanın kurutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRIŞIKLARI GİDERİCİ HER CİLDE GÖRE MASKE&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir küçük salatalık, bir adet yumurta akı. bir tatlı kaşığı krema.&lt;br /&gt;Yapılışı: Yumurta akı kabartılıp krema ile karıştırılır. Salatalığın suyu çıkarılıp karışıma katılır (karışım çok su­lu olmamalı). Maske temizlenmiş yüze uygulanır. 20 dakika sonra yüz, ılık maden suyu ile yıkanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIŞ AYLARINA ÖZEL DOĞAL MASKELER&lt;br /&gt;KURU CİLTLERE MASKE: Bir yemek kaşığı tuzsuz tereyağına bir yemek kaşığı bal karıştırılır ve yüze sürülür. Mas­ke 20 dakika sonra ılık su ile yıkanır.&lt;br /&gt;GÖZ ALTI KIRIŞIKLIKLARINA KARŞI: Kivinin kabuğu­nu gözlerin üzerine koyup bekletin. Zaman içinde göz al­tındaki morluklar ve kırışıklıklar yok olacaktır.&lt;br /&gt;BESLEYİCİ MASKE: Yarım olgunlaşmış muz, üç çorba kaşığı limon suyu. bir çav kaşığı çiçek veya akasya balı karıştırılıp yüze sürülür. 20 dakika bekledikten sonra ılık su ile yıkanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVİLCELER İÇİN MASKE: Bir adet pırasanın beyaz kısmı robotta ezilerek suyu çıkarılır. Aynı miktarda çiğ süt karış­tırılarak yüze sürülür. Bu maske iyileştirici özelliği dolayı­sıyla iki saat veya daha fazla ciltte kalabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÜZ LEKELERİNE: Yaş üzümün simi yüze, ovularak sürülür. Yaş üzüm glikolik asit içerdiği için cilde çok faydası vardır. Ayrıca buzdolabında sarartılmış salatalık dilimlenir, yüze ovularak sürülür. Lekelen çıkarmak için sık sik uygulanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6567897934619193662?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6567897934619193662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6567897934619193662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6567897934619193662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6567897934619193662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/cildi-beslemek-ve-canlandrmak-iin.html' title='Cildi beslemek ve canlandırmak için maskeler hakkında temel bilgiler'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8683574611333903005</id><published>2008-04-04T06:08:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:09:49.761-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Bal maskesi</title><content type='html'>Suyu kendine çeken bal, çok iyi bir nemlendiricidir. Bal hem kuru, hem de yağlı ciltlere yararlıdır. Cilde düzgünlük verir, yumuşatır ve besler. İçindeki organik asitler ve enzimler kozmetik açıdan balın değerini artırır. Yüzü soluk olanlar yanak­larına pembelik gelmesi için, baldan da­ha iyi bir nemlendirici bulamazlar. Balı yü­ze yaydıktan sonra parmak uçları ile balı hafif hafif vurarak cilde yedirmeli. İki ilâ üç dakika bekledikten sonra yüzü önce ılık, sonra soğuk su ile yıkamalı. Bu yön­tem kan dolaşımını hızlandırır. Sonuç olarak cilt hafif pembeleşir. Bal; yüz kremlerinde, el losyonlarında, maskelerde yer alır (kozme­tikte kullanılacaksa iyice sulandırılmalıdır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Civan perçemli bal maskesi&lt;br /&gt;Yapılışı: Civan perçemi çiçeği, saf suda 10 dakika kaynatıl­dıktan sonra sıkılarak süzülür. Bir fincan su soğutu­lur. Elde edilen posa ezildikten sonra, yarım fincan limon suyu, bir çorba kaşığı zeytinyağı, bîr tatlı ka­şığı süzülmüş bal ve çırpılmış yumurta sarısı ile bir­likte karıştırılır. Hazırlanan karışıma soğutulan bir fincan civan perçemi suyu ilave edilir. Maske kıva­ma gelinceye kadar azar azar yulaf unu eklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkisi: Yüzdeki çöküntü ve kırışıklıkların giderilmesini sağ­layan civan perçemi maskesi, uygulamadan bir saat sonra ılık su ile güzelce yıkanır ve cilt gül suyu ile iyice temizlenir. Bu maske, bir hafta uygulanmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8683574611333903005?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8683574611333903005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8683574611333903005' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8683574611333903005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8683574611333903005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/bal-maskesi.html' title='Bal maskesi'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-2091878781756530601</id><published>2008-04-04T06:07:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T06:08:00.283-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Baharı yorgun karşılamayın</title><content type='html'>Bahar yorgunluğundan etkilenmemek bu tavsiyelere mutlaka kulak verin….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, baharın en güzel yaşandığı ülkelerden… Ancak bahar sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Risklerden kurtulma yolları bu dizide…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizi hiç neden yokken mutsuz, keyifsiz, halsiz hissediyor ve kolunuzu kaldıracak dermanınız olmadığını düşünüyorsanız; bahar yorgunluğundan etkilenmiş olmanız kaçılınılmaz. Bahar yorgunluğu, özellikle bahar mevsiminin başladığı günlerde birçok kişide görülebilen genel bir bitkinlik, güçsüzlük, enerji noksanlığı, isteksizlik, vücutta karıncalanma gibi belirtilerle seyreden bir rhatsızlık halidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAREKETLİ OLUN&lt;br /&gt;Çamlıca Medicana Hastanesi doktorlarından Ayşe Çakmakçı, “Hava ve mevsim değişikliğinin insan bünyesini olumsuz etkilediğini, baharda havada bulunan pozitif ve negatif elektrik yüklü iyonlar aracılığıyla elektrik yükünün artığını” belirtiyor. Beslenme alışkanlığı bozuklukları, bahar yorgunluğunu tetikleyen önemli nedenlerden biri sayılıyor. Besinlerle yeterli vitamin ve mineral alınmaması, biraz daha tembel yaşam biçimi, hareketsizlik de sebepleri arasında yer alıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİGARA TETİKLİYOR&lt;br /&gt;Ayrıca tiroid bezi bozuklukları yorgunluk belirtilerinin daha fazla hissedilmesine neden oluyor. Hafıza zayıflaması, uyku eğilimi, kas ağrıları gibi şikayetleri hasta daha yoğun hissediyor. Enfeksiyonlar yorgunluk belirtilerinin artmasına neden oluyor. Tansiyon, kalp, alerji, nezle, kafein, fazla sigara, alkol ve madde alışkanlıkları tetikliyor. Bahar yorgunluğu bir kent hastalığı sayılırken, çalışan insanlarda daha sık rastlanıyor. Hava kirlilği, sanayi atıkları, trafik yoğunluğu gibi etkenler mevsimsel değişikliğin üzerine eklenerek şehirde yaşayan insanlarda daha çok hissedilmesine sebep oluyor. Hastalık genellikle bir hafta civarında sürer. Eğer kişinin bulguları ve yorgunluğunun süresi üç ya da dört haftayı geçiyorsa bu duruma uzamış yorgunluk denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STRESTEN UZAK DURUN&lt;br /&gt;Bahar yorgunluğu yaşayan kişilerin bu durumu engellemeleri için öncelikle tetikleyici hastalıkları tespit etmeleri gerekir. Hasta B, C vitamini, magnezyum, çinko desteğinden faydalanmalı, gevşeme hareketleri yapmalıdır. Ayrıca meyve, sebze, ağırlıklı beslenmeli günde 3 litre su içmelidir. Hayatlarından stresi, sigarayı, alkol ve kafeini de uzak tutmalıdırlar. Hasta doktor kontrolünde ise ilaç kullanımından da faydalanılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 çeşidi var&lt;br /&gt;Üç çeşit yorgunluk var. Kronik yorgunluk, bahar yorgunluğu, bir de sürekli mutsuzluğun verdiği depresif yorgunluk hali… Kronik yorgunluk, aylarca süren, sürekli mutsuzluk, isteksizlik, iştahsızlık, kas, eklem, sırt ağrıları, hayattan zevk alamama hali olarak gözlenir. Bunların somut bir nedeni yoktur. Tetkikler normal çıkar ama hasta kendinde bu sayılanların hepsini hisseder. Depresif yorgunluk ise daha çok psikiyatrik durumlarla ortaya çıkar. işi psikolojik sorunlar içinde büyük mutsuzluklar yaşıyorsa, beraberinde yorgunluk da ortaya çıkıyor. Belirtileri kas, omur, sırt ağrıları, konstrasyon bozukluğu, neşesizlik, aşırı sinirlilik, hafıza zayıflaması, uyku bozukluğu, uyku ritmi bozukluğu (uykuya dalma güçlüğü, aşırı uyuklama gibi) baş ağrıları, stres ve ruhsal gerğinliğe bağlı olarak bağırsak (kabızlık, ishal) ve mide rahatsızlıkları (ülser tekrarlanması gibi) sık görülür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-2091878781756530601?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/2091878781756530601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=2091878781756530601' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2091878781756530601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/2091878781756530601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/bahar-yorgun-karlamayn.html' title='Baharı yorgun karşılamayın'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1030146013729897763</id><published>2008-04-04T06:06:00.002-07:00</published><updated>2008-04-04T06:07:33.713-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik Bilgileri'/><title type='text'>Çillere ve lekelere karşı formüller</title><content type='html'>Bu losyonlar veya macunlar cildin rengini açar. Ancak, hafif de kurutucu olduklarından, uygulama genel olarak 15-20 dakikayı aşmamalıdır. Kuşkusuz, bu süre çilin, lekenin ve cildin cinsine göre değişebilir. Başlangıçta kısa sürelerle uygulanmalıdır, her uygula­madan sonra yüzü kireçsiz ılık su ile yıkayıp, yüze nemlendirici ve­ya besleyici bir krem sürmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yulaflı&lt;br /&gt;Malzemesi: 4 çorba kaşığı yoğurt suyu, 2 çorba kasığı yulaf ez­mesi.&lt;br /&gt;Yapılışı: Malzemeler kanştmlıp macun haline getirilir, (karışım koni ise biraz daha yoğurt suyu katılabilir). Düzgün bir biçimde çillere sürülüp 20 dakika beklenir. Sonra yüz, ılık su ile yıkanıp kurutulur (yoğurt suyuna limon suyu da katılabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mürver çiçekli&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir avuç dolusu mürver çiçeği, 3-4 sap maydanoz, bir fincan yağmur suyu veya arı su.&lt;br /&gt;Yapılışı: Mürver ve maydanoz yıkanıp bir kaba konur, üzerine kaynar su dökülür. 3-4 saat bekledikten sonra süzülüp şişeye aktanlır. Buzdolabında saklanır. Bu karışım bir parça pamuk ile günde birkaç kez yüze sürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuzlu&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir miktar tuz, bir miktar limon sum.&lt;br /&gt;Yapılışı: Tuz, limon suyunda eritilir. Gece yatarken çillere sürülür. Ertesi giin yüz çalkalanır, uygulamaya bir&lt;br /&gt;süre devam edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elma sirkeli&lt;br /&gt;Malzemesi: 8 çorba kaşığı mürver losyonu, bir çorba kaşığı elma sirkesi, bir tatlı kaşığı şap (toz halinde).&lt;br /&gt;Yapılışı: Mürverin üstüne kaynar su dökülüp 3-4 saat bekletilir. Losyon soğuyunca önce şap, sonra elma sir­kesi katılır. Şişeye konulup iyice çalkalanır ve buz­dolabında saklanır. Bir süre günde birkaç kez bir parça pamuk ile yüze sürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limonlu&lt;br /&gt;Malzemesi: 1,5 (bir buçuk) limonun suyu. bir tatlı kaşığı bo­raks, bir tatlı kaşığı tuz.&lt;br /&gt;Yapılışı: Malzeme bir arada karıştırılarak macun haline getirilir {gerekirse biraz daha limon suyu katılabilir). Yü­zün çilli ve lekeli kısımlarına sürülür. 15-20 dakika bekledikten sonra yüz ılık su ile çalkalanıp kurutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiğ sütlü&lt;br /&gt;Malzemesi: 10-12 salatalık dilimi, bir küçük fincan çiğ süt.&lt;br /&gt;Yapılışı: Çiğ sütün içine konan salatalık dilimleri buzdolabında bekletilir. Ertesi gün bir parça pamuk ile yüze sürülür. Kuruduktan sonra işlem 2-3 kez ye­nilenir. Sonra yüz. maden suni ile yıkanır. Olum­lu sonuç almak için bir süre uvgulanmahdır. Kanşım buzdolabında bir haftadan fazla dayanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maydanozlu&lt;br /&gt;Malzemesi: Bir miktar maydanoz suyu.&lt;br /&gt;Yapılışı: Maydanoz özel elektrikli aletle sıkılır.Elde edilen sıvı losyon, sabah ve akşam çiller yok oluncaya kadar sürülür.&lt;br /&gt;Not:Yukarıda verilen formüller; cildin gereksinimine göre, biberiye, ıhlamur, papatya, lavanta gibi bitkilerin losyonuyla da yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silvicelere karşı&lt;br /&gt;Hazırlanışı:İki tutam kurutulmuş düğün otu ile bir tutam kabak çekirdeğini toz haline getirin. Ezilen kavunla birlikte iyice karıştırarak lapa yapın. Elde edilen lapaya bir fincan domates suyu ve bir çorba kaşığı badem yağı ekleyin.&lt;br /&gt;Etkisi:Sivilcelerin ve kırışıklıkların giderilmesinde etkindir. Aynı zamanda şampuan olarak da kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siğiller için&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Soyulup, suyu çıkarılan salatalık, bir fincan limon suyu, bir çorba kaşığı badem yağı, bir adet çırpıl­mış yumurta akı ile karıştırılır. Karışıma, maske ki­ramı alana dek patates unu katılır.&lt;br /&gt;Etkisi: Siğil ve sivilcelerin yok edilmesinde ve cilde canlılık kazandırılmasında maske yapılarak uygulanır. Ciltte 20 dakika bekletilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağ bezelerini gidermek için&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Kalnıkları soyulmuş iki elma dilimi,kekik suyunda pişirildikten sonra, ezilerek lapa haline getirilir.Lapaya bir fincan karpuz suyu,bir tatlı kaşığı tarçın, bir çorba kaşığı yoğurtla kaymak ilave edilir.Krem kıvamına gelinceye kadar,yulaf unu serpilir.Ateşte ısıtılarak yüze sürülür.&lt;br /&gt;Etkisi: Yüzde oluşan yağ bezelerini izale ederken, aynı zamanda tendeki gözenekleri beslemeye de yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nem maskesi&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Üç avuç taze göl yaprağı, beş dakika bir bardak yağmur suyunda veya arı suda pişirilerek ateşten indiri­lir. Toz haline getirilen ıhlamur yaprağından bir çay kaşığı, taze kaymaktan bir çorba kaşığı ve süzme baldan bir tatlı kaşığı eklenerek karıştırılır.Krem kıvamına gelinceye kadar kestane unu ilave edilir.&lt;br /&gt;Etkisi: Cildin parlak,nemli ve güzel olmasını sağlayan gül kremi, yüze maske olarak ve tene sürülerek uygulanır.Gül güzellik kremi, şampuan olarak kullanıldığında saçların ipek gibi parlak ve yumuşak olmasını sağlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1030146013729897763?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1030146013729897763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1030146013729897763' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1030146013729897763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1030146013729897763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/illere-ve-lekelere-kar-formller.html' title='Çillere ve lekelere karşı formüller'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1839335289636899397</id><published>2008-04-04T06:06:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T06:06:34.138-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Sağlığı'/><title type='text'>Katarakt Hakkında</title><content type='html'>Kataraktın olgunlaşması, kalınlaşması için beklenilmesi gerektiği inancı günümüzde artık geçerli değildir. Zamanında müdahale edilmezse göz tansiyonuna sebep olur ve geri dönülmez körlüğe kadar götürür. İlaçla tedavisi yoktur. Tek tedavi şekli, değişik mikrocerrahi yöntemleri ile yapılan müdahalelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz içinde, uzak ve yakın net görmemizi sağlayan ince kenarlı saydam bir mercek (lens) mevcuttur. Gözün bu doğal merceğinin çeşitli nedenlerle saydamlığını kaybederek bulanıklaşmasına katarakt adı verilmektedir. Halk arasında göze perde indi şeklinde ifade edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz merceği, gözbebeği ve irisin arkasında küçük, saydam bir yapıdır. Gözün objektifi olarak nitelenen yapının bir parçasıdır. Parlak ışınlar bu yapıdan geçerek ağtabakanın üstünde birleşip görüntüyü oluştururlar. Göz merceği esnek olduğundan kavsi artabilir, buna bağlı olarak odaklaşma uzaklığı da değişebilir. Değişik uzaklıklardaki nesnelerin görüntüsünü her zaman ağtabaka üzerinde odaklayabilir. Çapı 10 mm, kalınlığı 5 mm olan göz merceğinin iki yüzü de dışbükeydir. Göz merceğini meydana getiren oluşumlardan birinin matlaşması görmenin engellenmesi için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katarakt türleri perdeleşmenin lens içindeki yeri, seviyesi, oluşum biçimi ya da yaşa göre değişiklik gösterir. Katarakt, körlüğün en çok görülen nedenidir. Işığın sarı noktaya geçişini engellediği için hasta göremez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenleri&lt;br /&gt;Gözün saydamlığını kaybederek bulanıklaşması ve katarakt oluşumuna yol açmasının nedenleri arasında;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Lens içindeki protein birikimi&lt;br /&gt;-Lensin yaşlanması&lt;br /&gt;-Ailevi metabolik hastalıklar (şeker hastalığı vb.)&lt;br /&gt;-Gebelikte ilaç kullanımı ya da anne adayının geçirdiği hastalıklar (örneğin kızamıkçık)&lt;br /&gt;-Hipertansiyon&lt;br /&gt;-Glokom&lt;br /&gt;-Göz yaralanması&lt;br /&gt;-Gözlüksüz uzun süre şiddetli ışığa maruz kalmak en başta gelen sebepler olarak sayılabilir. Lens, eski hücrelerin dışarı atılamadığı, zarla çevrili kapalı bir organ olduğu için bu sebepler geri dönüşümsüz bir şekilde lensi bulanıklaştırır. Böylece katarakt oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlerde görülür?&lt;br /&gt;60 yaşlarından sonra oldukça yaygın bir hastalıktır. Ancak bebekler dahil olmak üzere her yaş grubu insanda görülebilir. Yaş ilerledikçe sıklığı artar. Yaş faktörü lensin özel yapısı sebebiyle önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;-Bulanık görme&lt;br /&gt;-Işık kamaşması&lt;br /&gt;-Görüş azalması&lt;br /&gt;-Çatallı veya çift görme gibi belirtileri vardır. Zamanında müdahale edilmezse katarakt ilerler. Hasta ancak ışığı ve ışığın yönünü seçebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Katarakt göz sağlığını ciddi anlamda etkiler. Ancak gözün diğer tabakaları sağlam ise uygulanacak tedavi ile görme kabiliyeti tama yakın bir oranda geri kazanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kataraktın ilaçla tedavisi yoktur. Tek tedavi yöntemi değişik mikrocerrahi yöntemleri ile yapılan müdahalelerdir. Cerrahi müdahale ile bulanıklaşan göz merceği çıkarılır, gözün içine sentetik göz merceği yerleştirilir. Bu sistem hastanın ameliyat sonrası gözlük kullanmasına ihtiyaç bırakmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi yöntemleri&lt;br /&gt;Tedavi yöntemleri son 10-15 yıl içinde büyük değişim göstermiştir. Bu alanda; göz içi cerrahi, ameliyat mikroskopu, özel ince alet ve maddeler yardımı ile büyük aşama kaydedilmiştir. Son yıllarda yaygınlaşan bir yöntemle de birkaç milimetrelik yerden göz içine girilerek bulanık mercek ultrason dalgaları ile eritilmekte ve yine katlanabilir akrilik lensler yerleştirilmektedir. Kataraktın sadece lazer ile tedavisi mümkün değildir. Lazer ameliyat sırasında, sadece bir aşamada kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemlerin özelliği, hastanın yara yeri çok küçük olduğu için daha kısa dönemde olumlu sonuç alınır. Yıllar öncesinden bilinen kataraktın olgunlaşması, kalınlaşması için beklenilmesi gerektiği inancı günümüzde artık geçerli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAKO (fakoemülsifikasyon) nasıl bir tekniktir? &lt;br /&gt;FAKOlu katarakt ameliyatında klasik cerrahideki gibi dikiş yoktur. Bu nedenle de, halk arasında lazerli ya da dikişsiz yöntem olarak bilinir. Bu teknikte, göze 3 mmden küçük bir kesiden girilir, lensin zarı yuvarlak olarak çıkarılır, katarakt yani keşifleşmiş göz merceği ultrason dalgaları veren bir cihaz ile sıvılaştırılarak emilir, yerine katlanabilir yeni göz merceği yerleştirilir. Bu ameliyatta kullanılan mercekler dikişli katarakt ameliyatında kullanılan merceklerden farklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAKOlu katarakt ameliyatına hasta nasıl hazırlanır?&lt;br /&gt;Hasta muayenesi ile aynı gün ameliyata alınıp, ameliyattan sonra hemen taburcu edilebilmektedir. FAKOlu katarakt ameliyatı olacak hasta, ameliyattan kısa bir süre önce Bazı damlalar ile gözüne ön hazırlık yapılır. Hasta daha sonra, ameliyathaneye alınır. FAKOlu katarakt ameliyatına giren hastanın ameliyatı 15-20 dakika sonra bitmiş olur. Hasta hemen taburcu edilir. Ameliyattan sonra da erken dönemde net görmeye başlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1839335289636899397?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1839335289636899397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1839335289636899397' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1839335289636899397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1839335289636899397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/katarakt-hakknda.html' title='Katarakt Hakkında'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5485484807455423745</id><published>2008-04-04T06:05:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T06:05:18.521-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Sağlığı'/><title type='text'>Göz Sağlığı İçin Bazı Öneriler</title><content type='html'>Kışın cilde, saçlara önem veriliyor. Cildin kurumaması ve soğuktan etkilenmemesi için kozmetik ürünler kullanılıyor. Saçların dökülmemesi ve kırılmaması için bakım yaptırılıyor. Ancak en hassas organ olan gözlere ise gerekli özen gösterilmiyor. Oysa soğuk ve karlı havalar gözleri de olumsuz etkiliyor. Zarar görmesinden en çok korkulan organ olmasına karşın, gözle ilgili olarak neredeyse hiçbir koruyucu önlem alınmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıbadem Göz Sağlığı Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gülbin Saltık kış aylarında konjonktivit, kuru göz gibi rahatsızlıklardan kar körlüğüne kadar birçok tehlikenin kişileri beklediğine dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VİRÜSLER TEHLİKELİ&lt;br /&gt;Kış aylarında virüslere bağlı hastalıkların arttığı bir gerçek. Virüslerden etkilenen organlardan biri de göz. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının artış gösterdiği dönemlerde viral konjonktivitin görülme sıklığı artıyor. Dr. Saltık konuyla ilgili şunları söylüyor: “Konjonktivit, genel anlamıyla göz iltihabı demektir. Etkenlerine göre bakteriyel, virütik, alerjik gibi değişik tipleri vardır. Adenovirüse bağlı konjonktivit, çok kolay bulaşabilen bir hastalık olduğu için birdenbire ve salgın halinde ortaya çıkabilir. Okullar, kalabalık iş yerleri bu açıdan risk altındadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalıktan korunmak için gözlerimizi sürekli oynayıp kaşımamak, havlu, yastık kılıfı, mendil gibi kişisel eşyalarımızı ayırmak ve başkalarının eşyalarını kullanmamak, özellikle çocuklarımızı bu konuda eğitmek gereklidir. Ancak belirtileri tanıyarak, geç kalmadan hekime başvurmak gerekiyor. Gözlerde sulanma, kızarıklık, çapaklanma, sulu ve beyaz bir akıntı, ışıktan rahatsız olma başlıca belirtilerdir. Dr. Saltık, semptomların alerjik konjonktivitle karıştırılabildiğine dikkat çekerek şöyle devam ediyor: “Bu karışıklık sebebiyle hastalar yanlış ilaç kullanabiliyor. Bu da iyileşme sürecinin uzamasına neden olur. Tedavide hastalığın durumuna göre damla ve pomatlardan faydalanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZ KURULUĞUNU ÖNEMSEYİN&lt;br /&gt;Kış mevsimi boyunca yeterli havalandırılmayan ofisler, sürekli yanan kaloriferler, çalışan klimalar, bilgisayarlar gözün en büyük düşmanı. Özellikle bilgisayarları yoğun olarak kullanan bankacılar, gazeteciler, grafikerler, borsacılar, öğretmenler, öğrenciler göz kuruluğu riski ile karşı karşıya kalıyorlar.Kuru göz rahatsızlığı, teknolojinin gelişmesiyle paralel artış gösteren, gelişmiş toplumlarda sık görülen yaygın bir rahatsızlık türüdür. Bu konuda Dr. Saltık şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kapalı ortam ve kaloriferler havayı bozan etkenlerdir. Konsantrasyon gerektiren işlerde çalışanlar ise bilgisayar başında yeterli sayıda göz kırpma işlemini gerçekleştiremezler. Bu iki etmen gözlerde göz kuruluğuna sebep verir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerde batma ve kızarıklık şeklinde kendini gösteren göz kuruluğuna karşı alınabilecek çok basit önlemler var. Ofisin havalandırılması, ortam havasının nemlendirilmesi ve eczanelerden rahatlıkla temin edilebilen suni göz yaşını gözün ihtiyacına ve doktorunuzun önerisine göre kullanmak göz kuruluğunu gidermede etkili bir yol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIŞIN DA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ KULLANIN! &lt;br /&gt;Yazın birçok kişi güneşin zararlı etkilerinden korunmak için güneş gözlüğü kullanıyor. Kış geldiğinde de güneş gözlükleri çekmecelere kaldırılıyor. Oysa bu son derece yanlış. Yaz, kış demeden güneş gözlüğü kullanma alışkanlığını yitirmemek gerek. Dr. Saltık kışın göz ve göz çevresinin soğuk ve kuru havalarda korunması gerektiği konusunda uyararak şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Göz kapağı ve göz çevresindeki cilt ince ve kırışmaya en yatkın bölge olduğu için rüzgar, güneş ve karlı soğuk havalarda koruyucu, UV filtreli uygun bir gözlükle hem göz sağlığımızı hem de göz çevremizi korumuş oluruz. Ayrıca özellikle rüzgarlı havalarda gözümüzü kaçabilecek bir yabancı cisme karşı da koruruz. Bu nedenle koruyucu tedbir almak adına güneş gözlüğü kışın da kullanılmalıdır. Ancak kaliteli güneş gözlükleri tercih edilmelidir. Yeşil, mavi gibi soft renkler seçilmeli, filtresinin kaliteli olmasına dikkat edilmelidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYAKÇILAR DİKKAT!&lt;br /&gt;Kışın en çok tercih edilen spor dalı kayak. Çok keyifli bir spor dalı olmasına rağmen özellikle göz açısından bazı tehlikeler içeriyor. Kışın karlı havalarda kayak sporu yapanları saydam tabakanın kuruması ya da enfeksiyonu gibi etkiler bekliyor. Dr. Saltık riskler hususunda şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kuru hava, şiddetli yağış ve rüzgar kuru göz rahatsızlığını tetikler ve kornea sağlığını olumsuz etkiler. Uzun süre güneş gözlüğü kullanmadan kayak yapanlar ve dağcıları bekleyen bir başka tehlike de güneşe bağlı sarı nokta hastalığıdır. Sürekli çıplak gözle kara bakmak, kardan yansıyan UV ışınları nedeniyle , gözün makula( sarı nokta) bölgesinde bozulmaya yol açarak görme kayıplarına dek varan hasarlara yol açar. Bunun için de tek önlem koruyucu bir gözlük kullanarak kayak sporu yapmaktır.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5485484807455423745?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5485484807455423745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5485484807455423745' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5485484807455423745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5485484807455423745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/gz-sal-iin-baz-neriler.html' title='Göz Sağlığı İçin Bazı Öneriler'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6216125197470938184</id><published>2008-04-04T06:04:00.003-07:00</published><updated>2008-04-04T06:04:52.675-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Sağlığı'/><title type='text'>Göz Tembelliğinde Tedavi Süresi</title><content type='html'>Göz tembelliği erken çocukluk çağında ortaya çıkan ve bir gözün yeterince görememesi şeklinde tanımlanabilecek bir durumdur. Göz tembelliğine her 100 kişiden 3′ünde rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilirse tedavi edilebileceğinden ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda çocukların göz muayenesi olmalarını sağlamaları gerekmektedir. Acımadem Göz Hastalıkları Medikal Direktörü Doç. Dr Bozkurt Şener, erken teşhis ve düzenli tedavi yapılırsa çoğu kez normal görmeye ulaşabildiklerini belirterek, “9 yaş sonrasında yapılacak tedavinin faydası yoktur. Katarakt gibi sebeplerle ortaya çıkan göz tembelliklerinde çok seri davranmak gereklidir” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz tembelliği nedir?&lt;br /&gt;Göz tembelliği erken çocukluk çağında ortaya çıkan ve bir gözün yeterince görememesi şeklinde tanımlayabilecek bir durumdur. Göz tembelliğine her 100 kişiden 3′ünde rastlanmaktadır. Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilirse tedavi edilebileceğinden ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda çocukların göz muayenesi olmaları sağlamaları gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal Görme Nasıl Gelişir?&lt;br /&gt;Bebekler doğduklarında ancak belirli oranlarda görebilmektedirler. (gözlerini kullandıkça görme potansiyelleri artmaktadır) İlk 9 yaş içinde görme sistemi tam olarak gelişmekte ve daha sonra belirgin bir değişiklik olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bir göz tüm düzeltmelere rağmen tam kapasiteli göremiyorsa bu durum kişinin hayatında olumsuz bazı etkilere yol açar. Mesela bazı mesleklerde (askerlik, pilot ) göz tembelliği olan kişiler yer alamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz Muayenesi ne zaman yapılmalıdır?&lt;br /&gt;Tüm çocukların ilk 1 yaşta ve 4 yaşına gelmeden önce herhangi bir sorunu olmasa da mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmiş olması gerekmektedir. Bu arada doğumdan itibaren hem ailenin hem de çocuk doktorlarının bazı tespitleri ile gerekli hallerde çok erken dönemlerde de göz muayenesi yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler göz tembelliğine yol açabilir?&lt;br /&gt;Göz tembelliği gözlerin normal olarak kullanılmasını engelleyen her türlü durumda ortaya çıkabilir. Çoğu vakada göz tembelliğine yol açan durumlar kalıtsal olabilir. Özellikle ailesinde göz tembelliği olan çocuklar göz doktoru tarafından mutlaka muayene edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz Tembelliğinin sebepleri nelerdir?&lt;br /&gt;Göz tembelliğinin üç sebebi bulunmaktadır. Bunlar şaşılık, kırma kusurları ve saydam olması gerekli göz dokularında bulanıklıktır. Bunları da açarsak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşılık: Gözleri paralel duruma getirildiği zaman görme bulandığı için çocuk bir gözünü kullanmaz ve gözde tembellik oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırma kusurları: Mevcut olan yüksek kırma kusuru nedeni ile bir göz diğerinden çok bulanık görmekte ise bu göz görsel gelişimini tamamlayarak tembel hale gelmektedir. Görünüşte gözlerde herhangi bir problem olmadığı için tespit edilmesi en zor olan göz tembelliği tipi budur. Aileler çocukların gözünde bir kayma tespit ettiklerinde hemen muayenesini sağlamakta ancak diğer durumlarda genellikle göz muayenesi okul dönemine kadar gecikmekte ve bu durumda da çoğu kez geç kalınmış almaktadır. Bu nedenle ilk 1 yaşta ve 4 yaş öncesi tüm çocukların şikayeti olsun olmasın ,mutlak surette göz muayenesi olmaları gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saydam olması gerekli göz dokularında bulanıklık: Bu durumun başında katarakt gelmektedir. Bu tip göz tembelliği en erken gelişen göz tembelliğidir. Dolayısı ile her yeni doğanın mutlak bir göz doktoru tarafından son derece kolay bir test olan kırmızı yansıma testine tabi tutulması ve bir anormallik halinde acilen göz doktoruna muayenesi gereklidir. Çünkü bu tip göz tembelliği çok erken ve çok narin olarak gelişmektedir. Doğumsal katarak mümkün olan sen kısa zamanda cerrahi olarak tedavi edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz Tembelliği Tanısı Nasıl Konulur?&lt;br /&gt;Bu çoğu kez oldukça zor bir durumdur. Çünkü çocukların görme muayeneleri 3-4 yaş oldukça güçlü arz etmektedir. Daha küçük çocuklarda ve bebeklerde sağlam gözün doktor tarafından elle kapatılması halinde tepkiyi değerlendirmek gibi bir takım yöntemlerle göz tembelliği olan göz tespit edilmeye çalışılır. İlk 1 yaş ve 4 yaş öncesi muayenede göz doktoru temel olarak şunu yapar. Gözlerde herhangi bir kayma olup olmadığını muayene eder. Daha sonra saydam ortamlarda herhangi bir bulanıklık olup olmadığına bakar, göz bebeği damla ile genişletilerek, her iki gözün kırma değerleri ölçülür. Burada önemli olan nokta özellikle bir gözde , diğerinin çok üzerinde bir kırma kusuru olup olmadığıdır. Bunan dışında her iki gözdeki yüksek kırma kusurları da dikkate alınır. Kırma kusuru muayenesi dışında retina (görme zarı) ve optik sinir (görme siniri) muayenesi de yapılarak muayene tamamlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz Tembelliği nasıl tedavi edilir?&lt;br /&gt;Göz tembelliği tedavinin esası zayıf gözün kullandırılmasına dayanır. Bu, sağlam gözün özel bir bandajla haftalar bazen aylar boyunca kapatılması ile yapılır. Önce gerekli olan reçete verilir. Çocuk bunu kullanmaya başlar ve kapama tedavisi yapılır. Şaşılıkta eğer bir cerrahi müdahale yapılacaksa genellikle önce göz tembelliği giderilmeye çalışılmalıdır. Ameliyat öncesi belli bir dönem kapama tedavisi yapılır, ameliyat uygulanır, daha sonra bir müddet daha kapama yapılmaya devam edilir. Aileler ne yazık ki kayma ameliyattan sonra her şeyin yoluna girdiği düşüncesiyle kapama sırasında ne gibi şeyler yapılması gerektiğini size açıklar. Bundan sonrası ise tamamen sizin sabrınıza kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az görme önlenebilir bir problemidir?&lt;br /&gt;Başarıda en önemli nokta göz tembelliğinin tanı zamanıdır. Eğer erken teşhis ve düzenli tedavi yapılırsa çoğu kez normal görmeye ulaşabilmektedir. 9 yaş sonrasında yapılacak kapamanın herhangi bir faydası olmamaktadır. Katarakt gibi sebeplerle ortaya çıkan göz tembelliklerinde çok seri davranmak gereklidir. Erken bebeklik döneminde cerrahi ve kapama tedavileri ile müdahale yapılmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6216125197470938184?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6216125197470938184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6216125197470938184' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6216125197470938184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6216125197470938184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/gz-tembelliinde-tedavi-sresi.html' title='Göz Tembelliğinde Tedavi Süresi'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-56503482574030481</id><published>2008-04-04T06:04:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T06:04:27.883-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Sağlığı'/><title type='text'>Bilgisayar Kullanırken Gözlere Dikkat</title><content type='html'>KAYSERİ (İHA) - Özel İbni Sina Sağlık Merkezleri Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ziya Alp Köse, bilgisayar kullanımının gözü bozmadığını, ancak mevcut kırma kusurunun ortaya çıkmasına neden olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme kalitesinde bazı problemlerin meydana gelmesini, göz yorgunluğun olduğunu belirten Dr. Ziya Alp Köse, “Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma, bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, ışığa karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı en çok görülen problemlerdir” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsedilen yorgunluk belirtilerine sahip olan kişilerin, ilk iş olarak göz muayenesi olması gerektiğini kaydeden Alp Köse, “Çünkü bu belirtilerin en büyük nedeni, gözlerdeki kırma kusurudur. Miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi kırma kusurlarının olup olmadığı saptanarak, bunların gözlük camı veya lenslerle düzeltilmesi, bu konudaki ilk aşamadır. Ayrıca, halen kullanılan gözlük camı veya lenslerin numaralarının yetersiz kalması da, göz yorgunluğuna sebep olabilecektir. Burada, halk arasında yaygınca inanılan yanlış bir görüşe değinmek ve doğrusunu anlatmak yerinde olacaktır; bilgisayar kullanımı, insanların gözlerini bozmaz. Ancak mevcut olan ve kişinin o ana kadar önemsemediği veya bilmediği bir kırma kusurunun, belirtileriyle ortaya çıkmasına aracılık eder. Çalışma koşulları çok aşırıya kaçmadıkça normal bir göz, bilgisayar karşısında bozulmaz” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Köse, görme bozuklukları belirtilerinin kişiye bağlı sebepler dışında, çalışma ortamının şekline ve kişinin alışkanlıklarına göre de değişiklikler göstereceğini belirtirken, bilgisayar kullanımında dikkat edilecek noktaları ise şöyle özetledi:&lt;br /&gt;“Bilgisayarın kullanıldığı ortamdaki ışık ve parıltı kaynakları ortadan kaldırın. Güneş ışığından gelen dolaysız parıltıya, kullanıcının gözlerine yöneltilmiş aydınlatma cihazlarına ve görüntü ekranındaki herhangi bir yansımadan kaynaklanan dolaylı parıltıya karşı önlem alın. Kullanılacak ışık kaynağının, arkadan, omuz hizasından monitöre veya çalışma masasına düşecek şekilde ayarlamaya çalışın. Mümkünse masa lambaları yerine tavan aydınlatması kullanın. Bütün bunlara rağmen parıltı kalıcı devam ediyorsa ekran filtresi alınıp ekrana takılabilir. Daha koyu arka planlar üzerinde, açık renkli puntoyla yazın (örneğin, mavi üzerine beyaz ya da yeşil üzerine kahverengi). Büyük punto kullanın ve dağınık ekran görüntülerinden kaçının. Çocuklara çalışırken dinlenme aralarını öğretin. Her bir saatlik bilgisayar kullanımı için gözlerini, toplam on beş dakika dinlendirmelidirler. Çocuklara sık sık göz kırpmalarını hatırlatın. Bilgisayar kullanıcıları, normal olarak göz kırpmaksızın uzun süre sabit gözle ekrana bakma eğilimi gösterdiğinden, göz sulanması azalır ve batma hissedilebilir. Eğer sorun devam ederse, suni göz yaşı damlaları önerilebilir. Bilgisayar kullanıcıları, ekrana göz hizasının yatay düzlemi altında 10-20 derece açıyla bakmalıdırlar. Statik elektrikten toz birikmesini önlemek için, antistatik spreyle ve pamuksuz bezle ekranı düzenli olarak temizleyin. Çocuğunuz düzenli olarak bilgisayar kullanıyorsa, her yıl göz muayenesine gitmesini sağlayın.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-56503482574030481?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/56503482574030481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=56503482574030481' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/56503482574030481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/56503482574030481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/bilgisayar-kullanrken-gzlere-dikkat.html' title='Bilgisayar Kullanırken Gözlere Dikkat'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5753287427561191277</id><published>2008-04-04T05:58:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T05:59:01.672-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Sağlığı'/><title type='text'>Göz Tansiyonuna Dikkat</title><content type='html'>Halk arasında ”Karasu” olarak bilinen Glokom’un (göz tansiyonu) milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığı olduğunu belirten uzmanlar, erken teşhisin önemine dikkat çekiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Ahmet Necdet Sezer Uygulama Hastanesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faruk Öztürk, Glokom’un birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde, belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebildiğini belirterek doktor tarafından düzenli aralıklarla yapılan muayenelerin Glokom’un erken tanı ve tedavisi için en iyi yol olduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Öztürk, Glokom hastalığı ile ilgili olarak şu bilgiyi verdi:&lt;br /&gt;”Glokom’a bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır. Görme alanında glokoma bağlı belirgin hasar olmadıkça hasta bu kaybın farkına varamaz. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenelerinin ve gereğinde görme alanı gibi ileri tetkiklerin yapılması önemlidir. Glokom dünyada milyonlarca kişide görülen ve her insanda ortaya çıkabilecek bir hastalıktır. Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın ortaya çıkma riskini artırabilir. Glokom riskini arttıran faktörlerin başında da ilerleyen yaş gelmektedir. 60 yaşın üzerindekilerde risk, 60 yaşın altındakilere göre 6 kat fazladır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların da bu hastalığa yakalanabileceklerini ifade eden Öztürk, çocukların göz tansiyonlarının normal olduğu sürece okula başlamadan önce ve sonrasında 2 senede bir göz muayenesi yaptırılması gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öztürk, Glokom hastalığının düzenli kontrol altında tutulmasıyla tedavinin başarılı olacağını sözlerine ekledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5753287427561191277?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5753287427561191277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5753287427561191277' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5753287427561191277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5753287427561191277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/gz-tansiyonuna-dikkat.html' title='Göz Tansiyonuna Dikkat'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-4703167850146017884</id><published>2008-04-04T05:57:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:57:19.336-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Amerikan Kalp Vakfı Diyeti</title><content type='html'>Hedef: 3 günde ortalama 3 kilo.&lt;br /&gt;Günlük kalori: 900 Kcal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerdiği vanilyalı dondurma ve fıstık ezmesi ile ünlü Kalp Vakfı diyetinin bu düşük kalorili versiyonu 3 günden fazla sürdürülmemeli. Yağ ve protein oranı yüksek bir diyet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyetin menüsü&lt;br /&gt;1.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : Sade kahve/çay, yarım greyfurt, 1 dilim tost ekmeği, 2 çorba kaşığı fıstık ezmesi&lt;br /&gt;Öğle : Yarım tabak ton balığı, 1 dilim tost ekmeği, kahve, çay ya da soda&lt;br /&gt;Akşam : 2 dilim et, 1 tabak yeşil fasülye, 1 elma, 1 kase vanilyalı dondurma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : 1 yumurta, yarım muz, 1 dilim tost ekmeği, sade kahve/çay&lt;br /&gt;Öğle : 1 tabak lor peyniri, 3 tuzlu kraker&lt;br /&gt;Akşam : 2 sosis, 1 tabak brokoli veya karnıbahar, yarım tabak havuç, yarım muz, yarım tabak vanilyalı dondurma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : 5 tuzlu kraker, 1 dilim çedar peyniri, 1 elma, sade kahve/çay&lt;br /&gt;Öğle : 1 katı yumurta, 1 tost ekmeği&lt;br /&gt;Akşam : 1 tabak ton balığı, 1 tabak karnıbahar, yarım kavun, yarım vanilyalı dondurma&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-4703167850146017884?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/4703167850146017884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=4703167850146017884' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4703167850146017884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4703167850146017884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/amerikan-kalp-vakf-diyeti.html' title='Amerikan Kalp Vakfı Diyeti'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-4656347868282297714</id><published>2008-04-04T05:56:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:56:42.841-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Aşırı Zayıflamanın Zararları</title><content type='html'>BEYİN&lt;br /&gt;Karbonhidrat diyeti beynin fonksiyonlarını düzenleyen özellikle hafıza kapasitesini artıran serotonin maddesini etkiler. Hafıza kaybı ve çeşitli beyin bozuklukları başlar. Zeka kaybı başlar ve beynini hızlı ve doğru karar verme fonksiyonu bozulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KALP&lt;br /&gt;Kısa sürede kilo vermek kalp hastalıklarına yol açar. Tansiyon yükselir ve kalp hastalıkları başlar. Süratli kilo kaybı sırasında yağ kaybıyla birlikte kaslarda zayıflar. Diyet kesildiğinde mide ve karın bölgesi süratle yağ toplar. Şok diyetlerden sonra alınan kiloları kaybetmek çok zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADALELER&lt;br /&gt;Protein eksikliği adale zayıflığına yol açar. Özellikle sabahları kahvaltıyı kesmek adaleleri etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİLT&lt;br /&gt;Şok diyet B vitamini öncelikli olmak üzere tüm vitaminlerin ve minerallerin kaybolmasına yol açar. Cilt kurur ve dökülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAN&lt;br /&gt;Kanda demir azalması nedeniyle çeşitli kan hastalıkları başlar. Anemi ve hemoglobin bozuklukları görülür. Çabuk yorulma, kırgınlık, halsizlik görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAFRA KESESİ&lt;br /&gt;Diyet safra kesesi faaliyetini etkiler. Çalışmayan safra kesesi taş üretmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEMİK&lt;br /&gt;Süt, yoğurt ve peynirin az tüketilmesinden dolayı ortaya çıkan kalsiyum eksikliği kemik erimesine yol açar Kemiklerin kırılması kolaylaşır, kırıkların iyileşme süresi ise uzar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENERJİ&lt;br /&gt;Metabolizma bozuklukları lahana diyeti, greyfurt diyeti gibi sebze meyve diyeti sonucu ortaya çıkar.Sadece meyve ve sebze ile beslenenlerde (et ve balık yemeyenlerde) metabolizma bozuklukları ortaya çıkar, tüketilen her türlü besin kilo yapar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-4656347868282297714?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/4656347868282297714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=4656347868282297714' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4656347868282297714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4656347868282297714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/ar-zayflamann-zararlar.html' title='Aşırı Zayıflamanın Zararları'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7126147246023604534</id><published>2008-04-04T05:55:00.002-07:00</published><updated>2008-04-04T05:56:21.544-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Böbrek Hastalıklarında Diyeti</title><content type='html'>Böbrek fonksiyonlarının bozulmasıyla metabolizmayı etkileyen önemli olaylar birbirini izler. Böbreklerden su, sodyum, potasyum, fosfor gibi maddeler ile üre, ürik asit, kreatin gibi protein atığı zehirli maddeler atılamaz, kanda birikir. Bu değişiklikler sebebiyle beslenmede bazı önlemler almak gerekir. Hastanın laboratuar bulgularına göre doktoru özel bir diyet önerir. Diyet uzmanının hazırlayacağı diyet ile protein, tuz potasyum, fostor ve su miktarları kontrol altına alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyeceklerde birden fazla besin öğeleri bulunur. Hastanın hangi besin öğesinin hangi yiyeceklerde bulunduğunu bilmesi, diyetini iyi kullanmasını sağlar. Diyet uzmanı bu konularda gerekli açıklamaları yapıp yol gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PROTEİN&lt;br /&gt;Vücut hücrelerinin yapıtaşıdırlar. Vücudun büyümesi, gelişmesi yıpranan hücrelerin onarılması için gereklidir. Et, balık, tavuk, süt ve türevleri, yumurta kaliteli protein kaynaklarıdır. Proteinin fazla alınmasında; bulantı, kusma iştah azalması az alınmasında; yorgunluk, güçsüzlük, kilo kaybı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;POTASYUM&lt;br /&gt;Böbrekler tarafından kontrol edilen bir madensel öğedir. Kandaki düzeyi 3,6-5,5 meq/L’dir Günlük gereksinimi 2 mg’dır. Vücudun asit-baz dengesi ve normal kalp atışı için önemlidir. Böbrek hastalarında potasyumun fazlası böbreklerden süzülemez, kanda potasyum seviyesi artar, kavun, koyu yeşil yapraklı sebzeler, bal kabağı, patates, domates, kuru fasulye, fındık ve sütte potasyum bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FOSFOR&lt;br /&gt;Kalsiyum ile fosfor kemikleri ve dişlerin sertleşmesini sağlayan bir madensel öğedir. Kandaki düzeyi 2,5-4,2 mg’dır. Günlük gereksinimi 500-700 mg’dır Böbrek hastalarında fosforun fazlası vücuttan atılamaz. Kanda fosforun artması, kemiklerdeki kalsiyumun dışarı atılmasına sebep olur. Proteinden zengin gıdalarda fosfor bulunur. Balık, organ etleri, sosis, salam, sucuk, yumurta, süt ve türevleri , kuru baklagiller, kurutulmuş meyveler, tahıllar fosfor kaynaklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SODYUM&lt;br /&gt;Vücuttaki bir madensel öğedir, Kandaki sodyum düzeyi 134-144 meq/ L’dır. Günlük sodyum gereksinimi 2,5-7 gr’dır. Buda 7,5-18 gr sofra tuzudur. Böbrek normal çalışmadığı zaman sodyum vücutta kalır. Sodyumun fazlası vücutta sıvı birikimine sebep olur. Tuz içeren yiyecekler şunlardır: Sucuk, Pastırma, salam, sosis, kavurma etler, dil, dalak, yürek, işkembe, soslar, hazır çorbalar, hazır her türlü gıdalar, tuzlu bisküvi, kraker, tuzlu kuruyemişler, konserve yiyecekler, salamura yiyecekler, turşular, zeytin, salça, soğan, sarmısak tozu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIVI&lt;br /&gt;Akıcı durumda olan içeceklerdir. Su, kahve, çay, süt jöle, dondurma, çorba, soslar, meyve suları sıvı yiyeceklere örnektir. Böbrek hastalarının sıvıyı dışarı atma sorunları vardır. İdrar kusma, ishal ve fazla terleme ile de vücuttan sıvı atılır. Böbrek hastaların alacağı sıvı miktarı günlük çıkarılan idrar oranına bağlıdır, Pratik olarak şu formülle hesaplanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıncak Sıvı Miktarı 24 Saat x 0,5 x Ağırlık x 1 gün önce çıkarılan idrar miktarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücutta sodyum ve sıvının fazla bulunması yüksek tansiyon, nefes darlığı, ödem ve kilo artışına sebep olur. Fazla tuzlu yiyen kişi susar ve çok su içer. Çok su kilo artışını sağlar. 1 su bardağı su 160 gram’dır. İki su bardağı su içtiği zaman ortalama yarım kilo alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıvı kontrolü için&lt;br /&gt;1- Sofra tuzu ve sodyumlu yiyeceklerden sakının,&lt;br /&gt;2- Susuzluğunuzu giderecek kadar için,&lt;br /&gt;3- Limon dilimleri ve çiklet ile ağzınızı nemlendirin,&lt;br /&gt;4- Ağzınızı soğuk sıvılarla çalkalayın fakat içmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİYET ÖRNEKLERİ&lt;br /&gt;1- Kronik böbrek hastalarında uygulanan diyet&lt;br /&gt;40 Gram PROTEİNLİ TUZSUZ DİYET&lt;br /&gt;(1500 kalori, 1400 mg Potasyum, 600 mg Fosfor, 300 mg Sodyum)&lt;br /&gt;Günlük Yiyecek Miktar (gram) Ölçü&lt;br /&gt;Süt veya yoğurt 200 2 çay bardağı&lt;br /&gt;Yumurta 50 1 adet&lt;br /&gt;Et-Tavuk-Balık 90 3 köfte kadar&lt;br /&gt;Ekmek 125 5 ince dilim&lt;br /&gt;Sebze - 2 porsiyon&lt;br /&gt;Meyva - 2 porsiyon&lt;br /&gt;Yağ 20 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Bal veya reçel 20 2 tatlı kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 GRAM PROTEİNLİ DİYETTE&lt;br /&gt;ÖRNEK YEMEK LİSTESİ&lt;br /&gt;SABAH :&lt;br /&gt;Çay veya ıhlamur(Şekerli)&lt;br /&gt;1 adet yumurta veya 1 kibrit kutusu kadar tuzsuz peynir&lt;br /&gt;2 tatlı kaşığı bal veya reçel&lt;br /&gt;1 tatlı kaşığı tuzsuz yağ&lt;br /&gt;1 ince dilim ekmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARA ÖĞÜN : 1 porsiyon meyva&lt;br /&gt;ÖĞLE :&lt;br /&gt;2 adet ızgara köfte veya aynı miktar et, tavuk&lt;br /&gt;2 yemek kaşığı bitkisel yağlı sebze yemeği&lt;br /&gt;1 çay bardağı yoğurt&lt;br /&gt;2 yemek kaşığı pirinç pilavı&lt;br /&gt;1 kase nişasta peltesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARA ÖĞUN : 1 porsiyon meyva&lt;br /&gt;AKŞAM :&lt;br /&gt;30 gram 1 küçük parça haşlama et&lt;br /&gt;2 yemek kaşığı makarna&lt;br /&gt;2 yemek kaşığı bitkisel yağlı sebze yemeği&lt;br /&gt;1 ince dilim ekmek&lt;br /&gt;GECE 1 çay bardağı süt (Şekerli)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Hemodiyaliz hastalarında uygulanan diyet&lt;br /&gt;60 Gram PROTEİNLİ TUZSUZ DİYET&lt;br /&gt;Günlük Yiyecek Miktar (gram) Ölçü&lt;br /&gt;Süt veya yoğurt 300 3 çay bardağı&lt;br /&gt;Tuzsuz peynir 30 1 kibit kutusu kadar&lt;br /&gt;Yumurta 50 1 adet&lt;br /&gt;Et-Tavuk-Balık 120 4 köfte&lt;br /&gt;Ekmek 150 6 ince dilim&lt;br /&gt;Sebze - 2 porsiyon&lt;br /&gt;Meyve - 2 porsiyon&lt;br /&gt;Yağ 20 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Bal veya Reçel 20 2 tatlı kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT&lt;br /&gt;1- Kalorinizi yükseltmek için çay, ıhlamur, et suları, tuzsuz yağ, nişasta, şeker, sade akide şekeri, pişmaniye, sade lokum yiyebilirsiniz.&lt;br /&gt;2- Sebzeleri yıkadıktan sonra küçük parçalara bölüp haşlayın, haşladığınız bu suyu dökün, yağ istenirse et ilavesi ile pişirin. Yemeklerin suyunu yemekten kaçının.&lt;br /&gt;3- 1 yumurta 1 köfte kadar (30 gr ) et aynı değerdedir. İstenirse birinden biri yenebilir.&lt;br /&gt;4- 1 köfte kadar (30 gr) et yerine 3 yemek kaşığı kuru fasulye, nohut, kara bakla, barbunya, mercimekten birini yiyebilirsiniz.&lt;br /&gt;5- Etlerden koyun etini ve tavuk beyaz etini ve balığı tercih ediniz.&lt;br /&gt;6- Bitkisel sıvı yağlar ve zeytinyağı kullanınız.&lt;br /&gt;7- 5 öğünde az az, sık sık besleniniz. Yemeklerinizi yavaş yiyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİLMEMESİ GEREKEN YİYECEKLER&lt;br /&gt;1- Önerilenden fazla süt, yumurta, et, balık, dil ve işkembe (işkembeyi 10 günde bir yiyebilirsiniz).&lt;br /&gt;2- İçeriği bilinmeyen çörek, kek, kurabiye, pastalar&lt;br /&gt;3- Konserve, turşu, salamuralar, sucuk, pastırma, sosis, salam, sakatatlardan karaciğer, beyin, böbrek, dalak, yürek.&lt;br /&gt;4- Çikolata, kuruyemişler, meşrubatlar, boza, kahve, kakao, neskafe&lt;br /&gt;5- Tahin helva, tahin, pekmez&lt;br /&gt;6- Bulgur&lt;br /&gt;?- Pancar, bakla, ıspanak, pazı tatlı kabağı,. mantar, enginar, asma yaprağı,karalahana&lt;br /&gt;8- Muz, kavun&lt;br /&gt;9- Tuz ve tuzlu yiyecekler, kabartma tozu, et suyu tabletleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNERİLER&lt;br /&gt;Dışarıda Yemek Yerken,&lt;br /&gt;- Özel diyet uyguladığınızı her zaman belirtiniz&lt;br /&gt;- Günlük et gereksinmenize göre etinizin miktarını ayarlayın. İsteyeceğiniz et salçasız veya haşlanmış tavuk, hindi ızgara et, biftek hamburger olabilir.&lt;br /&gt;- Yiyebileceğiniz miktarda sebze veya salata isteyiniz. Salatalarınızı sirke ve yağ ile lezzetlendiriniz.&lt;br /&gt;- Kızarmış ağır hamur tatlılarından kaçınınız. Müsaade edilen meyveler, sütlü tatlılar, dondurma yenebilir.&lt;br /&gt;- Şerbet, buzlu meyve suları, jöleler, kahve ve çay günlük sıvı ihtiyacınıza göre alınabilir.&lt;br /&gt;- Haftada 1-2 kez birer duble alınan alkolün böbreğe fazla zararlı etkisi yoktur. Aşırı alkol ülserli hastalarda kanama riskinin artmasına, terlemeyi artırarak idrar miktarının azalmasına, tansiyonun yükselmesine sebep olabilir.&lt;br /&gt;- Sigaranın akciğerlerde, damar sistemi ve ülserde olumsuz etkileri vardır. İçilmemesi önerilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7126147246023604534?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7126147246023604534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7126147246023604534' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7126147246023604534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7126147246023604534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/bbrek-hastalklarnda-diyeti.html' title='Böbrek Hastalıklarında Diyeti'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7439364174147243417</id><published>2008-04-04T05:55:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:55:48.041-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Kalori Yakmanın Kolay Yolları</title><content type='html'>Özel diyet gıdaları almadan ya da spor salonuna gitmeden kilo verebilir misiniz? Evet!&lt;br /&gt;Hayatınızda önemli değişiklikler yaparak, paradan tasarruf ederken emniyetli ve kalıcı bir biçimde kilo vereceksiniz.&lt;br /&gt;Eliniz abur cubura değil, suya uzansın. İştahınızı yatıştırmanın eldeki en ucuz, en emniyetli yolu bu…&lt;br /&gt;Dolapları boş tutun. Hem paradan hem de sizi caydıracak şeylerden tasarruf edersiniz. Etrafınızdaki yiyecek çeşitlerini azaltmanız sizi gereksiz yere atıştırmaktan alıkoyacak.&lt;br /&gt;İlham verici bir şeyler yapın. Kilo verdiğinizde giymekten büyük keyif alacağınız bir elbiseyi buzdolanızın kapağına yapıştırarak kendinizi teşvik edebilirsiniz. Göbeğinize ‘piercing’ yaptırmak da zayıflama azminizi artıracak bir fikir olabilir.&lt;br /&gt;Baharatları dilediğiniz gibi kullanın. Araştırmalara göre, zencefil, kırmızıbiber, pul biber gibi baharatlar ve bunlarla yapılan soslar vücudunuzun yağ yakma kabiliyetini %25 oranında artırabilir.&lt;br /&gt;Kilo vermek için uyuyun. Uykunuzu yeteri kadar almanız, daha fazla enerji elde etmek için yemek yemenizi engeller. Yapılan son bir araştırmaya göre, yeterince uyuyan bir kadının metabolizması %40 oranında artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece mutfak seferlerine bir son verin. Araştırmacılar karanlık odaların ve gecenin karanlığının bizi daha fazla yemeye sevk ettiğini belirtiyorlar. Yataya bir saat erken girmeyi deneyin. Evinizde daha neşeli, parlak ışıklara yer verin, hem daha mutlu olacak hem de daha az atıştıracaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltıyı kesinlikle sektirmeyin. Gün için gereken enerji yakıtınızı almanızı ve öğle yemeğinde kendinizi daha az aç hissetmenizi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru bir biçimde atıştırın. Sert bir şeker 20 kalori civarındadır, tüketme süresi 20 dakikaya kadar çıkabilir. 400 kalori içeren bir dondurma külahı ise on dakikaya kalmadan midenizde olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinizden çılgınca yemek yemek geliyorsa, size kendinizi iyi hissettiren müzikler dinleyin. Araştırmacılar müziğin beyindeki, en sevilen yiyeceği yemenin etkilediği merkezi harekete geçirdiğini belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil çay için. İsviçre Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmanın sonuçlarına göre, yeşil çay içmek vücudun yaktığı kalori miktarını artırıyor. Günde üç fincan içmeye çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yediğiniz şeye yoğunlaşın. TV izlerken, bir şeyler okurken, ders çalışırken ya da e-mail’lerinizi yanıtlarken yiyecekleri gözden uzak tutun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıkın. Günde en az yirmi dakikayı dışarıda oturarak ya da yürüyerek geçirin. Güneş ışığı içinizdeki yeme istediğini kontrol etmenize yardımcı olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7439364174147243417?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7439364174147243417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7439364174147243417' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7439364174147243417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7439364174147243417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalori-yakmann-kolay-yollar.html' title='Kalori Yakmanın Kolay Yolları'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5319131132406404447</id><published>2008-04-04T05:54:00.004-07:00</published><updated>2008-04-04T05:55:22.575-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Kalp Hastalarında Diyet</title><content type='html'>Kalp hastaları sindirimi kolay yiyecekler seçmeli ve özellikle tuz (sodyum) yemekten kaçınmalıdırlar. Sindirim ile kalbin çalışması arasında sıkı bir bağ vardır.&lt;br /&gt;Kalp hastalıkları belli bir beslenme programma uyulmasını zorunlu kılar. Hangi kalp hastalığı söz konusu olursa olsun, diyet tedavisinin amacı vücut için gerekli besleyici maddeleri sağlarken, kalbin yorulmasını olabildiğince önlemektir. Vücudun dolaşım dengesini yeniden kurabildiği (kompanse) ve kuramadığı (dekompanse) kalp hastalıklarında beslenmenin niteliğinden çok, niceliği değişir.&lt;br /&gt;Dekompanse kalp hastalığı dendiğinde kalbin dokuların gereksinimlerini, özellikle de oksijen gereksinimini karşılamada yetersiz kaldığı anlaşılır. Başka bir deyişle kalp kendisine ulaşan bütün kanı pompalayacak ve uygun bir hızla dolaşabilmesi için gerekli gücü uygulayacak durumda değildir. Kompanse kalp hastalığında ise kalp hasta olmakla birlikte dokuların gereksinimlerini karşılamaya yeterli bir kan dolaşımı sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOMPANSE KALP HASTALIGI&lt;br /&gt;Kalp hastası için uygun besinler seçilirken besinlerin sodyum içermemesine ve kolay sindirilebilir olmasına özellikle dikkat edilmelidir. Sindirim bir iştir. Sindirim sırasında sindirim organlanna önemli miktarda kan gider. Ne kadar çok besin alınır, sindirim ne kadar uzar ve güçleşirse sindirim organlanna da o kadar fazla kan gitmesi gerekir. Kan kütlesinin her hareketi ve genel olarak dolaşımdaki her ağırlaşma, sistemin motor gücü olan kalp üzerinde bir baskı yaratır. Bu nedenle kalp hastalarının tuz yememenin dışında diyet uygulamaları ve öğünlerde çok yememeleri gerekir.&lt;br /&gt;Aynca besinlerin hacmi fazla olmamalı, yani çok yer kaplamadan gerekli miktarda kalori içeren besinler seçilmelidir. Böylece mide aşırı gerilmez. Bunun ıki yararı vardır. Birincisi sindirim sistemine daha az miktarda kan gitmesi gerekir; ikincisi diyafram daha az yükselir. Mide hemen diyaframın altında yer aldığından midenin şişmesi diyaframm kalkmasma yol açar. Diyafram başlıca solunum kasıdır; kasıldığında&lt;br /&gt;göğüs kafesiniıı kapasitesi artar ve dış ortamdan akciğerlere daha çok oksijen girer. Şişkin mide bu hareketi sınırlayan mekanik bir engel oluşturur. Bu durumda akciğerlere daha az hava girer ve buna bağlı olarak kalp hastasmm zaten yetersiz olan oksijen alımı daha da azahr. Kalp bu eksikliği karşılamak için olabildiğince sık ve uzun süreli kasılmak zorunda kalır. Böylece kan akımım hızlandırmaya ve var olan bütün oksijeni alabilmek için akciğerlerden olabildiğince çok ’sayıda alyuvarın geçmesini sağlamaya çalışır. Ama kalbin yedek kapasiteleri azalmış olduğundan, ağır bir yemekten sonra kalp hastasının solunum güçlüğü çekmesi kaçınılmazdır; çünkü vücut, solunumu sıklaştırarak akciğerlere ulaşan oksijen miktannı artırmaya çalışır. Kalbin aşırı çalışmasını önlemek için kalp hastaları çok yememeli, yemeklerde fazla su ve sıvı içmemeli, gazlı içeceklerden ve bağırsaklarda mayalanmayı artıran sebzelerden kaçınmalıdırlar. Bitkisel besinlerden kaçınmak genel olarak yemeğin hacmini azaltır; çünkü bunların net besin değeri eşit hacimdeki hayvansal besinlerden azdır. Ama burada iki sorun ortaya çıkar. Bunlardan biri kabızlık, öbürü ise hayvansal besinlerdeki yüksek yağ oranıdır. Kalp hastası uygulanan beslenme rejiminden bağımsız olarak zaten kabızlıktan yakınır; bunun nedeni kalp işlevinin zayıflamasına bağlı olarak sindirim kanalında gerçekleşen kan göllenmesıdir. Bu olay özellikle dekompanse kalp hastalığında belirgindir. Kabızlık hem atık maddelerin uzak laştırılmasının yavaşlaması, hem de dışkılama sırasındaki zorlamalar nedeniyle sakıncalıdır. Ikınma kan dolaşımında ani bir yavaşlamaya ve kalbin ancak şiddetli bir zorlanmayla aşabileceği bir basınç artışına yol açar. Kalp hastası bu nedenle dışkılama sırasında çok tehlikeli olabilecek kuvvetli ıkınmalardan kaçınmalıdır. Sorunu bir ölçüde de olsa çözmek, bu arada hastanın yeşillik ve sebzelerden yeterli vitamin ve mineralleri almasını sağlamak için beslenmenin dengeli olması zorunludur. Bir yandan yemeğin hacmi azaltılmalı, bir yandan da vitamin ve mineral eksikliği ile kabızlık önlenmelidir.&lt;br /&gt;Kalp hastası akşam yemeğini hafif ve yatmadan en az üç saat önce yemelidir. Yatmadan önce sindirim tamamlanmış olmalıdır, çünkü yatay konumda zaten hasta olan kalbin yükü daha da artar. Yiyecekleri iyice çiğneme ve görece yavaş yeme, sindirimi önemli ölçüde kolaylaştırır.&lt;br /&gt;Yavaş ve zor sindirilen bütün besinlerden, büşta kızartmalar olmak üzere her türiü katı yağlardan, pasta, krema ve kurabiyelerden özellikle kaçınılmalıdır; çünkü bunların sindirim salgılarınca yumuşatılması ve işlenmesi güçtür. Gene aynı nedenle taze ekmek yerine bayat ekmek, tost ekmeği ya da grissini yeğ tutulmalıdır. Sebze ve meyveleri pişirmek daha iyidir. Çünkü pişirme bu besinlerin sindirimini kolaylaştırır ve hacmini küçültür.&lt;br /&gt;Kalp hastası genel olarak vücut ağırlığına ve yaşına göre önerilen miktardan biraz az kalori almalıdır. Katı yağ oranı çok azaltılmalı, protein oranı normal olmalı, proteinler özellikle etten alınmalı ve yağın azaltılmasını karşılayacak biçimde şeker oranı artırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEKOMPANSE KALP HASTALIGI&lt;br /&gt;Kompanse kalp hastalığı için yapılan bütün öneriler dekompanse kalp hastalığı için de geçeriidir. Ama bu durumda daha katı kısıtlamalara gidilmelidir; çünkü kalp çok daha kötü durumdadır ve her hatanın bedeli hemen ödenir. Günlük kalori miktan 1.500ü aşmamalıdır. Tedavinin başlangıcında hekim gerekli görürse çok sıkı bir rejim uygulayabilir ve beslenmeyi yalnızca sıvılardan oluşan bir diyetle sınırlayabilir.&lt;br /&gt;Dekompanse kalp hastasının beslenmesinde tuz (sodyum) sorunu çok önemlidir. Her şeyden önce ödemlerin&lt;br /&gt;ortaya çıkmasını önlemek için kesin bir tuz kısıtlamasına gidilir. Hastada ödem varsa kan dolaşımının ağırlaşmasını önlemek ve ödemlerin çözülmesini sağlamak için tuz bütünüyle kesilir. Sodyum başlıca hücre dışı elektrolittir; belirli bir miktarda suyu kendine bağladığından hem damar yatağındaki, hem de dokular arasındaki sıvı miktarını artıran başlıca etkendir. Dekompanse kalp hastalığında alınan sodyum ve su miktan azaltılsa bile, atılan miktar çok daha fazla azaldığından vücutta tutulan su ve sodyum miktarı artar. Tutulan su belirli sınırlan aşarsa ödem ortaya çıkar. Bu sorunu önlemenin en temel yolu alman sodyum miktarını atılan sodyum miktannm azalmasıyla orantılı olarak azaltmaktır. Hastalık ne kadar ağırsa, vücut-ta o kadar fazla sodyum tutulur. Dolayısıyla her durum için uygun olacak bir sodyum miktarı vermek olanaksızdır. Ama besinlerin içindeki doğal sodyum milctannın yeterli olacağı ve yemek hazıriamrken kesinlikle dışandan tuz konmaması gerektiği genel olarak kabul edilir. Kısacası kalp hastası ne yemeğine, ne salatasına, ne de başka bir yiyeceğine tuz katmalıdır. Dekompanse kalp hastalığı olanların günde bir litreden fazla su içmemesi önerilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5319131132406404447?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5319131132406404447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5319131132406404447' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5319131132406404447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5319131132406404447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kalp-hastalarnda-diyet.html' title='Kalp Hastalarında Diyet'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6890595339351912137</id><published>2008-04-04T05:54:00.003-07:00</published><updated>2008-04-04T05:54:55.257-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Karbonhidrat Rejimi</title><content type='html'>Hedef: Haftada 3-4 kilo.&lt;br /&gt;Günlük kalori: 800 Kcal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyerek kilo verebileceğiniz bu rejimi 14 gün boyunca uygulayabilirsiniz. Sabah öğünleri tüm diyet süresince aynı. Diyette önerilen et porsiyonları 200 gram saf ete eşdeğerdir. Tavuk, et ve balığı yağda kızartmayın. Salata olarak domates, salatalık, havuç, marul, kıvırcık, soğan, şalgam, turp, yeşil biber ve her çeşit lahana yiyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En fazla 2 hafta uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyetin günlük menüleri:&lt;br /&gt;1.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: 1 dilim kepek ekmeği, 30 gram kibrit kutusu kadar peynir, çay, kahve ya da neskafe.&lt;br /&gt;Öğle: 1 simit, 1 bardak ayran,&lt;br /&gt;Akşam: Tavuk, salata&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: 1 dilim kepek ekmeği, 30 gram kibrit kutusu peynir çay, kahve ya da neskafe.&lt;br /&gt;Öğle: 1 simit, 1 bardak ayran&lt;br /&gt;Akşam: 3 tane kabak (ya da dolma, domates biber), 1 kaşık yoğurt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: 1 dilim kepek ekmeği, 30 gram kibrit kutusu peynir, çay, kahve, neskafe&lt;br /&gt;Öğle: 200 gram yoğurt, 1 dilim kepek ekmeği, sınırsız salatalık.&lt;br /&gt;Akşam: 8 tane ızgara köfte, salata&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: 1 dilim kepek ekmeği, 30 gram kibrit kutusu peynir, çay, kahve, neskafe&lt;br /&gt;Öğle: 200 gram yoğurt, 1 dilim kepek ekmeği, sınırsız salatalık&lt;br /&gt;Akşam: Kıymalı taze fasulye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: 1 dilim kepek ekmeği, 30 gram kibrit kutusu peynir, çay, kahve, neskafe&lt;br /&gt;Öğle: 200 gram haşlanmış patates, salata istendiği kadar&lt;br /&gt;Akşam: 6 kuzu pirzola, salata&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: 1 dilim kepek ekmeği, 30 gram kibrit kutusu kadar peynir çay, kahve, neskafe&lt;br /&gt;Öğle: Menemen, salata&lt;br /&gt;Akşam: Balık veya bonfile, salata&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: 1 dilim kepek ekmeği, 30 gram kibrit kutusu kadar peynir, çay, kahve, neskafe&lt;br /&gt;Öğle: Peynirli tost, ayran&lt;br /&gt;Akşam: Yoğurtlu makarna&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6890595339351912137?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6890595339351912137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6890595339351912137' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6890595339351912137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6890595339351912137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/karbonhidrat-rejimi.html' title='Karbonhidrat Rejimi'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8364888150728328254</id><published>2008-04-04T05:54:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:54:35.340-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Kilo Almamanın Kuralları</title><content type='html'>Dünya Sağlık Örgütü’nün, yüzyılın ”patlama derecesinde hızla yayılan ve tedavi edilmesi zorunlu bir hastalık” olarak benimsediği şişmanlığı önlemek amacıyla, yemek yeme, alışveriş, aktivite ve yemek pişirmeyle ilgili bazı davranış değişiklikleri önerildi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ege Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Candeğer Yılmaz’ın önderliğinde Ege Obez Hasta Derneği tarafından, sağlıklı beslenmenin altın kuralları bir kitapta toplandı.&lt;br /&gt;Beslenmenin, karın doyurmak veya istenilen şeyleri yemek değil, insanın sağlıklı olarak yaşayabilmesi için gerekli öğeleri vücuduna alması şeklinde tanımlandığı kitapta, özetle şu davranış biçimleri önerildi:&lt;br /&gt;”Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın. Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin.&lt;br /&gt;Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonları için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın. Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın. Her gün yarım saat daha az TV seyredin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”YEMEĞE KÜÇÜK, SALATAYA BÜYÜK TABAK”&lt;br /&gt;Yemek yemeyle ilgili değiştirilmesi istenen davranış biçimleri sıralanırken da az ve sık yenilmesi, öğün atlanmaması önerildi. Acıkma duygusunun bastırılması için salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi, her gün sebze ve meyve yemeye dikkat edilmesi, yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanılması da öneriler arasında yer aldı.&lt;br /&gt;Öğünlerde gazete-kitap okuma, TV seyretme gibi aktivitelerin yapılmaması gerektiği belirtilen kitapta, bol su içilmesi, açık büfelerden kaçınılması istendi, ”Mutfağa fazla zaman ayırmayın, işiniz bitince oradan çıkın” tavsiyesinde bulunuldu.&lt;br /&gt;Özellikle kadınları ilgilendiren alışverişle ilgili önerilerinde ise ”Çarşıya, yemekten sonra, tok karnına çıkın, alışveriş listenizden fazlasını almayın, hazır yiyecekleri satın almayın, yanınızda fazla para bulundurmayın, yeme isteği uyandıran TV programları ve reklamları izlemeyin” denildi.&lt;br /&gt;Ayrıca etli-kıymalı yemeklere yağ konulmaması, kızartma-kavurma ve sostan kaçınılması ve evde tatlı yapılmaması önerileri de şişmanlamayı önleyici davranış değişiklikleri olarak sıralandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8364888150728328254?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8364888150728328254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8364888150728328254' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8364888150728328254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8364888150728328254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kilo-almamann-kurallar.html' title='Kilo Almamanın Kuralları'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3691514045472896723</id><published>2008-04-04T05:53:00.002-07:00</published><updated>2008-04-04T05:54:11.061-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Kilo Kontrolünün Esasları</title><content type='html'>1. Adım: Kilonuzun sorumluluğunu üstlenin&lt;br /&gt;2. Adım: Hedefler belirleyin&lt;br /&gt;3. Adım: Sağlıklı beslenin&lt;br /&gt;4. Adım: Fiziksel aktivitenizi artırın&lt;br /&gt;5. Adım: Programınızı iyi ayarlayın&lt;br /&gt;6. Adım: Uzun vadede kilo verme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflamak sadece kilo vermek değil, aynı zamanda kontrolü ele almaktır.&lt;br /&gt;Kilonuzun kontrolünü elinize almak için adım adım ilerlemelisiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Adım: Kilonuzun sorumluluğunu üstlenin&lt;br /&gt;“Aşırı kilolu değilim. Sadece biraz topluyum.”&lt;br /&gt;Pek çok kişi kilo sorunu olduğunu inkar eder ya da kilosunun sağlığını ne şekilde etkilediğini anlamaz. Kilo verme işlemi, doktorunuzun, kilonuzu artıran olası bir hastalığı saptamak ya da sağlık riskinizi artıran, başarı şansınızı azaltan tıbbi ya da psikolojik durumları ortaya çıkarmak amacıyla yaptığı bir muayene ile başlar.&lt;br /&gt;Fizik muayenede araştırılması gerekenler:&lt;br /&gt;Kilo ve boy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağ dağılımı (Bel / kalça oranı, bel çevresi)&lt;br /&gt;Soygeçmiş&lt;br /&gt;Kilo alma öykünüz&lt;br /&gt;Hipertansiyon, diyabet ve hiperlipidemi taraması&lt;br /&gt;Sindirim sorunları&lt;br /&gt;Solunum sorunları&lt;br /&gt;Eklem ağrıları&lt;br /&gt;Kilo verme deneyimleri&lt;br /&gt;Kan testleri&lt;br /&gt;Sigara kullanımı&lt;br /&gt;İlaç kullanımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz kilonuzu ve sağlık durumunuzu saptamak için boyunuzun kilonuza oranını veren Vücut Kitle İndeksinizden (BMI) yararlanabilir. Vücut Kitle İndeksinizi ana sayfamızdaki hesaplayıcılar bölümünde bulunan otomatik BMI hesaplayıcısı ile öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağlar nerede depolanır?&lt;br /&gt;Vücudunuzdaki toplam yağ miktarı önemli olmakla birlikte, nerede depolandığını bilmek daha önemlidir. Karın bölgesinde depolanan yağ uyluklarda ya da vücudun diğer bölgelerinde biriken yağa göre daha fazla sağlık sorununa yol açar. Sağlık riskinin basit ancak yeterli bir göstergesi, leğen kemiğinin en üst kısmı ile son kaburga arasındaki en dar noktanın ölçüldüğü bel çevresidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bel çevresi ile ilişkili sağlık riskleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artmış risk Yüksek risk&lt;br /&gt;Erkek &gt; 94 cm &gt; 102 cm&lt;br /&gt;Kadın &gt; 80 cm &gt; 88 cm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygusal faktörlerin rolü büyüktür.&lt;br /&gt;Kilo verme süreci, vücudunuz ile davranış biçiminiz arasındaki karmaşık ilişkilere dayanmaktadır. Aşağıda tanımlanan durumlardan herhangi biri kilo almanıza yol açabilir ve başarı şansınızı düşürür:&lt;br /&gt;Depresyon&lt;br /&gt;Anksiyete&lt;br /&gt;Bulimiya gibi yeme bozuklukları&lt;br /&gt;Evde, işte ya da ilişkilerde sorunlar&lt;br /&gt;Öfke hissi&lt;br /&gt;Yaşam biçimini değiştirmeme isteği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fiziksel ve duygusal faktörler ortaya konduktan sonra bir sonraki adıma geçmek için hazırsınız demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Adım. Hedefler belirleyin.&lt;br /&gt;“Kilo verirsem tüm sorunlarım çözülecek.”&lt;br /&gt;Gerçekçi olun. Herkesin, sağlık durumunu düzeltmek, belli bedende elbise giymek, enerjisini artırmak ya da sadece görünümünü düzeltmek gibi nedenlere dayanan kilo verme amaçları vardır. Nedeniniz ne olursa olsun, gerek vermek istediğiniz kilo, gerekse bunun için düşündüğünüz süre gibi hedeflerinizin gerçekçi olması önemlidir. Bu kararı doktorunuzla birlikte vermelisiniz.&lt;br /&gt;Damlaya damlaya göl olur. Klinik araştırmalar kısa bir süre içinde fazla kilo vermenin sağlıksız olduğunu ve verilen kiloların geri alındığını göstermektedir. Bu nedenle, amacınız 6-8 aylık bir zaman dilimi içinde kilonuzun %5 ila 10′unu vermek olmalıdır. Bu, haftada 250-500 g anlamına gelir. Fazla gibi görülmese de, klinik çalışmalar %5 oranında bile kilo vermenin diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı riskini ve bu hastalıkların şiddetini belirgin bir şekilde azalttığını göstermektedir.&lt;br /&gt;Kilo kaybının, eklem ve kas ağrılarını azaltmak, daha rahat nefes almayı ve uyumayı sağlamak, daha fazla enerji vermek ve hastanın kendini daha iyi hissetmesini sağlamak gibi erken dönem etkileri vardır. En önemlisi, kilo yavaş yavaş verildiğinde kayıp depolanmış yağdan olur. Bu da, verdiğiniz kiloları geri alma olasılığınızı azaltır.&lt;br /&gt;Esnek olun. Hedeflerinizi değiştirmekten korkmayın. Hedefinize ulaşmak küçük başarılarla mümkündür. Her başarı, çıtanızı yükseltmenize ve en sonunda asıl amacınız olan sağlıklı kiloya ulaşmanıza zemin hazırlar.&lt;br /&gt;Kilo kaybından daha fazlası. Kilo kontrolü amaçları arasında şunlar vardır:&lt;br /&gt;Kilo almanın önlenmesi&lt;br /&gt;Kilo verdikten sonra yeniden kilo almanın önlenmesi&lt;br /&gt;Besinlerle alınan yağın azaltılması&lt;br /&gt;Daha dengeli beslenme&lt;br /&gt;Kan basıncını düşürme&lt;br /&gt;Diyabet tedavisinde kullanılan ilaç gereksinimini azaltma&lt;br /&gt;Fiziksel aktiviteyi artırma&lt;br /&gt;Kontrol hissine sahip olma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaçlarınız nelerdir?&lt;br /&gt;Hedeflerinizi belirledikten sonra bunlara ne kadar süre içinde ulaşmayı düşündüğünüzü planlayın ve doktorunuza yapılabilirliğini danışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Adım. Sağlıklı beslenin&lt;br /&gt;“Yemek yemeyi seviyorum. Hayatımın geri kalan kısmında diyet yapmak istemiyorum.”&lt;br /&gt;Diyet yapmayı kesin.&lt;br /&gt;Dikkate alınması gereken üç nokta olduğu söylenebilir:&lt;br /&gt;1. Daha az yağ yiyin. Yağı azaltmak kaloriyi azaltır.&lt;br /&gt;2. Her gün aldığınız kalori miktarını azar azar azaltın. Küçük ve kabul edilebilir değişiklikler yaşamınızı kolaylaştıracaktır.&lt;br /&gt;3. Her gün dengeli üç öğün yemek yiyin. Az sayıda, ancak miktar olarak fazla yemek kilo almanıza yol açarken öğün atlamak kilo kaybınızı azaltır. Sık sık hafif bir şeyler yemek kilo vermeyi başlatır. Bu istisnasız herkes için geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıdalarda bulunan “gizli yağı” görmeyi öğrenin&lt;br /&gt;Dondurulmuş paket gıdalar gizli yağ bakımından zengin kaynaklardır. Paket etiketlerini okumayı ve değerlendirmeyi öğrenin, 100 gramında 3 gramdan fazla yağ bulunan yiyeceklerden kaçının. Son olarak, “yağ oranı düşük” ya da “light” gibi ekleri olan gıdalarda umduğunuzdan daha fazla yağ bulunabileceğini aklınızdan çıkarmayın.&lt;br /&gt;Yağ ve kaloriyi azaltmak için ipuçları:&lt;br /&gt;Alışverişi akıllı yapın&lt;br /&gt;Açken alışveriş yapmayın.&lt;br /&gt;Bir liste hazırlayın ve listenizde olmayan yiyecekleri almayın.&lt;br /&gt;Listenizde bol miktarda sebze, meyve ve tahıl bulunmasına özen gösterin.&lt;br /&gt;Paket etiketlerini okumayı öğrenin ve 1 gram yağın 9 Kcal eşdeğeri olduğunu unutmayın. Aldığınız gıdalardaki yağdan gelen kalori miktarının toplam kalorinin 1/3′ünden az olmasına dikkat edin.&lt;br /&gt;Yağ oranı düşük alternatifler bulmaya çalışın.&lt;br /&gt;Önceden hazırlanmış gıdalar genellikle yağ ve kalori açısından zengindir, bunlardan kaçının.&lt;br /&gt;Yağ oranı yüksek bazı gıdalardan ne kadar yediğinizi kontrol edemiyorsanız hiç yemeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemeği akıllı pişirin&lt;br /&gt;Yemeklerde yağ kullanmayın, yapışmayan tencereleri tercih edin.&lt;br /&gt;Kızartmalardan uzak durun, yerine fırın ya da ızgarayı tercih edin.&lt;br /&gt;Etin yağlı kısımlarını ve tavuğun derisini pişirmeden önce ayırın.&lt;br /&gt;Yemeklere sos gibi şeyler eklemeyin, basit bir şekilde hazırlayın.&lt;br /&gt;Gereğinden fazla yemek hazırlamayın.&lt;br /&gt;Akıllı yiyin Yemeği hiçbir zaman ayakta ya da televizyon karşısında yemeyin. Her zaman masada oturarak yiyin.&lt;br /&gt;Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için.&lt;br /&gt;Yemeğe yağdan fakir bir çorba ve/veya salata ile başlayın.&lt;br /&gt;Ekmek ve tereyağını masadan kaldırın.&lt;br /&gt;Porsiyonlarınızın miktarını ayarlayın. Tabakları masada değil mutfakta hazırlayın.&lt;br /&gt;Sebze yemekleri ve salata dışında ikinci bir porsiyon almayın.&lt;br /&gt;Yavaş yavaş yiyin, yemeklere saldırmayın.&lt;br /&gt;Yemeklerden sonra masayı toplayın, bu gelip geçerken bir şeyler atıştırmanızı önler.&lt;br /&gt;Doyduğunuzu hissettiğinizde yemeyi kesin.&lt;br /&gt;Tabağınızdakileri tamamen bitirmek zorunda değilsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Adım. Fiziksel aktivitenizi artırın&lt;br /&gt;“Egzersiz yapmak için hiç zamanım yok. Zaten çok yorgunum.”&lt;br /&gt;Başarılı bir kilo verme programı için vazgeçilmez iki unsur, alınan kalorinin azaltılması ve yakılan kalorinin artırılmasıdır. Yakılan kaloriyi artırmanın tek yolu fiziksel aktiviteyi artırmaktan geçer. Bu sayede vücudunuz “yağ depolayıcı” özelliklerini bırakarak “yağ yakıcıya” dönüşür. Fiziksel aktivitenizi artırmak bir sağlık kulübüne üye olmak ya da her gün kilometrelerce koşmak değildir. Sadece aktif olmayı düşünün ve basit şeyler yapın. Şunları deneyebilirsiniz:&lt;br /&gt;1. Günde üç kez, en azından 10 dakika olacak şekilde sandalyenizden kalkın, ayakta durun, ya da sadece hareket edin. Mümkün olduğunca merdivenleri kullanın.&lt;br /&gt;2. Günde bir kez 30 dakikanızı fiziksel aktiviteye ayırın. Bu, öğle arasında yapılan bir yürüyüş, bahçe işleri ya da yapmaktan zevk aldığınız herhangi bir uğraşı olabilir.&lt;br /&gt;Bu önerileri bir süre aksatmadan yaptığınızda kendinizi daha enerjik hissedeceksiniz. Çok az miktarda bile olsa kilo verdiğinizi farkettiğinizde aktif olmak için daha çok çaba harcayacaksınız. Zaman içinde tek başınıza, eşinizle, arkadaşlarınızla ya da köpeğinizle yapabileceğiniz daha farklı aktivitelere başlamaktan çekinmeyin. Önemli olan yaptığınız aktivitelerden zevk almanızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersiz sadece kilo vermek demek değildir&lt;br /&gt;Egzersizin sadece kilo vermekten daha fazlası olduğunu unutmayın. Egzersiz bir süre için yaptığınız ve sonra bırakarak eski inaktif günlerinize döndüğünüz birşey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yararlı olması için değişik aktiviteleri aynı anda yapın&lt;br /&gt;Aerobik egzersizler yağ yakmak için idealdir. Yürüyüş, hafif koşu, dans, bisiklet, kürek çekme bu tür egzersizlere örnek olarak verilebilir. Aerobik egzersizlerde daha fazla kalori yakan, daha çok kan ve oksijen kullanan majör kaslardan yararlanılır, bu da kalp ve akciğerlerin aktivitesini ve dayanıklılığını artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağırlık kaldırma, jimnastik aletleri ile çalışma gibi direnç egzersizleri kas dokunun gelişmesini sağladıklarından son derece önemlidirler. Kas miktarınız arttıkça yakacağınız kalori miktarının da artacağını unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli fiziksel aktivitenin bazı yararları&lt;br /&gt;Kilo vermeyi sağlar&lt;br /&gt;İnilen kilonun korunmasını sağlar&lt;br /&gt;Daha fazla enerji verir&lt;br /&gt;Kan basıncını düşürür&lt;br /&gt;Kalbi güçlendirir&lt;br /&gt;Kemik yoğunluğunu düzenler&lt;br /&gt;Daha iyi uyumayı sağlar&lt;br /&gt;Daha iyi görünmeyi sağlar&lt;br /&gt;Daha iyi iş yapmayı sağlar&lt;br /&gt;İnsanın kendisini daha iyi hissetmesini sağlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Adım: Programınızı iyi ayarlayın&lt;br /&gt;“Neden kilo veremediğimi bir türlü anlamıyorum, gün boyunca neredeyse hiçbir şey yemiyorum.”&lt;br /&gt;Kilo verme programı uygularken günlük tutmaya başlayın ve düzenli olarak not alın. Bu günlük, ilerlemenizi görmeniz açısından size, yemek yeme özelliklerinizi ve fiziksel aktivitenizi izlemesi açısından doktorunuza yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;Başarılı bir kilo verme programının belirtileri şunlardır:&lt;br /&gt;Elbiselerin üzerinize oturma biçimi&lt;br /&gt;Kilo kaybı&lt;br /&gt;Yeniden kilo almama&lt;br /&gt;Görünümünüz&lt;br /&gt;Kilo verme ile ilgili olumlu duygularınız&lt;br /&gt;Kan basıncı, kan glikoz düzeyi, uyuma bozuklukları, nefes alma, yorgunluk, eklem ve kas ağrıları, infertilite gibi sağlık göstergelerinde düzelme&lt;br /&gt;Hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi gibi obeziteye bağlı hastalıklar için gerekli olan ilaç tedavisi ihtiyacında azalma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz ya da diyetisyeniniz ile olan bağlantınızı sürdürmeniz sağlığınız açısından yararlıdır. Bazı insanlar programı uygulayabilmek ve motivasyonlarının sürekliliğini sağlamak için desteğe ihtiyaç duyarlar. Doktorunuzun size yeterli desteği veremediğini düşünüyorsanız bir gruba bağlanmanız ya da danışabileceğiniz başka kimseler bulmanız doğru olur.&lt;br /&gt;Kilo verme programınızı sürdürmenize yardımcı olacak bazı ipuçları&lt;br /&gt;Sık rastlanan sorunlar&lt;br /&gt;Çözüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Porsiyon büyüklüğünü kontrol edin. Düşündüğünüzden daha fazla yiyor ve daha fazla kalori alıyor olabilirsiniz. Doğru porsiyon büyüklüğünü belirlemek için yediğiniz yemek miktarını ölçün.&lt;br /&gt;Gizli yağ: Bazı yiyeceklerdeki yağ miktarını öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz. Yiyecek etiketlerini okuyun.&lt;br /&gt;Yetersiz fiziksel aktivite: Egzersiz ne şekilde olursa olsun programınızın vazgeçilmez bir parçası olmalıdır. Daha aktif olun. Bir aktivite planı hazırlayın ve uygulayın. Tüm aktivitelerinizi kaydedin.&lt;br /&gt;Yetersiz sıvı: Yeteri kadar sıvı almalısınız. Günde en az 8-12 bardak su için.&lt;br /&gt;Çok fazla tuz: Tuz vücudun su tutmasına neden olur. Tuzun kısıtlı olduğu bir beslenme programına uymak zorunda olmasanız bile yemeklerinizdeki tuz miktarını azaltın.&lt;br /&gt;İlaçlar: Aspirin ve türevi ilaçlar, hormonlar ve bazı antibiyotikler vücudun sıvı tutmasına yol açarlar. Doktorunuzla ya da eczacınızla konuşun.&lt;br /&gt;Hormonlar: Kadınların adet dönemlerinde kilo değişiklikleri olması doğaldır. Kafanıza takmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. adım: Uzun vadede kilo verme&lt;br /&gt;“Kilo vermek çok kolaydır. Zor olan ulaştığınız kiloyu korumaktır.”&lt;br /&gt;Amacınız sadece kilo vermek değil, ulaştığınız kiloyu korumak ve verdiğiniz kiloları geri almamak olmalıdır. Uygulamada en zorlanacağınız kısım burası olacaktır.&lt;br /&gt;Zayıflama programınızı yaşam boyu sürdürmenizi kolaylaştıracak bazı basit öneriler:&lt;br /&gt;Yağ bakımından fakir, sebze, meyve ve hububat bakımından zengin, dengeli bir diyetten oluşan beslenme programı uygulamaya devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemenizi kontrol altında tutmanıza engel olan durumları belirleyin ve bu durumlardan kaçının.&lt;br /&gt;Fiziksel aktivitenizi sürdürün. Hiç kimse ulaştığı kiloyu uygun fiziksel aktivite olmadan koruyamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuzla olan düzenli bağlantınızı sürdürün. Bunun muayenehanede olması şart değildir, bir telefon görüşmesi de yeterli olur. Bu, programınızı uzun süre uygulamanızı kolaylaştıran önemli bir faktördür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek başınıza denemeyin. Ailenizden birilerini, arkadaşlarınızı ikna edin ve onların sizin “kilo verme programınızın” bir parçası olmasını sağlayın. Verdikleri destek motivasyonunuzun sürekliliğini sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman biraz kilo almanız normaldir, aşırı reaksiyon göstermeyin. Bunu programınızı bırakmak için bir bahane olarak görmeyin. Doktorunuzla görüşün ve konuya açıklık getirin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3691514045472896723?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3691514045472896723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3691514045472896723' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3691514045472896723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3691514045472896723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kilo-kontrolnn-esaslar.html' title='Kilo Kontrolünün Esasları'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3601554299733912205</id><published>2008-04-04T05:53:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:53:42.483-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Kilo Vermede Ana Kurallar</title><content type='html'>Enerji besinler vasıtası ile alınır ve bedensel faaliyetler ile de harcanır. Eğer aldığımız enerji miktarı harcadığımızdan fazla ise artık enerji vücutta yağ olarak depolanacaktır. Bu depolama işlemini durdurmanın yolu; ya alınan enerji miktarını harcanan miktara düşürmek (kalori kısıtlaması) ya da harcanan enerji miktarını alınan miktara yükseltmek (egzersiz) olacaktır.&lt;br /&gt;Eğer alınan miktarı ihtiyaç duyulanın da altına düşürürsek vücutta depolanan yağları tekrar enerjiye çevirebiliriz. Burada asıl önemli olan;&lt;br /&gt;Ne kadar azaltacağız?&lt;br /&gt;Gerek bedensel gerekse ruhsal sağlığımızı bozmadan amacımıza nasıl ulaşacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruların cevabı “yapacağınız diyetin size özel olması” olacaktır. Bunun için de yaş, cinsiyet, boy, kilo ve hareketlilik durumunuza uygun günlük kalori gereksiniminiz belirlenmelidir. Belirlenen kalori miktarı ile protein, karbonhidrat ve yağ dengesi de göz önünde bulundurularak diyet programı hazırlanması doğru olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilo vermenin en etkili ve doğru yolu vücut yağ depolarının azaltılmasıdır. Bunun yolu da kişiye özel kalori kısıtlaması ve egzersiz programıdır.&lt;br /&gt;Yarı aç kalarak, haftada 4-5 kilo verdiren genel diyetleri uygulayarak verilebilecek olan kilolar, vücut yağ depolarında herhangi bir azalma yapmayacaktır. Böyle bir uygulamada kaybedilen ağırlığın büyük bir kısmı kas kitlesi ve vücut suyu olacaktır. Bu sebeple böyle bir diyeti uygulamayı bıraktığınızda (ki bırakmak zorunda kalırsınız) verdiğiniz kiloların daha fazlasını aynı hızla alırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet döneminde aşağıdakilerden uzak durmalısınız !&lt;br /&gt;Kızartmalar&lt;br /&gt;Kuruyemişler&lt;br /&gt;Patates cipsi&lt;br /&gt;Çikolata- şekerlemeler&lt;br /&gt;Hazır meyve suları - meşrubatlar&lt;br /&gt;Kremalar&lt;br /&gt;Dondurma&lt;br /&gt;Yağlı kekler&lt;br /&gt;Hazır soslar&lt;br /&gt;Çay kahve gibi içecekler şekersiz ve kremasız tüketilmelidir. Günde iki bardaktan daha fazla soda-limon içilmemelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3601554299733912205?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3601554299733912205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3601554299733912205' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3601554299733912205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3601554299733912205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/kilo-vermede-ana-kurallar.html' title='Kilo Vermede Ana Kurallar'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-688628421417918827</id><published>2008-04-04T05:52:00.002-07:00</published><updated>2008-04-04T05:53:22.758-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Light Salata Tarifleri</title><content type='html'>ALL GREEN SALATA&lt;br /&gt;(1kişilik)&lt;br /&gt;Masculin&lt;br /&gt;Akdeniz Yeşillikleri&lt;br /&gt;Roka&lt;br /&gt;30 gr taze fesleğen yaprakları&lt;br /&gt;Zeytinyağı (1 tatlı kaşığı)&lt;br /&gt;Citrus sos (limon, turunç, portakal suyu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeytinyağının aromayı alması için, bir gün öncesinden taze fesleğen yaprakları zeytinyağının şişesine eklenir. Tüm yeşillikler iyice yıkandıktan sonra karıştırma kabına alınır. Tüm salata malzemelerinin yaprakları kesilmeden konulur Hazırlanan citrus sos salata yapraklarının olduğu kaba eklenip karıştırılır. Salata servis tabağına alındıktan sonra fesleğen aromalı zeytinyağı eklenerek servis yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİNDİLİ SALATA&lt;br /&gt;(1 Kişilik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarım göbek marul&lt;br /&gt;1 adet yeşil dolmalık biber&lt;br /&gt;1 küçük kuru soğan&lt;br /&gt;60 gr hindi kuşbaşı&lt;br /&gt;yarım limon&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı elma sirkesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marul doğranır, biber ve soğan halka doğranıp közlenir. Hindi yağsız tavada pişirilir.&lt;br /&gt;Tüm malzeme karıştırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZ SALATASI&lt;br /&gt;(2 Kişilik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 adet küçük göbek marul&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı zeytinyağı&lt;br /&gt;1 adet limon&lt;br /&gt;2 çorba kaşığı sirke&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı yoğurt&lt;br /&gt;1 adet kırmızı biber&lt;br /&gt;1 adet domates&lt;br /&gt;2 çorba kaşığı ufalanmış diyet beyaz peynir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göbek marulu yıkayıp elinizle iri parçalara bölün. Üzerine domatesi ve kırmızı biberi doğrayın. Zeytinyağı, sirke, limon ve yoğurdu bir arada çırpıp üzerine gezdirin. Dilerseniz, Eti Form kepekli bisküvi veya Eti Form Çubuk ile servis yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAKARNA SALATASI&lt;br /&gt;(2 kişilik)&lt;br /&gt;100 gr kepekli makarna&lt;br /&gt;90 gr salatalık&lt;br /&gt;100 gr domates&lt;br /&gt;10 gr maydanoz&lt;br /&gt;180 gr marul&lt;br /&gt;5 gr kapari turşusu&lt;br /&gt;15 ml limon suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makarnayı hafif dişe gelir şekilde haşlayın (aldante).&lt;br /&gt;Marulu elinizle iri koparın, salata kabına koyun.&lt;br /&gt;Maydanoz yapraklarını üzerine atın.&lt;br /&gt;Salatalığı ince doğrayın.&lt;br /&gt;Domatesi arzu ettiğiniz boyda doğrayın.&lt;br /&gt;Kapari turşularını ve makarnayı ekleyin.&lt;br /&gt;Limon suyu gezdirip servis edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MISIRLI ENGİNAR SALATASI&lt;br /&gt;(iki kişilik)&lt;br /&gt;3 adet temizlenmiş enginar&lt;br /&gt;200 gr mısır&lt;br /&gt;½ demet taze soğan&lt;br /&gt;½ demet maydanoz&lt;br /&gt;2 diş dövülmüş sarımsak&lt;br /&gt;1 çay bardağı zeytinyağı&lt;br /&gt;2 limonun suyu&lt;br /&gt;Tuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temizlenip yıkanmış enginarları ince uzun halde dilimleyin. Derince bir kasede 2 limonun suyunu, zeytinyağını, tuz ve sarımsakları karıştırıp enginarları da ekleyin. Kabın ağzını kapatıp enginarları birkaç saat bu sosta bekletin. Ancak sosun enginarların üstünü tamamen örtmesi gerekiyor, aksi halde enginarlar kararabilir. Bunu önlemek için arada bir kaptakileri karıştırmak yeterli.&lt;br /&gt;Enginarlar zeytinyağlı ve sarımsaklı sosta marine olurken, mısırı kaynar suda haşlayıp salata kasesine alın. Taze soğanları ve maydanozları çok ince kıyıp mısırlara ilave edin. Enginarlar sosun içinde bekleyip yumuşayınca onları da salataya katın ve zeytinyağlı-limonlu sostan üzerine bir kaşık gezdirin. Salatanız servise hazırdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-688628421417918827?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/688628421417918827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=688628421417918827' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/688628421417918827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/688628421417918827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/light-salata-tarifleri.html' title='Light Salata Tarifleri'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8054063711963293326</id><published>2008-04-04T05:52:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:52:54.266-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Light Yemek Tarifleri</title><content type='html'>KURU PATLICAN DOLMASI&lt;br /&gt;10 adet kurutulmuş dolmalık patlıcan&lt;br /&gt;200 gr yeşil mercimek&lt;br /&gt;100 gr iri bulgur&lt;br /&gt;2 adet kuru soğan (yemeklik doğranmış)&lt;br /&gt;1 çay bardağı nar ekşisi&lt;br /&gt;4 diş dövülmüş sarımsak&lt;br /&gt;100 gr biber salçası (damak zevkinize göre acı veya tatlısını kullanabilirsiniz)&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı nane&lt;br /&gt;Karabiber&lt;br /&gt;Tuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru patlıcanları sıcak suya atarak birkaç dakika kaynatıp yumuşamalarını bekleyin.&lt;br /&gt;Diğer yanda mercimekleri hafif diri kalacak şekilde haşlayıp suyunu süzün. Daha sonra mercimekler de dahil tüm malzemeyi derin bir kapta karıştırarak dolmanın içini hazırlayın. Yumuşayan patlıcanların içine hazırladığınız harcı doldurun (patlıcanları doldururken üstten iki parmak boşluk kalacak şekilde doldurun; aksi halde iç malzemesi dağılabilir). Ağızlarını sıkıca kapatıp sığ bir tencereye dizin. Dolmaların dağılmaması için üstlerine bir tabak da kapatabilirsiniz. Derince bir kapta iki kaşık salçayı sıcak suyla karıştırıp dolmaların üstüne ilave edin ve kısık ateşte 30 dakika kadar pişirin. Dolmanızı sıcak sıcak yoğurtla ya da soğutup limonla servis edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOMATESLİ BİFTEK&lt;br /&gt;2 adet yağsız dana biftek&lt;br /&gt;1 çay kaşığı sıvıyağ&lt;br /&gt;2 adet domates&lt;br /&gt;Karabiber&lt;br /&gt;Biberiye&lt;br /&gt;Tuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biftekleri 1 çay kaşığı yağla yağlanmış kızgın tavaya atın. Her bir tarafını üçer dakika pişirin. Kenara alın. Domatesleri rendeleyin. Tavaya koyup pişirin. 5-6 dakika sonra karabiber, tuz ve biberiyeyi ekleyin. Biftekleri içine atıp, biraz da domates sosla pişirin. Sıcak olarak servis yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOMATESLİ ÇIKIR YUFKALAR&lt;br /&gt;1 adet yufka&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı yoğurt&lt;br /&gt;1 su bardağı kiraz domates&lt;br /&gt;100 gr diyet kaşar peyniri&lt;br /&gt;8-10 adet zeytin&lt;br /&gt;2-3 adet sivri biber&lt;br /&gt;Karabiber&lt;br /&gt;Süslemek için nane yaprakları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yufkanın bir yarısına yoğurdu sürün, diğer tarafını üstüne kapayın. Kenarlardaki fazlalıkları kesin, yufka dikdörtgen şeklinde kalsın. Şimdi yufkayı 8 parçaya bölün. Muffin kalıplarının içini alüminyum folyo ile kaplayın. Her birine bir yufkayı, yufkalar kenardan taşacak şekilde yerleştirin. Ortalarına ikiye kesilmiş kiraz domates, çekirdeği çıkarılmış halka doğranmış zeytinlerden ve ince doğranmış biberlerden koyun. En üstüne rendelenmiş kaşar peyniri serpin. Karabiber ekip, orta ısılı fırına atın. Pembeleşene kadar pişirin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİBERİYELİ TAVUK&lt;br /&gt;250 gr kuşbaşı tavuk&lt;br /&gt;80 gr kuru soğan&lt;br /&gt;1 diş sarımsak&lt;br /&gt;4 gr biberiye&lt;br /&gt;10 ml yoğurt suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşbaşı tavukları kapaklı cam bir kaba alın.&lt;br /&gt;Soğanı iri parçalar halinde doğrayın, tavuklarla harmanlayın.&lt;br /&gt;Sarımsağı ince kıyın malzemeye ekleyin.&lt;br /&gt;Son olarak biberiye ve yoğurt suyunu da katıp karıştırın.&lt;br /&gt;Kabın kapağını kapayın.&lt;br /&gt;Buzdolabında bir kaç saat bekletin.&lt;br /&gt;Çıkarıp yağlı kağıda koyun, paket yapın. kenarlarını sıkıca kapatın.&lt;br /&gt;220 derecedeki fırında 30-35 dk. kadar pişirin.&lt;br /&gt;Sıcak servis yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YULAF EZMELİ ÇORBA&lt;br /&gt;4 su bardağı su&lt;br /&gt;3 adet domates&lt;br /&gt;2 çorba kaşığı yulaf ezmesi&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı kuru fesleğen&lt;br /&gt;2 çorba kaşığı sıvıyağ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domatesi rendeleyin. Yulaf ezmesi ve yağla tencereye alın. Yavaş yavaş karıştırarak pişirin. Üstüne suyu ekleyip, kaynatın. Tencereyi ocaktan almadan önce kuru fesleğeni serpin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PATLICAN KEBABI&lt;br /&gt;2 orta boy patlıcan&lt;br /&gt;2 büyük domates&lt;br /&gt;1 küçük soğan&lt;br /&gt;4 sivri biber&lt;br /&gt;1 bardak diyet yoğurt&lt;br /&gt;1 kaşık zeytinyağı&lt;br /&gt;6 adet Etimek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğanı soyun, ince kıyın, yağla bir tencereye alın ve iyice öldürün.&lt;br /&gt;Patlıcanları alacalı soyun, küp doğrayın tencereye atın, karıştırın.&lt;br /&gt;Biberleri kıyıp ekleyin. Domatesi rendeleyin, tencereye katın.&lt;br /&gt;Patlıcanlar pişene dek pişirin.&lt;br /&gt;Suyunu çok çekerse yarım kahve fincanı veya daha fazla su ekleyin.&lt;br /&gt;Pişince Etimek’lerin üstüne koyun, yoğurt ile servis yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOMATES ÇORBASI&lt;br /&gt;500 gr domates&lt;br /&gt;3 diş sarımsak&lt;br /&gt;50 gr taze barbunya&lt;br /&gt;50 gr taze fasulye&lt;br /&gt;8 gr kuru fesleğen&lt;br /&gt;700 ml su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domatesleri soyun, iri doğrayın, bir tencereye alın. Sarımsakları kabuklu olarak ezin, tek hareketle kapağı kapalı olarak 10 dk pişirin. Taze fasulyelerin kenarlarını ayıklayın,&lt;br /&gt;enine ve boyuna ikiye kesin. Barbunyaların içini çıkarın. Fasulye ve barbunyayı domateslere ekleyin, suyu katın. Barbunyalar pişene kadar pişirin. Ateşten indirmeden önce fesleğeni katın, 1-2 dk daha pişirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETLİ DİYET SANDEVİÇ&lt;br /&gt;2 dilim kepekli ekmek&lt;br /&gt;1 dilim soğuk et&lt;br /&gt;1 çay kaşığı kekik&lt;br /&gt;Karabiber&lt;br /&gt;1 dilim cheddar peynir&lt;br /&gt;1 dilim halka domates&lt;br /&gt;Yağlı kağıt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malzemeyi 2 dilim ekmeğin arasına yerleştirin. Sandviçi yağlı kağıda sarıp fırına atın. 10-15 dakika ısıtın. Fırından aldıktan sonra kağıdı çıkarıp sıcak olarak servis yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FIRINDA ÇİPURA&lt;br /&gt;250 gr çipura (2 küçük çipura)&lt;br /&gt;60 gr kuru soğan&lt;br /&gt;4 adet defne yaprağı (4 gr civarı)&lt;br /&gt;80 gr havuç&lt;br /&gt;10 ml elma sirkesi&lt;br /&gt;3 gr iri çekilmiş karabiber (damak zevkine göre)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıkları temizleyin. Üzerine çentikler atın. 2-3 tane soğanı ince kıyın. Havuçları uzunlamasına, kürdan boyunda doğrayın. Balıkların içine sirke ve karabiber sürün. Soğan ve havuç doldurun, defne yapraklarını koyun. Kuru seviyorsanız, bir fırın kabının içinde doğrudan fırına sürün. Daha ıslak olmasını isterseniz, alüminyum folyo içinde fırına verin. 200 derecede 20-30 dk pişirin. Sıcak tüketin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PİLİÇ SARMA&lt;br /&gt;2 adet piliç biftek&lt;br /&gt;1 adet havuç&lt;br /&gt;6-7 sap maydanoz&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı sıvıyağ&lt;br /&gt;2 diş sarmısak&lt;br /&gt;2 çaykaşığı köri&lt;br /&gt;Tuz&lt;br /&gt;Yağlı kağıt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piliç biftekleri enlemesine bıçakla ikiye kesin, ama iki parçayı birbirinden ayırmayın, bitişik bırakın. Arasına maydanoz yaprakları havuç, köri ve çok az tuz koyup sarın. Açılmaması için kürdan saplayın. Diğerini de aynı şekilde hazırlayın. Üstlerine sıvıyağ sürün. Yağlı kağıda sarıp, 220 derece fırına atın. 25-30 dakika pişirip, çıkarın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEBZE ÇORBASI&lt;br /&gt;5 ml mısırözü yağı&lt;br /&gt;15 gr kepekli un,&lt;br /&gt;50 gr kuru soğan&lt;br /&gt;60 gr patates&lt;br /&gt;85 gr havuç&lt;br /&gt;1 diş sarımsak&lt;br /&gt;15 gr maydanoz&lt;br /&gt;600 ml su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağı tencereye alın. Yağ kızınca sürekli karıştırarak unu ekleyin. Bu arada irice doğranmış soğanları ekleyin, pembeleşene kadar çevirin. Kaşıkla suyu sıcak olarak ekleyin. Patates ve havucu küp doğrayın, tencereye atın. Sarımsağı ince ince kıyıp tencereye ekleyin, malzeme pişene kadar pişirin. Ocaktan almadan iri doğranmış maydanozları ekleyin. Ocağı kapatın, sıcak servis edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESMER PİRİNÇ PİLAVI&lt;br /&gt;2 su bardağı kabuklu pirinç&lt;br /&gt;4 su bardağı su&lt;br /&gt;2 adet domates&lt;br /&gt;3 adet taze soğan&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı sıvı yağ&lt;br /&gt;Çok az tuz&lt;br /&gt;Üzerine nane yaprakları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domatesleri soyun. Blendırdan geçirip, püre yapın. 1 kaşık yağla tencereye koyun ve ocağa oturtun. Kısık ateşte pişmeye bırakın. Bu arada, soğanları ince ince doğrayın. Domatese ekleyin. 1-2 dakika da soğanlarla pişirin. Pirinçleri ve çok az tuzu katın. 1-2 dakika karıştırarak pişirin. Ardından suyu ekleyin. Tencerenin kapağını kapayın. Suyunu çekene kadar pişirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÜTLÜ ISPANAKLI SEBZE&lt;br /&gt;800 gr ıspanak&lt;br /&gt;200 gr havuç&lt;br /&gt;200 gr kereviz&lt;br /&gt;1 adet kabak&lt;br /&gt;300 dl süt&lt;br /&gt;tuz, karabiber&lt;br /&gt;Etimek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ispanakları doğrayın, buharda yumuşayana kadar pişirin, sütü bir tencereye alın, ısınınca ıspanakları atın, çevirin. Havuç, kereviz ve kabağı küçük doğrayın, yağsız tavada pişirin, ıspanağın ortasına yerleştirin. Tuz ve biberle tatlandırın, Etimek’le servis edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİYET MAKARNA&lt;br /&gt;Yarım paket kepekli makarna&lt;br /&gt;200 gr brokoli&lt;br /&gt;2 sap taze soğan&lt;br /&gt;Yarım bardak bezelye&lt;br /&gt;100 gr havuç&lt;br /&gt;1 diş sarımsak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makarnayı haşlayın. Havucu dilimleyin, brokolinin iri parçalarını bölün, bezelyelerle birlikte tamamını buharda pişirin. Taze soğanı ince kıyın, sarımsağı kıyın, haşlanan sebzelerle birlikte hepsini makarnaya katın. Afiyet olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİBERLİ HİNDİ&lt;br /&gt;350 gr kuşbaşı hindi&lt;br /&gt;80 gr kırmızı dolmalık biber&lt;br /&gt;80 gr yeşil dolmalık biber&lt;br /&gt;40 gr soğan&lt;br /&gt;100 gr domates&lt;br /&gt;5 ml sıvıyağ&lt;br /&gt;10 gr kuru nane&lt;br /&gt;100 ml su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğanı ince kıyın, sıvıyağı bir tavaya alın, kızdırın ve soğanları içine atın. Hafif pembeleşince hindileri atın, tahta kaşıkla karıştırın. İnce uzun doğranmış biberleri katın, rendelenmiş domatesi ekleyin, yarım bardak suyu koyun, kapağını kapayıp pişirin. İndirmeden nanesini koyun. Biraz daha pişirip kapayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TON BALIKLI BİBER&lt;br /&gt;250 gr diyet ton balığı&lt;br /&gt;1 adet büyük kırmızı biber&lt;br /&gt;1 adet büyük sarı biber&lt;br /&gt;8-9 yaprak taze fesleğen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biberlerin tohumlarını çıkarın. Biberleri diklemesine dörde bölün. Fırına atıp yumuşayana kadar hafif pişirin. Ton balığını kıyılmış fesleğenle karıştırın. Biberlerin içine koyup biberleri rulo yapın kürdanla tutturun, diyet krakerler eşliğinde servis edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FIRINDA TAVUK&lt;br /&gt;200 gr tavuk kıyma&lt;br /&gt;50 gr soğan&lt;br /&gt;10 gr köfte baharatı&lt;br /&gt;5 gr kırmızı pul biber&lt;br /&gt;3 dilim Etimek Kepekli&lt;br /&gt;100 gr havuç&lt;br /&gt;30 gr kereviz sapı&lt;br /&gt;100 gr patates&lt;br /&gt;10 gr maydanoz&lt;br /&gt;80 ml su&lt;br /&gt;80 ml domates suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavuk kıymaya rendelenmiş soğanı, köfte baharatını, kırmızı pul biberi ve dövülmüş Etimek’leri katın, küçük köfteler yapın. Sebzelerin tamamını dilimleyin ve bir fırın kabına alın. Köfteleri üstüne koyun, suyu ve domates suyunu koyun. Fırına atın, 200 derecede pişirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BALIK ÇORBASI&lt;br /&gt;1.5 lt (8 bardak) su&lt;br /&gt;500 gr kırlangıç filetosu (beyaz etli herhangi bir balık da olabilir)&lt;br /&gt;1 orta boy soğan (ince doğranmış)&lt;br /&gt;1 limonun kabuğu (ince doğranmış)&lt;br /&gt;1 kereviz sapı (ince doğranmış)&lt;br /&gt;2 havuç (rendelenmiş)&lt;br /&gt;2 domates (rendelenmiş)&lt;br /&gt;2 diş sarımsak (dövülmüş)&lt;br /&gt;3 çorba kaşığı ince kıyılmış maydanoz&lt;br /&gt;Birer çay kaşığı kekik, karabiber, kırmızı pul biber, nane&lt;br /&gt;1 fincan zeytinyağı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çorbanın terbiyesi için:&lt;br /&gt;2 yumurta sarısı&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı un&lt;br /&gt;1 kahve fincanı süt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tencereye su konulur. İçine soğan, limon kabuğu ve kereviz sapı eklenerek kaynatılır. Su iyice kaynayıp sarı bir renk alınca içine doğranmış balık filetosu atılır.&lt;br /&gt;Başka bir tarafta bir fincan zeytinyağında domates ve havuç rendeleri, ince kıyılmış maydanoz ve sarımsaklar kavrulur. İçine baharatlar konur.&lt;br /&gt;Diğer yanda da iki yumurtanın sarısı, un ve süt ile birlikte meyane haline getirilir.&lt;br /&gt;Tencerede kaynayan suya atılan balık filetoları 5 dakika daha pişirildikten sonra önce hazırlanan sebzeli sos, ardından da çorbanın terbiyesi ilave edilir. Bir taşım kaynatılarak servis yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAĞITTA LEVREK&lt;br /&gt;200 gr levrek filetosu&lt;br /&gt;2 adet domates&lt;br /&gt;1 adet sivri biber&lt;br /&gt;2 tatlı kaşığı zeytinyağı&lt;br /&gt;Birer tutam tuz, karabiber, kekik, nane&lt;br /&gt;1 tane defne yaprağı&lt;br /&gt;Yağlı kağıt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnce ince, halka şeklinde dilimlenmiş domateslerin yarısını yağlı kağıdın üzerine yayın. Üstlerine levrek filetosunu koyup baharat karışımını serpin ve domateslerin kalan yarısını, üçe bölünmüş sivri biberi ve defne yaprağını balığın üzerine yerleştirip yağlı kağıdı sıkıca kapatın. Kömür ateşinde ya da fırında 15-20 dakika pişirdikten sonra servis yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BADEMLİ TAVUK&lt;br /&gt;200 gr tavuk göğsü (ince şeritler halinde dilimlenmiş)&lt;br /&gt;1 tane havuç (ince ve yuvarlak kesilmiş)&lt;br /&gt;4 tane taze soğan (yalnızca yeşil kısımları kullanılacak)&lt;br /&gt;50 gr kayın mantarı&lt;br /&gt;50 gr soyulmuş badem&lt;br /&gt;2 çorba kaşığı istiridye sosu&lt;br /&gt;4 çorba kaşığı mısır nişastası&lt;br /&gt;1 çay kaşığı karbonat&lt;br /&gt;1/2 çay bardağı sıvı yağ&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı şeker&lt;br /&gt;2 diş ezilmiş sarımsak&lt;br /&gt;Tuz&lt;br /&gt;Karabiber&lt;br /&gt;İnce şeritler halinde kesilmiş tavuk etleri, 2 çorba kaşığı nişasta, bir tutam beyaz biber ve karbonat ilave edilerek yaklaşık bir saat marine edilir.&lt;br /&gt;Diğer bir yanda da bademler sıcak suya konarak bekletilir.&lt;br /&gt;Daha sonra wok’a ya da derince bir teflon tavaya sıvı yağ konarak marine edilmiş tavuk etleri pişirilir ve tavadan başka bir süzgece alınarak yağı süzülür.&lt;br /&gt;Başka bir tavaya dövülmüş sarımsak, havuç, mantar ve tavuklar atılır. Üzerlerine 1 kepçe sıcak su ile birlikte istiridye sosu, tuz ve şeker ilave edilerek birkaç dakika çevrilir. 2 çorba kaşığı nişasta 1 kepçe sıcak suyla karıştırılarak yemeğe konur. Bir taşım ocakta pişirildikten sonra taze soğan ve bademler yemeğe eklenir ve servise hazır hale gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAVUKLU KARNIYARIK&lt;br /&gt;4 orta boy patlıcan (ortalama 800 gr)&lt;br /&gt;500 gr tavuk göğsü&lt;br /&gt;100 gr yeşil biber&lt;br /&gt;1 kg domates&lt;br /&gt;2 adet kuru soğan&lt;br /&gt;Tuz, karabiber, kekik, nane&lt;br /&gt;½ kahve fincanı sıvı yağ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patlıcanları saplarını kesmeden yıkayıp kurulayın. Karınlarına boylamasına çizerek fırında yumuşayıncaya kadar 10-15 dakika kadar pişirin.&lt;br /&gt;Diğer bir tarafta ince yemeklik doğranmış soğanı sıvı yağda pembeleşinceye kadar pişirin. İçine küçük kuşbaşı halinde doğranmış tavukları ilave edip tavuklar pişene kadar çevirin. Biberlerin dört tanesini ve domateslerin birini ayırın. Biberleri ince halkalar halinde doğrayıp domateslerinin kalanı rendeleyin. Tavuklar rengini değiştirince doğranmış biberleri ve rendelediğiniz domatesleri, tuz ve baharatları ekleyip karnıyarığın içini hazırlayın.&lt;br /&gt;Ocaktan aldığınız harcı fırından çıkardığınız patlıcanların içine doldurun, kalan sosu da üstlerine dökün. Ayırdığınız biberleri ve domatesleri dilimleyerek patlıcanların üstünü süsleyin. Yemeğinizi 180 derecede ısıtılmış fırında, 20 dakika kadar pişirip sıcak olarak servis edin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8054063711963293326?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8054063711963293326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8054063711963293326' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8054063711963293326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8054063711963293326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/light-yemek-tarifleri.html' title='Light Yemek Tarifleri'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3068684032340970046</id><published>2008-04-04T05:51:00.004-07:00</published><updated>2008-04-04T05:52:18.402-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Ramazan Diyeti</title><content type='html'>Hedef: haftada 2-5 kilo&lt;br /&gt;Günlük kalori: 1300 Kcal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan ayı boyunca uygulayabileceğini bu diyetle iki hafta içinde 5 – 10 kilo vermeniz mümkün. İftar menüsü için ilave edebilecekleriniz: 1 adet yağsız pastırma, 5 zeytin, yağsız peynir, çökelek ya da lor, 2 dilim pide.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyetin günlük menüleri:&lt;br /&gt;1.GÜN&lt;br /&gt;Sahur: Bir porsiyon pilav (az yağlı) Kayısı komposto&lt;br /&gt;İftar: Pastırmalı veya kıymalı yumurta (3 yumurta ile) 1 kase salata, ½ kilo meyva&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.GÜN&lt;br /&gt;Sahur: Az yağlı pilav, kayısı komposto&lt;br /&gt;İftar: Etli kuru fasulye (1 tabak) 1 tabak bulgur pilavı (az yağlı olacak) diyet güllaç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.GÜN&lt;br /&gt;Sahur: Peynir veya kıymalı az yağlı makarna, 1 bardak ayran&lt;br /&gt;İftar: 4 adet biber, kabak, domates veya patlıcan dolma, 1 kase yoğurt, ½ kilo meyva&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.GÜN&lt;br /&gt;Sahur: 3 dilim börek, çay&lt;br /&gt;İftar: 8 adet ızgara köfte yarım porsiyon, yağsız pilav, 1 kase cacık, 1 porsiyon diyet muhallebi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.GÜN&lt;br /&gt;Sahur: 3 dilim börek, çay&lt;br /&gt;İftar: Kıymalı ıspanak, 1 kase yoğurt, ½ kilo meyva&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.GÜN&lt;br /&gt;Sahur: Az yağlı pilav, kayısı komposto.&lt;br /&gt;İftar: ½ tavuk (haşlama ya da ızgara olacak) 1 tabak haşlanmış patates, 1 porsiyon diyet sütlaç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.GÜN&lt;br /&gt;Sahur: Yumurtalı domatesli, biberli, az yağlı, patates salatası&lt;br /&gt;İftar: 1 tabak lahana sarma, 1 kase yoğurt, ½ kilo meyve&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3068684032340970046?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3068684032340970046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3068684032340970046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3068684032340970046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3068684032340970046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/ramazan-diyeti.html' title='Ramazan Diyeti'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-468019588300418321</id><published>2008-04-04T05:51:00.003-07:00</published><updated>2008-04-04T05:51:42.859-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Suni tatlandırıcılar ve şeker</title><content type='html'>Katkı maddeleri ve baharatlar besinlere tat vermek için ya da tatlarını artırmak için kullanılır. Çok çeşitli maddelerden oluşan bu grupta bazı yağlar (sıvı yağ, tereyağı, hayvansal yağlar, margarin), şeker ve balın yanı sıra sirke, maydanoz, mercanköşk, fesleğen, biberiye; kekik gibi otlar ve karabiber, tarçın, vanilya, karanfil gibi baharat bulunur. Bu maddelerin temel etkisi sindirim salgılarını artırmak ve böylece gıdaların sindirimini kolaylaştırmaktır; bazıları gerçek gıdalar gibi görev yaparak bazı fizyolojik etkiler yaratır. Örneğin şeker, bal ve yağlar enerji verir. Bir gram şeker 4 kalori, bir gram sıvı yağ ise 9 kalori sağlar. Gıdaların besleyici değeri, verdikleri enerji ile ölçüldüğünde şeker ve bal “boş ve düşük kalori” kaynağı olarak tanımlanabilir. Aynı tanımlamaya giren alkolle birlikte şekerler basit yapıları ve vücut için öteki yararlı maddeleri (vitamin, mineral, protein) içermemeleri nedeniyle “boş kalori” kaynağı olarak tanımlar. Bu özellikleriyle şekerler ve alkol, daha az kalorili, ama yukarıda adı geçen yararlı maddeleri içeren başka birçok doğal besinlerden ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞEKERLERİN YAPISI&lt;br /&gt;Doğada sakkaroz (sofra şekeri) dışında laktoz ve maltoz gibi farklı kimyasal yapıda şekerler de bulunur. Bunların her biri en basit yapıdaki şekerlerin (glikoz, früktoz ve galaktoz) ikisinin yan yana gelmesiyle oluştuğundan disakkarit adını alır. Sakkaroz, glikoz ve früktozun birleşmesinden oluşur ve doğada şekerkamışının yanı sıra şeker pancarında, sebze ve meyvelerde de bulunur. Şekerkamışı tropikal ülkelerde, şekerpancarı da sıcak bölgelerde yetişmektedir.&lt;br /&gt;Şekerkamışı ve şeker pancarından şeker elde etmek için belli işlemler yapılarak içlerindeki şeker içeren sıvının çıkarılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAYGINLIK VE TÜKETİM&lt;br /&gt;Şeker tüketimi 1850′lerden sonra teknolojik ilerlemenin sonucunda şeker fiyatının belirgin olarak düşmesiyle artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı bilim adamlarının bu artışı 20. yüzyılda beslenme alışkanlıklarında ortaya çıkan en önemli değişim olarak görmektedir. Bu olayın olumsuz biyolojik etkileri konusunda henüz yorum yapmak olanaklı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bal doğal bir ürün olarak değil biyolojik olarak üretilen bir ürün olarak görülmelidir; arıların topladığı çiçek nektarının metabolize edilmesi sonucu oluşur. Kimyasal olarak yüzde 70′i “dönüştürülmüş şeker” olan früktoz ve glikozun eşit miktardaki karışımından, bir bölümü de sakkarozdan oluşur. Arıların nektar aldığı çeşitli çiçeklerdeki uçucu maddelere göre tadı değişir. Bu nedenle “akasya hali”, “ıhlamur hali” gibi adlar alan çeşitli bal türleri vardır. “Saf’ bal peteğin elekten geçirilmesiyle elde edilir. Eski zamanlarda uzun süre tek tatlandırıcı madde olarak kullanılmış, Eski Yunan ve Eski Roma’da şarabın içine katılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meyve konserveleri de bol miktarda şeker içerir; genellikle şeker katılan meyvenin kaynatılmasıyla üretilir, bazen de ürünün yoğunluğunu jöle kıvamına gelene kadar artıran maddeler katılarak yapılır. Marmelat kaynatılan meyvenin özel süzgeçlerden geçirilmesiyle yapılır. Reçel ise meyvenin şekerle kaynatılmasıyla elde edilir. Meyve jölesi, sıkılarak elde edilen meyve suyuna jöleleştirici ve koruyucu maddelerinin eklenmesiyle yapılır. Marmelat ve reçellerin içerdiği şeker oranı yüzde 60-65 kadardır; bu oran jöieierde daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENERJİ DEĞERLERİ&lt;br /&gt;Bal ve meyve konservelerinin besin değeri, içerdiği şekerlerden (sakkaroz, früktoz, glikoz) kaynaklanır. Şeker (sakkaroz) en ucuz enerji verici besin maddelerinden biridir. iki tatlı kaşığı tozşeker ya da iki kesmeşeker (10 gr) yaklaşık 40 kalori sağlar; bu da 100 gr patatesin sağladığı enerjinin yansıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 gr bahn enerji değeri 280 kalori,100 gr marmelatın enerji değeri ise 260 kaloridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker, bal ve marmelat belirgin fiziksel etkinliği olanlar ya da yoğun hareket edenler için önerilir; barsaklarda hızla emildiği ve kan yoluyla bütün dokulara yayıldığından genel olarak bütün vücuda ve özellikle kaslara yakıt Sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakkarozun bağırsaklardan emilmeden önce yapısal birimleri olan glikoz ve früktoza ayrılması gerekmektedir. Tatlıların son parçalanma ürünü olan glikoz sindirim kanalı yoluyla karaciğere taşınır ve burada glikojen olarak depolanır. Glikojen bir tür hayvansal nişastadır, gerek duyulduğunda glikoza dönüştürülerek kana verilir. 100 mi kandaki normal şeker düzeyi 70-100 mg’dir. Bazı karmaşık metabolizma ve iç salgı süreçleri bu değişkenliği ve kandaki şeker düzeyinin belirli sınırlarda kalmasını sağlar. Kan şeker düzeyi düşerse bu durum şeker verilerek düzeltilebilir; tersine, gerek duyulandan fazla şeker alınması yağ dokusunun artmasına yol açar. Bu da şeker tüketiminin neden gereksiz görüldüğünü açıklamaktadır. Buna yol açan öteki nedenler şekerin “boş kalori” içermesi ya da kaloriyle birlikte vücut için gerekli başka bir madde (vitamin, mineraller) içermesi, diş çürükleri ve şeker hastalığına neden olması ve damar sertliği gelişimine zemin hazırlayabilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TATLILIK DUYUSUNUN TATLANDIRICILARIN FİZYOLOJİSİ KULLANIM GÜVENLİĞİ&lt;br /&gt;Tatlandırıcılar insan beslenmesine yönelik yiyecek ve içecek hazırlanmasında kullanılmadan önce, hayvan ve insanlarda denenerek güvenli oldukları, yani yan etkilerinin kabul edilebilir düzeylerde olduğu kanıtlanmalıdır. Bu tür değerlendirmelerin yapılması genellikle güçtür; deneylerin sonuçlarının saptırılması olasılığı, denenen maddelerin saf olmaması, deneylerin uzun sürmesi ve yüksek maliyetli olması, başka etkenlerle etkileşimin sonuçların öznel ya da yanlış değerlendirilmesine yol açması karşılaşılan güçlüklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Früktoz - Yakın bir geçmişte “diyet şekeri” olarak ya da bazı diyet ürünlerinin hazırlanmasında kullanıma girmiştir. Birçok meyve ve balda doğal olarak bulunan früktozun diyet için sunduğu üstünlükler az kalorili olması, insüline bağımlı olmaması ve diş çürümesine yol açmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında früktozun sağladığı kalori miktarı sakkarozunkiyle (yüzde 50’si früktozdur) eşittir: gram başına 4 kalori. Bu nedenle früktozun az kalorili olduğunu söylemek doğru olmasa da dolaylı olarak tatlandırma gücünün şekerden 1,5 kat daha fazla olması nedeniyle daha az kullanılır ve daha az kalori alınmasını sağlar. Bu kalori kazancı önemsemeyecek düzeyde değildir. Hele diyet şekerinin şişmanlatmadığı yolundaki yanlış düşünce ile früktozla tatlandırılmış tatlı, pasta, kahvenin çok tüketildiği durumlarda bu kalori kazancı bütünüyle önemini yitirir. Bu arada früktozun glikoza oranla daha çok yağ yapıcı olduğu ve vücutta yağ birikimine ve kan trigliseritlerinde artışa yol açtığını da hatırlatmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Glisirizin&lt;br /&gt;Meyan kökünde bulunan bu şeker, tatlandırıcı olup eski zamanlardan beri bilinmektedir.&lt;br /&gt;Glisirizinin, meyanköküyle tatlandırılmış maddeler verilen, verem ve alkolden kurtulma tedavisi gören hastalarda çeşitli yan etkileri görülmüştür. Bu yan etkiler: Yüksek tansiyon, bacaklarda ödem, sık idrara çıkma (poliüri) ve elektrokardiyogram değişiklikleridir. Glisirizinin en önemli biyolojik etkisi potasyumun idrarla atımını önemli ölçüde artırarak kan potasyum düzeyini düşürmesidir. Şekerim, alınması uygun olan en yüksek günlük miktarı (güvenlik sınırı) olan 200 mg, glisirizin içeren maddeler alındığında kolaylıkla aşılabilir. Bu nedenle sakkaroza seçenek oluşturan tatlandırıcılar arasından glisirizin seçilirken son derece dikkatli olunmalıdır. Gene de glisirizinin kanser yapıcı etkisi olmadığı gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorbitol&lt;br /&gt;Bu alkol birçok bitkide bulunur. Yapay olarak glikozdan da hazırlanır. Tatlandırma gücü sakkarozun yarısı kadardır ve kalorisi sofra şekeriminkine eştir. Emildikten sonra früktoza dönüşerek aynı yoldan yıkıldığı bilinmekle birlikte, organizmanın bu şekeri ne hızda yaktığı tam bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorbitol günde 30-40 gr’lik dozlarda ishale yol açar. Ağdalı ve nemlendirici özellikleri nedeniyle ve B12, Bı ve C vitaminlerinin emilimini artırdığımdan özellikle şekercilikte kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siklamat&lt;br /&gt;Bu yapay tatlandırıcı şekerden yaklaşık 30 kat fazla tatlandırıcı güce sahiptir. Beslenmeye giren katkı maddelerinin en önemlisidir. Önce kabul edilen, sonra piyasadan çekilen, daha sonra kısmen yeniden kullanıma giren sikiamat günümüzde ABD, İngiltere ve bazı başka ülkelerde yasaklanmıştır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siklamatım vücuttaki dönüşümü ve metabolizma ürünlerinin kanser yapıcı etkisi olduğunun görülmesi bilimsel tartışmalara yol açmıştır. Siklamatlarm kanser yapıcı etkisi üzerindeki çalışmalar iyimser sonuçlar vermemekte ve toksikologlar siklamata hala kuşkuyla yaklaşmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakarin&lt;br /&gt;Tatlandırıcı etkisi çok yüksek olan sakarin, yıkılmadan yüzde 80-90 oranında sindirim kanalımdan emilerek organizmaya geçer. Emildikten sonra kana geçen sakarin çeşitli dokulara dağılır ve fazla kanlanan organlarda (böbrekler, karaciğer, akciğer) ve özellikle de idrar kesesinde birikir. Etenedem geçerek erişkimde olduğu gibi dölüt karaciğerinde de birikir. Sakarinin toksik etkileri kısmen saf olmamasından kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakarinin istenmeyen etkileri arasında en önemlisi başta idrar kesesinde olmak üzere olası kanser yapıcı etkisidir. Gerçekten de sıçan deneylerinde yüksek düzeyde sakarin içeren (yüzde 5 ve yüzde 7,5) gıdalarla beslemenin, idrar kesesi tümörüne yol açtığı gösterilmiştir. Ama şeker hastalığı olan insanlar üzerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda sakarin alımı ile idrar kesesi tümörü arasıda hiçbir bağlantı bulunmamıştır. Sakarinin sıçanlarda idrar kesesi tümörü oluşturması, deneyler sırasında kullanılan sakarinin yüksek dozlarda verilmesiyle açıklanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aspartam&lt;br /&gt;Son derece kuvvetli bir tatlandırıcı olan aspartamın da zararlı etkileri olduğu yolunda kuşkular bulunmaktaydı. Aspartamın zararlı etkileri ilk bakışta molekülü oluşturan bileşiklerin doğal olması nedeniyle her ne kadar önemsiz görünse de, moiekülün durağan olmaması ve fenilketomürili hastalarda kullanılması sorun yaratmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aspartamın durağan olmaması gazlı içeceklerde kullanılmasında sorun yaratmıştır. Oda sıcaklığında tutulan Coca-Cola’nın iki ay sonra, başlangıçtaki aspartam içeriğinin yüzde 70′ten fazlasını kaybettiği, buna karşılık yüzde 90 oranında diketopiperazin içerdiği görülmüştür. Diketopiperaziııin zararsız olduğu yolundaki bilgiler ise kesinleşmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aspartamla tatlandırılmış içeceklerin ambalajlarında saklama koşulları, son kullanma tarihi, gebe ve süt veren kadınlara yönelik uyarılar, fenilketonüri hastalığı olanların bu içecekleri kesinlikle içmemesi gerektiği yolundaki bilgiler belirtilmelidir. Ayrıca pişmiş ürünlere aspartam eklemek ya da aspartamla yemek pişirmek de sakıncalıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan toksikolojik çalışmalar günlük 4 gr/kg’ye kadarki dozlarda aspartamın zararlı etkisi olmadığını göstermiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-468019588300418321?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/468019588300418321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=468019588300418321' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/468019588300418321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/468019588300418321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/suni-tatlandrclar-ve-eker.html' title='Suni tatlandırıcılar ve şeker'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7044800474061980725</id><published>2008-04-04T05:51:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:51:17.290-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Yeşil Sebze Diyeti</title><content type='html'>Hedef: Haftada 3-4 kilo.&lt;br /&gt;Günlük kalori: 600 Kcal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lifli besinlere dayalı bu diyet yeşilliklerle de destekleniyor. Bu diyette acıkınca tüketilebilecek tek şey bol su. Su dışında her türlü içecek kesinlikle yasak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel bir diyet/zayıflama programı olarak diyetisyenler tarafından tercih edilmeyen bu düşük kalorili diyet tekrarlı olarak uygulanmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyetin günlük menüleri:&lt;br /&gt;1.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.&lt;br /&gt;Öğle: Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.&lt;br /&gt;Akşam: Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.&lt;br /&gt;Öğle: Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.&lt;br /&gt;Akşam: Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.GÜN&lt;br /&gt;Sabah: Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.&lt;br /&gt;Öğle: Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.&lt;br /&gt;Akşam: Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7044800474061980725?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7044800474061980725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7044800474061980725' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7044800474061980725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7044800474061980725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/yeil-sebze-diyeti.html' title='Yeşil Sebze Diyeti'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5515906250537103109</id><published>2008-04-04T05:50:00.003-07:00</published><updated>2008-04-04T05:50:58.605-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>İsveç Diyeti</title><content type='html'>Hedef: Haftada ortalama 2-3 kilo.&lt;br /&gt;Günlük kalori: 500 Kcal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldukça düşük kalorili olan bu diyette belirtilenin dışında çay, kahve ya da meşrubat içmeyin.&lt;br /&gt;Not: İsveç diyetinde aynı gün içinde öğle ve akşam yemeklerinin yerlerini değiştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel bir diyet/zayıflama programı olarak diyetisyenler tarafından tercih edilmeyen bu düşük kalorili diyet tekrarlı olarak uygulanmamalıdır. Tekrarlanması halinde metabolizma hızı azalacak ve kilo verme duracaktır. Bir haftadan fazla uygulamayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyetin günlük menüleri:&lt;br /&gt;1.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : 1 şekerli kahve&lt;br /&gt;Öğle : 2 katı yumurta, 100 gram haşlanmış ıspanak, 1 domates&lt;br /&gt;Akşam : 200 gram biftek, yeşil salata&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : 1 şekerli kahve&lt;br /&gt;Öğle : 1 dilim salam, 100 gram yoğurt&lt;br /&gt;Akşam : 200 gram biftek, yeşil salata, 1 meyve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : 1 şekerli kahve&lt;br /&gt;Öğle : Haşlanmış ıspanak, 1 domates, 1 meyve&lt;br /&gt;Akşam : 2 katı yumurta, 1 dilim salam, yağsız yeşil salata&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : 1 şekerli kahve, 1 dilim kızarmış ekmek&lt;br /&gt;Öğle : 1 katı yumurta, 1 rendelenmiş havuç, 25 gram yağsız peynir&lt;br /&gt;Akşam : Yarım bardak portakal suyu, 100 gram yoğurt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : 1 rendelenmiş havuç&lt;br /&gt;Öğle : 200 gram limon ve tereyağlı haşlanmış balık ya da ton balığı&lt;br /&gt;Akşam : 200 gramlık biftek, salata, brokoli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : 1 şekerli kahve&lt;br /&gt;Öğle : 2 katı yumurta, 1 rendelenmiş havuç&lt;br /&gt;Akşam : 200 gram derisi alınmış tavuk, salata&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : Şekersiz çay&lt;br /&gt;Öğle : 100 gram ızgara et, taze meyve&lt;br /&gt;Akşam : Hiç bir şey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5515906250537103109?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5515906250537103109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5515906250537103109' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5515906250537103109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5515906250537103109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/isve-diyeti.html' title='İsveç Diyeti'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-4832121711885348879</id><published>2008-04-04T05:50:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:50:33.853-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>İştah Azaltan Besinler Ve Öneriler</title><content type='html'>Bazı besin maddeleri iştahınızı kapatarak acıkmayı geciktiriyor. Özellikle iştah kapatıcı etkisi olduğu kanıtlanan 40 özel besini rejim yapmadan zayıflamak için denemenizi öneriyoruz. Bu besinlerin vücut üzerindeki etkileri, içeriklerindeki bazı maddeler ve görevleri şöyle sıralanıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karbonhidratlar&lt;br /&gt;Karbonhidratlar kepek, buğday gibi tahıl ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. İçeriğindeki lifler, sindirim sistemini harekete geçirir. Ayrıca karbonhidratlar insanı tok tutarak açlık hissini engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Triptofan&lt;br /&gt;Proteinlerin büyük bir bölümünde bulunan bir çeşit aminoasittir. Triptofan, vücutta serotoninin oluşmasında ve hücrelere taşınmasında önemli bir görev alır. Serotonin ise iştah hissini azaltır. Özellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krom&lt;br /&gt;Bu oligoelement, vücutta insülin dengesini korur. Bu denge kan şekerinin düşmemesi veya azalmaması açısından çok önemlidir. Kan şekerinin düşmesi açlığa yol açar. Krom ihtiyacınızı karşılamak için fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler ve tahıl ürünleri yiyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümin&lt;br /&gt;Bir tür taşıyıcı proteindir. Can sıkıntısını giderir ve iştahı kapatır. Bu protein, triptofanı oluşturarak beyine taşır ve serotonin üretimini artırır. Bezelye, fıstık ve fasulyede bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Früktoz&lt;br /&gt;Meyvelerden elde edilen doğal şekerdir. Früktoz kan şekeri dengesini kesinlikle etkilemez Ayrıca yemek sonrası tatlı ihtiyacı duymanızı engeller. Çilek ve bal früktozun ana kaynağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyot Tiroit hormonlarının yapımı için gereklidir. Açlık duygusunun gelişmesini engeller. Balık, iyotlu tuz ve soğanda bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İştahınızı Kesecek Öneriler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnıbaharı ve brokoliyi hafifçe haşlayıp yoğurtla tatlandırın. Bu karışım lif açısından zengin olduğundan sizi uzun süre tok tutar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salatalığı iyice yıkayın ve kabuklarıyla birlikte ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol dereotu serpin. Bu sebzenin kalorisi yok denilecek kadar az ve oldukça tok tutucudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlı olarak 250 gr. mor eriği biraz tarçınla haşlayın. Bu meyve früktoz açısından oldukça zengin olmakla birlikte tatlı ihtiyacınızı da karşılayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümin iştahı kapatır. Bir porsiyon yeşil fasulyeyi 20 dakika suda haşlayıp sirke, karabiber ve biraz da tuzla tatlandırın. İsterseniz yağsız krema da katabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;200 gr. ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. içine 100 gr. kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur. Ayrıca selülit oluşumunu da engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize yeşil salata, uskumru balığı, kivi ve portakaldan oluşan bir ziyafet hazırlayın. Balığın içeriğinde ki iyot, tiroit bezinin işlevlerini hızlandırdığından açlık hissi giderilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğünler arası acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın. Çünkü bir kuru erikte 8 kalori var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta da iki yumurta yiyin. Çünkü yumurta da bol miktarda triptofan var. Bu da neşenizin yerine gelmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerjisiz kalmamanız için 1 demet maydanozu blenderden geçirip sebze suyuyla karıştırın. İçine bir iki damla acı biber sosu ekleyin ve bunu bir güzel için. Bu içeceğin içindeki C vitamini ve bitkisel maddeler yağ yıkımını kolaylaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı elmayı ince dilimler halinde kesip 1 çay kaşığı kıyılmış ceviz ve yarım çay kaşığı yonca balıyla karıştırın. Bu karışımın içeriğindeki değerli lifler hem doyurucu hem de bağırsakları çalıştırıcı etki gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağsız kaşarı ince ince dilimleyin ve siyah zeytin ile süsleyin. Üzerine bir yemek kaşığı sirke dökün. Bu, birkaç saat için açlığınızı giderecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaciğerlerinizi çalıştırmak için 10 adet enginar kökünü, içine 1 doğranmış soğan, karabiber tanesi ve yarım limon katılmış suda haşlayın. Daha sonra 1 çay kaşığı bal, iki sap kekik ve biraz limon suyunu kaynatın. Enginar köklerini süzün ve hazırlamış olduğunuz karışımın içinde biraz pişirip çıkarın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bol bol böğürtlen yiyin. Böğürtlen sizi hem neşelendirir hem de tok tutar. Kan şekerinizin yükseleceğinden korkmayın. Çünkü böğürtlenin içeriğindeki doğal şekerler kan şekerini hiçbir şekilde etkilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltıda armut yiyin. Armudu rendeleyin ve yulafa katın. Bu karışıma birazda yoğurt ekleyin. Armudun içeriğindeki früktoz uzun süre açlık hissetmemenizi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günü canlı geçirmek için kendinize yulaf ezmesi hazırlayıp içine kuru meyveler katın. Bu, karbonhidrat ihtiyacınızı karşılayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize kırmızı portakal ve 50 gr. ıspanak yaprağından oluşan bir salata hazırlayın. Salatayı 50 gr. yağsız yoğurt, bir tutam tuz ve karabiberden oluşan bir sosla tatlandırın. Hem enfeksiyonlara karşı korunun hem de midenizi doyurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde üç kez meyve suyu için. Meyve suyunun içine koyacağınız soda, magnezyum ihtiyacınızı karşılayacak ve açlığınızı giderecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bezelyenin içeriğinde bulunan albümin, iştahınızı kapatmak için iyi bir besindir.bu nedenle sık sık bezelye çorbası için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pirinç sindirimi ağır olan ve bol su içeren bir besin maddesidir. Pirinci istediğiniz sıklıkta yiyebilirsiniz. Ancak pilav yaparken fazla yağ kullanmamaya özen gösterin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara sıra ceviz yiyin. Cevizin içeriğinde bolca triptofan var. Unutmayın, bu madde serotonin salgısını arttırıyor ve açlık hissetmenizi engelliyor. 100gr. cevizde 590 kalori var, bu yüzden 5 – 6 ceviz yemeniz yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yemeğinizde 100 gr. tavuk filetosunu ızgarada kızartıp limonla tatlandırın. Bu, yağ yakımını hızlandırır. Ayrıca içeriğindeki triptofan açlık hissini giderir.ve metabolizmayı hızlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patatesleri haşlayın ve dilimleyin. Biraz zeytinyağı, rendelenmiş parmesan peyniri, dereotu ve karabiberle tatlandırın.. Patates B1, B2 vitaminleri ve protein açısından zengin bir besindir. Ayrıca içeriğinde doyurucu lifler de bulunur. Bu nedenle patatesleri kabuklarıyla birlikte haşlayın. Böylece içeriğinde ki maddeler zarar görmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada iki kez morina balığı yiyin. Yanına da haşlanmış patates, havuç, bezelye ve brokoli gibi zengin sebzelerden oluşan bir garnitür hazırlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;250 gr. yer almasını haşlayın ve püre haline getirin. 150 gr. sebze suyuyla karıştırın ve tekrar pişirin. Tuz ve karabiberle tatlandırın. Yer elmasında bulunan früktoz hem açlığınızı giderecek hem de kan şekerini dengeleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize domates sosu hazırlayın. Domateslerin kabuklarını soymadan yıkayın ve bütün bütün haşlayın. İçine çeşitli baharatlar katın ve bu karışımı süzgeçten geçirin. domates kabuklarının sindirimi zordur ve içeriğinde değerli lifler bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muzu, 100 ml. kefir ya da yağsız yoğurtla püre haline getirin. Früktoz içeren bu mükemmel içecek ara öğünler için idealdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara sıra kereviz yiyin. Bu bitki sade olduğu gibi yağsız yoğurt, 1 tutam köri, 2 yemek kaşığı kremadan oluşan bir karışımla da yenilebilir. Midenizi karbonhidratla dolduran kerevizi nasıl yiyeceğiniz tamamen sizin zevkinize kalmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyot size canlılık verir ve iştahınızı kapatır. İyot içeren karidesleri şişte ızgara yapın ya biraz mısır yağıyla tavada kızartın. Yanına haşlanmış makarna hazırlayın. Taze fesleğen ve kişniş otuyla servis yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltıda çavdar ekmeği yiyin. Üzerine yağsız krem peynir sürebilir ve haşlanmış dil yiyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fıstıklar eşsiz bir albümin madenidir. İştahı azaltır ve keyfinizi arttırır. Gündüzleri bir avuç dolusu tuzsuz fıstık yiyin. Size özellikle kabuklu fıstık tüketmenizi öneriyoruz. Kabuklarla uğraşmak sizi bir süre meşgul edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım avokadoyu limon suyuyla ıslatın. 30 gr. somon balığını haşlayın ve dilimleyin. Üzerine dereotu serpiştirin. Kolayca hazmedilen yağ asitleri ve C vitamini size açlığınızı birkaç saat için unutturacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kutu yağsız labne peynirini 50 gr. rendelenmiş turp ve bir demet maydanoz ile karıştırın. Acıkmaya başladığınızı hissettiğinizde 1 dilim kepek ekmeğine bu karşımdan sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç yemek kaşığı ufalanmış cevizi yağsız yoğurtla karıştırın. Bu karışımın içeriğindeki aminoasitler, iştahı kapatan hormonların üretimini arttırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;450 gr. mantarı ve 3 adet taze soğanı dilimleyin. Bunları bir yemek kaşığı ayçiçek yağında 5 dakika hafifçe kızartın. Karabiberle iyice tatlandırın. İçeriğindeki krom size tokluk hissi verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğan bol miktarda iyot içeriri. Bu nedenle mutlaka her öğünde yer almalıdır. İyot, tiroit bezi yoluyla açlık hissini giderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;200 gr. yeşil fasulyeyi 250 gr. sebze suyuyla 20 dakika haşladıktan sonra çıkarın. Doğranmış soğan, maydanoz, 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve sirke ile hazırladığınız sosu yeşil fasulyenin üzerine dökün ve salata niyetine yiyin. Tritofan içeren bu yiyecek, beyindeki açlık hissini anında giderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize pırasa salatası hazırlayın. 2 sap pırasayı dilimleyin ve 5 dakika haşlayın. 40 gr. kaşarı ve bir armudu küp şeklinde doğrayın. 125 gr. yağsız yoğurt ve karabiberle karıştırın. Bu salatanın içeriğindeki lifler, kalsiyum ve bitkisel maddeler mideyi doldurur ve rahatlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediğiniz kadar kuşkonmazı tuzlu suda haşlayın. Kuşkonmazı, incecik kıyılmış bir demet maydanoz, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, doğranmış soğanla karıştırın ve karabiberle tatlandırın. Kuşkonmazın içeriğindeki aminoasitler, beynin gönderdiği açlık sinyallerini azaltır ve iştahı kapatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adet muz, 2 küçük elma ve ayçekirdeğinden oluşan bir meyve salatası hazırlayın. Muzu ve elmayı dilimleyin. İçine bir çay kaşığı bal ve ayçekirdeği katın. Salatayı limon suyuyla tatlandırın. Bu salata bağırsaklarınız güçlendirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru kayısıları incecik doğrayın ve sıcak suda birkaç dakika bekletin. Bunları haşlanmış pirinçle karıştırın. İçine limon suyu ve nane ekleyin. Kayısının içindeki doğal şeker tatlı gereksiniminizi karşılamak için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyeceklerinizi küçük tabaklara hazırlayın ve yemeklerinizin altına salata yaprağı koyun. Böylece ufak porsiyonlar da iştahınızı doyurmanız için yeterli olacaktır. Gözler yoluyla beyinde “Tabakta yeterince yiyecek var” mesajını alacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizi pozitif duygulara adapte etmeniz için günde iki kez aynanın karşısına geçin ve “Ben kendimi şartsız seviyorum” deyin. Bunu 3 hafta süresince tekrarlayın.&lt;br /&gt;Öğünlerden önce bir bardak limonlu soda için. Bu, midenizi şişirir ve vücuttaki zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlık hissettiğinizde hemen bir işle meşgul olun. Böylece aklınız aç olduğunuz fikrinden uzaklaşacaktır. Yaptığınız işten keyif almaya bakın. Canınız pasta ya da çikolata çektiğinde 20 dakika bekleyin. Bu süre içinde mutlaka aklınız başka düşüncelere yönelecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-4832121711885348879?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/4832121711885348879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=4832121711885348879' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4832121711885348879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4832121711885348879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/itah-azaltan-besinler-ve-neriler.html' title='İştah Azaltan Besinler Ve Öneriler'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8070894195091492787</id><published>2008-04-04T05:49:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T05:50:07.200-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Vejeteryanlık - Vejeteryan Diyeti</title><content type='html'>Vejeteryan diyetlerin çoğu dikkatli düzenlendiği takdirde besin ögeleri yönünden yeterlidir. Özellikle vejeteryan diyet az da olsa bazı hayvansal besinleri içeriyorsa tüm besin ögelerini bu diyetle karşılamak mümkündür. Süt, peynir ve veya yumurta yiyen vejeteryanlarda hiç hayvansal besin yemeyenlere oranla besin ögesi yetersizliklerine çok az rastlanır. Ancak veganlar, fruvitaryanlar ve Zen makrobiyotik diyet uygulayanlar protein, riboflavin, B12 vitamini, demir, kalsiyum ve çinkoyu yeterince alamayabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B12 vitamini yetersizliği yönünden riskli gruplardan biridir. Bu risk özellikle hayvansal besinleri hiç tüketmeyen veganlar için önem taşımaktadır. Laktovejeteryanlar süt ve türevlerinden, laktoovovejeteryanlar da bunlara ek olarak yumurtadan yeterli B12 vitamini almaktadırlar. Veganlarda genellikle serum total B12 vitamini düzeyleri bir miktar düşük olmasına karşın beklenenin aksine klinik ve biyokimyasal yetersizlik belirtilerine sık rastlanmaz. Bunun nedenlerinden biri gelişmiş ülkelerdeki veganların düzenli olarak vitamin B12 içeren multivitamin ilaçlarının kullanmalarıdır. Az gelişmiş ülkelerde ise diyete kontamine olan bakteriler B12 vitamini sentezleyerek alıma katkıda bulunmaktadırlar. Ayrıca vejeteryanlarda B12 vitamininin enterohepatik dolaşımının daha etkin olduğu, ince barsaklara safrayla ve besinlerden bakteri kontaminasyonu ile gelen vitaminin geri emiliminin % 100 e kadar ulaştığı bildirilmektedir. Böylelikle yetersizliğin başlaması 20-30 yıla kadar uzamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vejeteryanlarda yetersizliği kolaylaştırabilecek en önemli faktör mide veya pankreas bozukluklarıdır. Bu durumda yetersizlik 1-3 yıl gibi daha kısa sürede ortaya çıkabilir. Vejeteryan annelerin bebeklerinde B12 vitamini yetersizliği görülebilir. Annenin sütündeki vitamin miktarı da oldukça düşüktür. Bebekler ilk 4 ay normal iken daha sonra uyuşukluk, hareketsizlik gibi yetersizlik belirtileri göstermeye başlarlar. Gelişme geriliği görülebilir. Anneye kobalamin verilmesi, sütün vitamin içeriğini de arttırır. Bebeğe verilen kobalamin düzelme sağlar. Vejeteryan yetişkin ve çocuklarda dengeli bir diyet tüketildiği takdirde demir depoları bir miktar düşük olmasına karşın aşikar anemi omnivorlardan (hem hayvansal hem bitkisel yiyenlerden) farklılık göstermemektedir. Ancak Kanada’ya göç etmiş laktoovovejeteryanlarda demir yetersizliği anemisi rapor edilmiştir. Bunda mayalandırılmamış tam buğday unundan yapılmış çapati, taninden zengin baharat ve çayların çok tüketilmesinin rolü olduğu belirtilmiştir. Vejeteryanlarda hem olmayan demirin emilimini arttıran C vitamini kaynaklarının her öğünde ve yeterince alınması, emilimi azaltan çay kahve vb içeceklerin aralarda tüketilmesi ve çok fazla içilmemesi, gebelikte ihtiyacın artması ve zayıflama diyetlerinde diyetle alınabilen miktarın düşük olması nedeniyle demir preparatlarının kullanılması, demir emilimini bozan antiasit gibi ilaçların kullanımına dikkat edilmesi durumunda aynen omnivorlarda olduğu gibi demir yetersizliği anemisinden korunmak mümkün olmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8070894195091492787?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8070894195091492787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8070894195091492787' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8070894195091492787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8070894195091492787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/vejeteryanlk-vejeteryan-diyeti.html' title='Vejeteryanlık - Vejeteryan Diyeti'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7983476736225817276</id><published>2008-04-04T05:48:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:49:34.172-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Aerobik Egzersizinin Yararları</title><content type='html'>Diğer yararları yanında, aerobik egzersizin en önemli yararları kalp-damar sistemi üzerinedir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-durağan bir yaşam sürenler, hareketli bir yaşam sürenlere göre 6 kez daha fazla kardiyak rikse sahiptirler,&lt;br /&gt;-kan “kötü” kolesterol düzeyi azalır, “iyi” kolesterol düzeyi artar,&lt;br /&gt;-vücut yağı kontrol edilir (kuvvet antrenmanı ile birlikte aerobik egzersiz ve özel diyet vücut yağını azaltır),&lt;br /&gt;-vücudun direnci yorgunluğa ve fazla enerji gerektiren işlere karşı artar,&lt;br /&gt;-kasların formu ve yağsız vücut kitlesini artar,&lt;br /&gt;-tansiyon düşer ve iyi bir uyku düzeni sağlanır,&lt;br /&gt;-vücudun genel direnci artar,&lt;br /&gt;-kemik, tendon ve ligamentleri güçlenir, -yüksek bir emosyonel denge ve pozitif görüş açısı oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süreli çalışmalar sonucunda, her 10 yılda, bireyin genel form düzeyi % 8-9 oranında azalmakta olduğu gözlenmiştir. Aktif insanlarda bu oran % 4 tür. Antrenmanlı bireylerde düşüş oranı % 2 dir (veya daha az ). Fazla kilo ve beden yağlarından sakınıldığında, dinçlikte azalma minimize olur. Dr. Paul Davis dinçlikteki azalmada en önemli faktörün vücuttaki yağ oranının yükselmesi olduğunu açıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp-damar sisteminin antrenmanı, maksimal kardiyak frekansın %60-90 arası, aerobi ortamdaki koşular ile sağlanır, kuvvet antrenmanları ya da diğer anaerobik ortamdaki antrenmanların sisteme katkıları çok azdır ya da yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7983476736225817276?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7983476736225817276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7983476736225817276' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7983476736225817276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7983476736225817276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/aerobik-egzersizinin-yararlar.html' title='Aerobik Egzersizinin Yararları'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-1310316309334612578</id><published>2008-04-04T05:47:00.002-07:00</published><updated>2008-04-04T05:49:34.172-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Karbonhidratsız Diyet Olmaz</title><content type='html'>ABD’li diyetisyenler, zayıflamak için uygulanan diyet formüllerinin çoğunluğunun ‘çok protein az karbonhidrat’ tavsiyesi sunduğunu, ancak karbonhidratın az olduğu bir diyetin sağlıksız olduğunu açıkladılar. Uzmanlar, karbonhidratın, sinir sisteminin adeta ‘yakıtı’ olduğunu ve karbonhidratsız bir beslenmenin sinir sisteminin sağlıklı işlemesini engelleyeceğini belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan ‘CBS’ televizyonunda yer alan habere göre, Amerikan Diyetisyenler Birliği’nde görevli uzmanlar, amacına uygun ve profesyonel olan diyetlerde mutlaka karbonhidratın da önemli yer tutması gerektiğinin altını çiziyorlar. Dengeli bir öğünün diyetin anahtarı olması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, sadece protein alarak vücudun yeterli derecede beslenmediğini, gerek sinir, gerekse sindirim sistemi için karbonhidrat içeren yiyeceklerin de ölçülü bir şekilde tüketilmesinin şart olduğuna değiniyorlar. Uzmanlar, aşırı miktarda tüketilen karbonhidratın da, aşırı olarak tüketilen her şey gibi vücuda zararı olduğunu ifade ederken, sağlıklı bir insanın günde en az 2 bin kaloriye ihtiyacı olduğunu ve bunun en az yarısının karbonhidratlı besinlerden elde edilmesi gerektiğini vurguluyor. Günde en fazla 250 gram karbonhidratın yeterli olabileceğini vurgulayan uzmanların, dengeli ve 250 gram karbonhidrat içeren bir diyete verdikleri örnek ise şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“KAHVALTI &lt;br /&gt;1/2 bardak portakal suyu&lt;br /&gt;1/2 tabak mısır gevreği&lt;br /&gt;4 yemek kaşığı yoğurt&lt;br /&gt;1 bardak az yağlı süt&lt;br /&gt;17 tane yeşil üzüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖĞLE YEMEĞİ&lt;br /&gt;2 dilim kepek ekmeği&lt;br /&gt;3 parça haşlanmış hindi göğsü&lt;br /&gt;Bir çay tabağı dilimlenmiş havuç&lt;br /&gt;2-3 adet marul yaprağı&lt;br /&gt;Bir çay tabağı dilimlenmiş salatalık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARA ÖĞÜN &lt;br /&gt;10 parça az yağlı kraker&lt;br /&gt;Orta boy bir elma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKŞAM YEMEĞİ&lt;br /&gt;1/2 oranında kızartılmış piliç göğsü&lt;br /&gt;Bir tutam haşlanmış brokoli&lt;br /&gt;Yarım fincan domates sosu&lt;br /&gt;Bir dilim kek.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-1310316309334612578?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/1310316309334612578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=1310316309334612578' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1310316309334612578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/1310316309334612578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/karbonhidratsz-diyet-olmaz.html' title='Karbonhidratsız Diyet Olmaz'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5696631557191322802</id><published>2008-04-04T05:47:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:49:34.173-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Diyetinizdeki Yağı Kesin</title><content type='html'>Yağ beğenilen pek çok yiyeceğin tadına ve kokusuna güzellik kattığından, yiyeceklerinizdeki yağ oranını azaltmanız hiç de kolay değildir. Buna rağmen, beğenilerinizden çok fazla fedakarlık yapmadan da yiyeceklerinizdeki yağ miktarını azaltabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyeceklerinizdeki yağı azaltmanıza yardımcı olacak bazı öneriler:&lt;br /&gt;Tereyağı, mayonez ve salata sosu gibi şeyleri azaltın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patates cipsi gibi yağlı çerezleri azaltın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağda kızartılan yemekleri azaltın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Et yerine tavuk ya da balık eti tüketin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çok sebze, meyve ve hububat ürünü tüketin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltı alışkanlıklarınızı değiştirin. Önceden böyle bir alışkanlığınız yoksa kahvaltı yapmaya başlayın. Yağda yumurta, tereyağlı kızarmış ekmek gibi şeyler yemeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümkün oldukça yağdan oranı düşük alternatifleri tercih edin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-5696631557191322802?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/5696631557191322802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=5696631557191322802' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5696631557191322802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/5696631557191322802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/diyetinizdeki-ya-kesin.html' title='Diyetinizdeki Yağı Kesin'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7183044076266673500</id><published>2008-04-04T05:46:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T05:49:34.174-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Tiroid bezinin tedavisi</title><content type='html'>Tiroid bezinin az veya fazla çalıştığı durumlarda ilaç tedavisi uygulanır. Hipotiroidi rahatsızlığında dışarıdan verdiğimiz sentetik tiroid hormonu sayesinde hastalığı normal seviyeye indiriyoruz. Hipertiroidi durumunda ise hasta ilaç tedavisine cevap vermezse atom tedavisi ve radyoaktivite tedavisi uygulanır. Yanıt alınmazsa, cerrahi müdahale kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid bezinin büyümesi ve dolayısıyla fazla çalışması durumunda hiperfonksiyonel dediğimiz halk arasında zehirli guatr olarak bilinen hastalık ortaya çıkıyor. Hipertiroidi durumunda birtakım farklı patolojik yapılanma gösteren tiroid bezleri olabilir ki böyle durumlarda atom tedavisine başvurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid bezi hastalıkları içinde organik rahatsızlıklar vardır. Tiroid fonksiyonu normal çalışıyor olabilir ancak, üzerinde nodüller oluşmuştur ve bunlar kanser riski taşıyabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid cerrahisi olarak, hangi hasta riskliyse onu ameliyat ederiz. Herkesi ameliyat etmek bir çözüm değildir. Burada seçici davranmak gerekir. Örneğin tiroid yetmezliği durumunda, tiroid hormonu takviyesiyle rahatsızlığın önüne geçilebilirken, nodül oluşmuş kanser riski taşımakta olan, yapısal özelliğinde bazı değişiklikler meydana gelmiş bir guatr için medikal tedaviden ziyade cerrahi tedavi düşünülür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7183044076266673500?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7183044076266673500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7183044076266673500' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7183044076266673500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7183044076266673500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/tiroid-bezinin-tedavisi.html' title='Tiroid bezinin tedavisi'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-7028773553175804220</id><published>2008-04-04T05:44:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T05:49:34.175-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Tiroid bezinin organizma üzerindeki etkileri</title><content type='html'>Tiroid bezi metabolizma için çok elzem olsa da bezin hastalanması durumunda çaresiz değiliz. Zira tiroid bezinin eksik çalıştığı durumlarda tiroid hormonu takviyesiyle vücutta oluşan eksikliği giderebiliyoruz. Vücudun çalışma düzenini belirleyen tiroid bezinin eksik çalışması durumunda halsizlik, yorgunluk görülebileceği gibi depresyon, içedönüklük vücut şişkinliği gibi sorunlarla da karşılaşılır. Kalori alımı ne kadar düşük olursa olsun metabolizma yavaşladığı için kilo artışıyla karşılaşılabilir. Tiroid bezinin yavaş çalışması kişiyi ruhsal açıdan yavaşlatabileceği gibi gastrointestinal sistemin hareketini de azaltır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-7028773553175804220?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/7028773553175804220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=7028773553175804220' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7028773553175804220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/7028773553175804220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/tiroid-bezinin-organizma-zerindeki.html' title='Tiroid bezinin organizma üzerindeki etkileri'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6620499815816178805</id><published>2008-04-04T05:43:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T05:49:34.175-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Beslenme ve Diyet'/><title type='text'>Yeni Bir Bölgesel Zayıflama Yöntemi</title><content type='html'>Dermatolog Uzman Doktor Ethem Mercan bu yöntemi Türkiye de ilk uygulayan doktorlardan. Bize bu konu ile ilgili şu bilgileri verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgesel göbek ve basen yağlarından kurtulmak için çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Son zamanlarda ultrasonik ses dalgaları kullanılarak yeni bir zayıflama yöntemi geliştirildi. Ultasonik ses dalgaları ile böbrek taşlarını kıran cihazlar bu yöntemin esin kaynağı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihaz yağ dokusuna odaklandırılan ses dalgaları ile yağ hücrelerini parçalar ve bölgesel incelme sağlar. Yurt dışında yapılan bilimsel yayınlarda bir seansta uygulanan alanda ortalama 2–4 cm incelme gözlenmiştir. Amerikan plastik ve rekonstriktif cerrahi dergisinin en eylül 2007 sayısında her seansta en az 2 cm incelme yaptığı hakem kurul tarafından onaylanmıştır. Uygulama yaklaşık 1,5 saat sürmektedir. Herhangi bir ilaç, lokal anestezik kullanılmaz. Konfurlu bir yöntemdir, ağrı hissedilmez. Uygulama sonrası günlük hayata veya işe dönülebilir. Kişinin ihtiyacına göre 1 ay aralıklarla 2–3 seans uygulama önerilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6620499815816178805?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6620499815816178805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6620499815816178805' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6620499815816178805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6620499815816178805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/yeni-bir-blgesel-zayflama-yntemi.html' title='Yeni Bir Bölgesel Zayıflama Yöntemi'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-76540974595364181</id><published>2008-04-04T05:41:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:41:47.625-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sağlık'/><title type='text'>Klamidya Enfeksiyonu</title><content type='html'>Klamidya enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.B.D.’de her yıl 4 milyon yeni klamidya vakası görülmektedir ve maalesef bu kadınların %40′ından fazlası hasta olduğunun farkında değildir. Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermez ve başka bir nedenden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmez. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için yılda bir ya da tercihan 6 ayda bir doktor kontrolü ve tarama testlerinin yapılması şarttır. Bu özellikle genç kadınlarda ve birden fazla partneri olan 35 yaş üstü kadınlarda önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi kalmidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu penisden olan akıntı ve idrar yaparken olan yanmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı&lt;br /&gt;Tanı hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku örneğinin laboratuvarda incelenmesi ile konur. Bu masraflı bir teknik olmasına ve heryerde yapılamamasına rağmen en etkili teşhis yöntemidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klamidyayı saptayacak ve tarama testi olarak kullanılabilecek idrar analiz teknikleri geliştirmek amacı ile çalışmalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandığında kişinin son 1 hafta içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi edilmediği taktirde klamidya enfeksiyonununen ciddi sonucu infertilitedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok kadında pelvik iltihabi hastalığın etken faktörü klamidyadır ve vücuda girdikten uzun yıllar sonra bu tabloya neden olabilir. Klamidya enfeksiyonu karın boşluğu içerisinde yapışıklıklara neden olur ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana gelebilir.Enfeksiyon varlığından habersiz olan gebe kadınları bekleyen en büyük tehlike ise erken doğum riski ve bundan çok daha önemlisi doğum esnasında mikroorganizmayı bebeğe bulaştırmaktır. Klamidya bebeklerde göz iltihaplarına neden olur. Trahom adı verilen bu hastalık körlükle dahi sonuçlanabilir. Ayrıca yenidoğanlardaki diğer bir tehlike de klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadında klamidya taraması iddeal olarak yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlem&lt;br /&gt;Klamidya enfeksiyonundan korunmanın en etkili yolu diğer bütün cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi (uzun süreli tek eşli bir ilişki yok ise) kondom kullanmaktır. Bunun dışında yıkanırken akan suyla yıkanmak yani duş yapmak, vajina içini su ile yıkamamak, sentetik iç çamaşır yerine pamuklu olanları tercih etmek, çok dar pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi klamidyadan da korunmada etkilidir. En az yılda bir herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek de genel sağlık açısından önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Klamidyanın tedavisi antibiyotikler ile olur.Yapılan araştırmalar sonucu Amerikan Hastalık Kontrol ve Öneme Dairesi klamidya enfeksiyonları için standart protokoller önermiştir. Bu tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi edilebilir. Klamidya ile gonore (bel soğuklu) genelde birarada bulunduğundan bu hastalıklardan bir teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapılmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-76540974595364181?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/76540974595364181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=76540974595364181' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/76540974595364181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/76540974595364181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/klamidya-enfeksiyonu.html' title='Klamidya Enfeksiyonu'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8981465574705817225</id><published>2008-04-04T05:39:00.003-07:00</published><updated>2008-04-04T05:39:45.765-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sağlık'/><title type='text'>Genital Tüberküloz</title><content type='html'>Tüberküloz yani verem bir zamanların en tehlikeli ve en ölümcül hastalığıydı. Günümüzde ise eskisi kadar yaygın olmasa bile hala daha özellikle ülkemizde yaygın olarak görülmekte olan bir hastalıktır.&lt;br /&gt;Ancak geliştirilen antibiyotik ve aşılar sayesinde hem önlenebilen hem de tedavi edilebilen bir hastalıktır. Son 50 yılda tüberküloz tedavisindeki gelişmelere ve gelişmiş ülkelerde büyük ölçüde yok edilmiş olmasına karşın tüm dünyada bakıldığında önlenebilen ölüm sebepleri arasında 5. sıradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık teşkilatı 1990 yılında tüm dünyada 2.910.000 kişinin bu hastalık nedeni ile hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Çarpıcı olan bu ölüm vakalarının sadece 40.000′inin gelişmiş ülkelerde meydana gelmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre belirti vermemesi nedeni ile ve ihmalkarlıklar sonucu ülkemizdeki tüberküloz görülme sıklığı tam olarak bilinmemekte, hastaların önemli bir kısmı saptanamamakta ve teşhis konulan hastalar yeterli düzeyde takip edilememektedir. Tüberküloz en sık solunum yollarını tutmaktadır. Bu hastaların %2-5 kadarında da genital tüberküloz saptanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genital tüberküloz primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Son derece nadir olan primer genital tüberkülozda mikroorganizmanın ilk enfeksiyon yarattığı alan genital organlardır. Vakaların %99′dan fazlası sekonder tüberkülozdur. Burada vücudun başka bir yerinde (genelde akciğerler) bulunan enfeksiyon kan yolu ile genital organlara yayılır (dessendan enfeksiyon).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış genital organların tüberkülozu son derece nadirdir. En sık endometrium ve adneksler (yumurtalıklar ve tüpler) tutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klinik&lt;br /&gt;Genital tüberküloz vakalarında tüberküloz için tipik olan yorgunluk, kilo kaybı, gece terlemeleri, gece yükselen ateş çok nadir görülür. Genital tüberkülozlu hastalarda en sık başvuru sebebi infertilitedir. Hastalarda %25-50 oranında pelvik ağrı ve %10-40 oranında anormal kanama görülür. Endometriumda olan harabiyet nedeni ile zarlar birbirine yapışır (Asherman sendromu) ve bu durum hem infertiliteye hem de adet kanamasının azalmasına ya da olmamasına neden olur. Tüpler sıklıkla iki taraflı tutulur ve histerosapingografide (rahim filmi) görünümü tipiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı&lt;br /&gt;Genital tüberkülozdan şüphelenilen vakalarda aile ve kişinin kendi öyküsü önemlidir. Daha önceden tüberküloz tanısı alıp almadığı, ailesi ve yakın çevresinde bu hastalığa sahip kişi olup olmadığı araştırılmalı ve detaylı bir fizik muayene yapılmalıdır. Tanıya yardımcı olması açısından akciğer grafisi çekilmeli ve PPD testi yapılmalıdır. İnfertilite nedeni ile müracaat etmiş hastalarda HSG çekilmeli, gerekli vakalarda endometrium biopsisi yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Genital tüberkülozun tedavisi tıbbidir. Ancak gelişmiş olan infertilite vakalarında tedaviye yanıt çok iyi değildir. Sebat eden vakalarda cerrahi tedavi de uygulanabilir. Çocuk isteği olmayan kadınlarda rahim alınabilir. Genital tüberküloz tedavisi güç ve yüzgüldürücü olmayan bir hastalıktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8981465574705817225?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8981465574705817225/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8981465574705817225' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8981465574705817225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8981465574705817225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/genital-tberkloz.html' title='Genital Tüberküloz'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-4429593953483536753</id><published>2008-04-04T05:39:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:39:21.813-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sağlık'/><title type='text'>Genital Herpes Nedir?</title><content type='html'>Genital herpes hastalığını iyi anlamak ve böylece onunla birlikte daha kolay yaşamak için konu hakkında iyi bilgilenmek gereklidir. Genel olarak genital herpes hakkında bilinenler efsanelerden ve yanlış bilgilenmelerden ibarettir. Bu da korkuyu, kendi kendine acımayı ve güvensizliği beraberinde getirir. Herkesin genital herpese cevabı ve davranışı faklı olduğundan aşağıdaki bilgilerden kendinize paylar çıkarabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genital Herpes Nedir?&lt;br /&gt;Genital herpes, Herpes Simplex Virus’unun (HSV) neden olduğu bir virüs infeksiyonudur. HSV tip I ve tip II olarak iki çeşittir. Özellikle tip II genital bölgeyi, anus, kalça bölgesini, tip I ise genellikle ağız, yüz ve dudakları etkiler. Yüz ve dudak infeksiyonu, uçuğu da kapsayan yüz herpesi ile sonuçlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virüs Nedir?&lt;br /&gt;Virüsler hücre içi parazitlere benzerler. Kendi başlarına yaşayamazlar. Tamamen içinde bulunduğu hücreye bağımlıdırlar. Virüsler ve bakteriler insanlarda infeksiyona neden olan mikroorganizmalardır. Bakteriler büyük ve bağımsız mikroorganizmalardır. Kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilirler ve daha kolay izole edilip, elimine edilebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virüs İnfeksiyonları&lt;br /&gt;HSV vücuda genellikle dudak veya genital bölge mukozasındaki bir çatlaktan girerek ilerler ve sinir gangliyonlarına oturur. Bir kere sinir gangliyonunu tutan virüs, yaşam boyu orada kalır. Virüs, hücre içine girdiğinde yaşamak için hücrenin fonksiyonlarını kullanır ve bundan dolayı hücrede harabiyete neden olur. Bu harabiyetin karakteristik belirtileri ağrı, kabarcık, kaşıntı ve içi sıvı dolu kırmızı şişliklerdir. Virüs bir kere vücuda girdiğinde, savaşmak için antikor dediğimiz savaşçılar oluşur. Bunlar kanda bulunurlar ve bağışıklık cevabı için çok önemlidirler. Genital herpesde nüksler her zaman ilk ataktan daha hafif seyreder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk atak ilk ya da primer infeksiyon olarak adlandırılır. Bu aşamada virüs sinir gangliyonuna oturur. Tekrarlayan ataklar (nüksler) virüsün sinir gangliyonunda çoğalması ile oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnfeksiyonun Yeri&lt;br /&gt;Kadınlarda en sık vulva ve vajina ön kısmı tutulur. Uçuklar aynı zamanda rahim ağzında da bulunur. Erkeklerde en sık penisin son kısmında uçuklar gözlenir. Bazen testislerin üzerinde de bulunabilir. Çok nadir olarak erkek ve kadınlarda anusda ve kalça bölgesinde de uçuklar çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk İnfeksiyon&lt;br /&gt;İlk infeksiyon genellikle aktif hastalığı olan kişi ile cinsel ilişki sonrası 2 ile 12 gün arasında oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle vücut bu virüsle ilk kez karşılaştığı için oldukça ağrılı ve ciddi belirtilerle seyreder. Belirtiler 20 gün civarında (ağrı, kabarcık, kırmızı içi sıvı dolu şişlikler) sürer ve uçuklara ateş, halsizlik, lenf nodu şişmesi gibi sistemik belirtiler de eşlik eder. Kadınlarda belirtilere ek olarak idrar yaparken yanma ve vajinal akıntı oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nüksler&lt;br /&gt;Bazı kişilerde hastalık belirtisiz olarak tekrarlar. Ama genellikle tekrarlamalar (ataklar) belirtiler ile birlikte görülür. Tekrarlamalarda hastalık daha hafif seyreder. Genellikle yılda 4 atak geçirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulaşıcılığı&lt;br /&gt;Genital herpes, aktif genital herpes infeksiyonu olan eşden direk cinsel temas ile bulaşır. Eşlerin birbirine bu infeksiyonu bulaştırması genellikle farkında olmadan da oluşabilir. Bulaşma, hastalık belirtilerinin olmadığı dönemde bile oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genital herpes hastalığına sahip olan kişiler %60 oranında hastalıklarından habersizdirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genital Herpesi Ne Tetikler?&lt;br /&gt;Fiziksel faktörler: Adet kanaması, fazla miktarda alkol alınması, güneşde kalma, mukozada çatlama, incinme genital herpesi tetikleyen faktörlerdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolojik faktörler: Uzun süren stres, ağır anksiyete hali de bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğundan hastalığı tetikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laboratuvar Tetkikleri&lt;br /&gt;Genital HSV teşhisini desteklemek için kanda antikor bakılır. Ayrıca yaralardan sürüntü alınarak kültürde virüsün üremesi de tanıyı destekler. Kadınlarda smear testi de yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğurganlık ve Hamilelik&lt;br /&gt;HSV doğurganlığı etkilemez, kısırlık yapmaz. Hamilelikte ilk 3 ay ve son 3 ayda eğer anne adayı aktif hastalığı geçirirse risk olabilir.&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;HSV tedavisinde rekürrensleri (atakları) ve belirtileri azaltacak ilerlemeler kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri Rahatlatmak İçin Basit Tedaviler&lt;br /&gt;Tuz banyoları, genital bölgeyi yıkamak için kullanılır (600ml suya 1 çay kaşığı tuz). Ağrı kesiciler de ağrıyı hafifletmek için kullanılabilir. Dar ve sıkı olmayan, bol giysiler giyilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antiviral Tedavi&lt;br /&gt;Valaciclovir ve acyclovir genital herpesin tedavisinde ve nükslerin önlenmesinde kullanılmaktadır. İki ürün de lezyonların sayısını, şiddetini ve ağrısını azaltır. Özellikle supresyonda (baskılama) kullanıldığında ataklarda %85 oranında azalmaya neden olmuştur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-4429593953483536753?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/4429593953483536753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=4429593953483536753' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4429593953483536753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/4429593953483536753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/genital-herpes-nedir.html' title='Genital Herpes Nedir?'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-3069335879986603234</id><published>2008-04-04T05:37:00.002-07:00</published><updated>2008-04-04T05:38:03.721-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sağlık'/><title type='text'>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunma</title><content type='html'>Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), özellikle nüfusu kalabalık olan şehirlerde daha önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok çeşitli şehirlerden ve hatta ülkelerden, çeşitli kültürlerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerlerde elbette kaçınılmaz olarak bu tür hastalıklar daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma yollarına girmeden önce bu hastalıkların çok kısa bir özetini yapmakta fayda var:&lt;br /&gt;CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar hayatı tehdid eden hastalıklar olabileceği gibi (AIDS ve Hepatit B gibi); hayati tehlikesi olmayan ancak kalıcı hasarlar bırakabilen hastalıklar (erkekte ve kadında kısırlığa neden olan enfeksiyonlar, özellikle kadında kalıcı ağrılar ve diğer jinekolojik belirtilere yolaçan enfeksiyonlar) şeklinde; ya da enfeksiyon süresince çok çeşitli belirtilere yolaçan, kişiyi rahatsız eden ve daha sonra giderek hafifleyen seyir izleyecek şekilde olabilir (kadında vajinit ve bazı sistit türleri gibi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CYBH’ler kadının anatomik özellikleri nedeniyle erkekten kadına daha kolay bulaşırlar. Hayatı tehdid eden enfeksiyonlar hariç, diğerleri genellikle kadınlarda daha kolay kalıcı hasar bırakırlar ve daha şiddetli belirtilere neden olurlar. CYBH’lerin önemli bir kısmı kronik seyirlidir, yani bir kez bulaştıktan sonra hiçbir belirti vermese de vücutta enfeksiyon etmeni yaşamaya devam eder. CYBH’ler arasında virüslere bağlı oluşanlar için henüz kesin etkili bir tedavi şekli geliştirilememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu özellikleri nedeniyle CYBH’ler önemli bir sağlık sorunudur ve bu konuda bilgisi olmayanları daha kolay “vurur”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma&lt;br /&gt;Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar “temiz” görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemize de girmiş olan bu ürünlerin çok yakında yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yeralan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi ve aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazlası olduğunda çekinmeden doktora başvurması önemlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-3069335879986603234?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/3069335879986603234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=3069335879986603234' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3069335879986603234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/3069335879986603234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/cinsel-yolla-bulaan-hastalklardan.html' title='Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunma'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-6326381460717329019</id><published>2008-04-04T05:37:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:37:38.093-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sağlık'/><title type='text'>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar</title><content type='html'>Üreme sağlığını etkileyen tehlikelerden biriside cinsel yolla bulaşan hastalıklardır.Dünya sağlık örgütünün tahminlerine göre ,her yıl yaklaşık 350 milyon kişi tedavi edilebilen cinsel yolla bulaşan enfenksiyonlara yakalanmakta,bu sayı ise tedavi edilemiyen viruslerin neden olduğu hastalıklarla birlikte milyarı aşmaktadır cinsel sağlıklarını korumaya yönelik bilgilerden ve becerilerden yoksun olan gençlerin cinsel yolla bulaşan enfenksiyonlara yakalanma oranı daha yüksektir. Cinsel Sağlık Bilgiler Eğitiminin uygulandığı ülkelerde yapılan araştırmalar bu eğitimi almış gençlerin daha geç cinsel ilişkiye başladıklarını ve güvenli cinsel ilişki davranışı gösterdiğini saptamıştır.Cinsel Sağlık Bilgiler Eğitimi sevgi ve insan cinselliğini bütünleştirerek sorumluluk anlayışını geliştirir.CYBE’lerden korunma,saygıya dayalı ve karşısındakine özen gösteren bir davranış gerektirir.Cİnsel Bilgiler Eğitimininde amacı budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CYBE’lerin etkileri CYBE’lerin bazıları vücüda girdikleri cinsel organlarda akıntı,yara,yumru,ağrılı şişlik,kızarılık ve deri değişmeleri oluştururlar.Vücüda girdikten sonra kan dolaşımına karışan etkenler yaşamını burada çoğalarak sürdürürler ve karaciğer,bağışıklık sistemi ve tüm bedeni etkileyen hastalıklara neden olurlar. CYBE’nin sonuçları Her zaman belirti vermeyebilirler özellikte kadınlarda erkeklere nazaran daha az belirgin semptomlar gösterirler.Beliti olmasa bile hastalık taşıyan kişilerce başkalarına bulaşabilirler. Virusların neden olduğu Hepatit B,AİDS hariç çogunun tedavisi ucuz ve başarılıdır.Kısırlığın en önemli nedenlerinden birisi tedavi edilmemiş CYBE’lerdir. Bazı CYBE’ler kadınlarda rahim agzı kanserlerine neden olurlar.Bagışıklı sistemlerde yetersizliğe neden olan AİDS hastalığı ise milyonlarca insanın ölümüne neden olmaktadır.Aşagıda belli başlı CYBE’ler yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AİDS-Kazanılmış Bağışılık Yetmezliği Sendromu-&lt;br /&gt;Bel Soğukluğu-Gonorrhea-&lt;br /&gt;Cinsel Organ Siğilleri&lt;br /&gt;Frengi-Sifiliz-&lt;br /&gt;Hepatit-B&lt;br /&gt;Klamidya&lt;br /&gt;Mantar-Candidiasis-&lt;br /&gt;Tricomonas&lt;br /&gt;Herpes-Uçuklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CYBE ve HIV/AİDS’den Korunma Yolları&lt;br /&gt;CYBE’den korunmanın tek yolu cinsel ilişkiden kaçınmaktır.İnsanlarda yaşam boyunca cinsel ilişkiden kaçınmalarını istemek pek gerçekçi değildir.Bunun yerine sağlıklı ve bir tek eşle,birbirlerine sadık kalarak yaşamlarını sürdürmelerini istemek daha akıllıca bir yöntem olmasına karşın dünyada CYBE’lerin artmakta olması sadakat kuralının pek işlemediğini ve bu yüzden insanlara uygulabilirliği olmayan öneriler yerine cinsel ilişkide bulunan insanlara cinsel ilişkinin hangi koşullarda daha güvenilir olduğunu öğretmek asıl yol gibi gözükmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenli cinsel davranış&lt;br /&gt;Cinsel yolla bulaşan enfenksiyonların ve istenmiyen gebeliklerin oluşturacağı ruhsal ,bedensel ve toplumsal zararlardan kaçınmanın en etkin yolu güvenli cinsel davranış kazanmaktır.Güvenli cinsel ilişkinin basamakları şunlardır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel ilişkiyi erteleyin, eğer erteleyemiyorsanız&lt;br /&gt;Eşinize sadık kalın, eğer sadık kalamıyorsanız&lt;br /&gt;Korunmalı cinsel ilişkiye girin ve Kondom kullanınız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mastürbasyon,masaj,sürtünme cinsel organlara dokunma gibi davranışlar eşler arasında kan,semen yada vaginal salgı teması olmayacağı için mikrop geçmesine neden olmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az tehlikeli cinsel davranışlar&lt;br /&gt;Cinsel ilişki sırasında doğru ve zamanında uygulanmış bir kondom kullanılırsa hastalık riski azalır.Penisin agıza alınması,ağızın vaginaya dayanması,ağızın anüse dayanması,derin ve ıslak öpüşmede çok az sayıda kişi bu yolla mikrobu alsa da riskli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlikeli cinsel davranışlar&lt;br /&gt;Kondom kullanılmadan yapılan vaginal seks,kondom kullanılmadan yapılan anal seks,kanamaya neden olan her türlü cinsel birleşme,oral seks sırasında salgı yada kanın agıza alınması gibi cinsel ilişki biçimlerinin tümü tehlikelidir. Cinsel ilişki dışı bulaşmaların önlenmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık etkenlerini taşıyan kişilerden kan organ sperm bağışlamalarının önlenmesi&lt;br /&gt;Tek kullanımlık enjektörlerin kullanılması&lt;br /&gt;kulak deldirme,manikür,pedikür,sünnet olma,epilasyon gibi işlemlerde tek&lt;br /&gt;kulanımlık aletlerin kullanılması yasa iyi koşullarda sterilize edilmiş aletlerin kullanılması&lt;br /&gt;Berberlerde her müşteriye ayrı jilet kullanılması&lt;br /&gt;Diş fırcası,tırnak makası gibi kişisel eşyaların paylaşılmaması önemlidir.&lt;br /&gt;Anneden bebege bulaşmanın önlenmesi&lt;br /&gt;Anneden bebeğe bulaşan HIV yada Hepatit B gibi hastalık etkeni taşıyan kadın gebe kalmak istemiyorsa mutlaka korunmalıdır. Anne adayları HIV testi yaptırmaları konusunda uyarılmalı,HIV pozitif olarak saptanan anne adayları düşük için zorlanmamalı,bebeklerşni dünyaya getirmek istiyorlarsa gerekli tıbbi tedavi yapılmalı ve anne adayı aydınlatılmalıdır.Bebeğini dünyaya getirmek isteyen anne adaylarına gebelik süresinde ilaç tedavisi yapılmalı, doğumu sezaryanla yapılmalı ve yapay sütlerle beslenmeye geçilmelidir.Yapay sütlerin olmadığı durumlarda anne sütü sağılıp kaynatılarak bebeğe verilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-6326381460717329019?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/6326381460717329019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=6326381460717329019' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6326381460717329019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/6326381460717329019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/cinsel-yolla-bulaan-hastalklar.html' title='Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-8450676294711240964</id><published>2008-04-04T05:35:00.001-07:00</published><updated>2008-04-04T05:35:30.846-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sağlık'/><title type='text'>Aft Nedir?</title><content type='html'>TANIM:&lt;br /&gt;Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STRES&lt;br /&gt;Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.&lt;br /&gt;Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.&lt;br /&gt;YİYECEKLER&lt;br /&gt;Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar.&lt;br /&gt;TRAVMA&lt;br /&gt;Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.&lt;br /&gt;DİŞ MACUNU&lt;br /&gt;Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan “sodyum lauryl sulhate” ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir.&lt;br /&gt;Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom’s of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)&lt;br /&gt;SİSTEMİK HASTALIKLAR&lt;br /&gt;Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.&lt;br /&gt;Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.&lt;br /&gt;DİĞER NEDENLER&lt;br /&gt;B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:&lt;br /&gt;1-Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.&lt;br /&gt;2-“2% hydrogen peroxide” solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.&lt;br /&gt;3-Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.&lt;br /&gt;4-Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,&lt;br /&gt;5-Yemeklerden önce aft bölgesine “xylocaine” solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.&lt;br /&gt;6-Aft üzerine uygulanacak “orabase”, “Gly-oxide”, “Cankaid”,”Ambesol” gibi ağız içi kremler uygulanabilir.&lt;br /&gt;7-“sucralfate” tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.&lt;br /&gt;8-Özellikle aftı başlangıç aşamasında “tetrasiklin” tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.&lt;br /&gt;9-Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid “%0.1 lik triamcinalone” uygulanması ya da steroidli bir gargara “betamethasone syrup” ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.&lt;br /&gt;10-“Chlorhexadine” gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.&lt;br /&gt;11-“Tetrasiklin” şurup la hazırlanan 12,500 unite “nystatin”, 1.25 mg “diphenhydramine”, ve 0.25 mg/m “hydrocortisone” karışımı ’shotgun’ solusyonu olarak kullanılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5279329156912698444-8450676294711240964?l=healthtr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://healthtr.blogspot.com/feeds/8450676294711240964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5279329156912698444&amp;postID=8450676294711240964' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8450676294711240964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5279329156912698444/posts/default/8450676294711240964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://healthtr.blogspot.com/2008/04/aft-nedir.html' title='Aft Nedir?'/><author><name>Dream</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5279329156912698444.post-5941684792113643817</id><published>2008-04-04T05:34:00.002-07:00</published><updated>2008-04-04T05:35:08.181-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sağlık'/><title type='text'>Aids nedir ve nasıl bulaşır ?</title><content type='html'>HIV kelimesinin açılımı Human Immunodeficiency Virüs’tür (İnsanların Bağışıklık Sisteminin Çökmesine Neden Olan Virüs). Bu ifade, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüs anlamına gelmektedir. Bağışıklık sisteminiz normalde, sizi bakteri ve virüs gibi mikroplardan korur. HIV, vücut sıvıları yoluyla bulaşır. HIV virüsü taşıyan birisiyle korunmadan seks yaparsanız veya aynı iğneyi paylaşırsanız HIV virüsü size de bulaşır. Ya da HIV virüsü taşıyan bir anne HIV’i bebeğine bulaştırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV nedir ?&lt;br /&gt;HIV, AIDS’e yol açan virüstür. HIV, Human Immunodeficiency Virus (Bağışıklık Sisteminin Çökmesine Neden Olan Virüs) kelimelerinin kısaltmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV virüsü taşıyan insanlar “HIV pozitif” veya “HIV enfeksiyonlu” olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;HIV virüsü, bağışıklık sisteminize zarar vererek sizi hasta eder. Bağışıklık sistemi vücudunuzu mikroplardan korur. Bağışıklık sisteminiz çalışmadığında, mikroplar sizi daha kolay hasta edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, hasta görünmeyebilir veya hissetmeyebilirsiniz. HIV virüsü taşıdığınızı bile bilmeyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS nedir ?&lt;br /&gt;AIDS, HIV virüsü bağışıklık sisteminizi zayıf hale getirdikten sonra ortaya çıkan hastalıktır. AIDS, Acquired Immunodeficiency Syndrome (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) kelimelerinin kısaltmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS hastası insanlar, bağışıklık sistemi güçlü olan insanları etkilemeyen mikroplar nedeniyle kötü enfeksiyonlara yakalanırlar. AIDS hastası olmadan yıllar önce HIV virüsü almış olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV virüsü nasıl bulaşır ?&lt;br /&gt;HIV virüsü iki temel yolla bulaşır.&lt;br /&gt;Seks&lt;br /&gt;HIV vücudunuza HIV virüsü taşıyan birisinin kanı, spermi veya vajinal akıntıları yoluyla bulaşır. Bu durum, vajinal, anal veya oral seks sırasında gerçekleşebilir.&lt;br /&gt;Lateksten yapılmış bir prezervatif kullanarak HIV virüsünden korunabilirsiniz. Doğum kontrol hapları ve lateks olmayan prezervatifler, sizi HIV virüsünden koruyamaz.&lt;br /&gt;HIV virüsü hem bir erkekten hem de bir kadından bulaşabilir. Herhangi bir cinsel hastalığınız varsa HIV virüsünün size bulaşma ihtimali daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaçlar&lt;br /&gt;HIV virüsü taşıyan birisiyle kirli bir iğneyi paylaşırsanız, virüs bulaşabilir. Dövme ve vücuda piercing yaptırma işlemlerinde kullanılan iğneler, temiz değilse HIV bulaştırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV virüsünden korunma yolları&lt;br /&gt;1) Cinsel ilişki sırasında lateksli prezevatif kullanmak.&lt;br /&gt;2) Başkasının kullandığı iğne vb. kana değen maddeleri kullanmak.Vücuda yapılan dövme ve piercing gibi işlemlerde kullanılan iğneler temiz değil ise hiv virüsüne yakalanma riskiniz artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hiv virüsü öpüşmekle,tuvaletlerden,aynı havayı solumak,tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, deriye dokunma, okşama, kucaklama,yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, duş, çeşme musluğu, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması ile hiv virüsü bulaşmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV kadınlara nasıl bulaşır&lt;br /&gt;Bir Erkekle Seks %36&lt;br /&gt;İğne Paylaşımı %14&lt;br /&gt;Sebebi Bilinmiyor %50&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV ile ilgili Uyarı İşaretleri&lt;br /&gt;Bazı HIV virüsü belirtileri şunlardır :&lt;br /&gt;1-Öksürme, ishal, kilo kaybı, gece terlemesi, yorgunluk hissi&lt;br /&gt;2-İlginç renkli veya kokulu bir vajina akıntısı&lt;br /&gt;3-Yinelenen veya kalıcı vajina enfeksiyonları&lt;br /&gt;4-Vajinada veya vajina çevresindeki yara veya acı&lt;br /&gt;5-Adet dönemlerinde ani bir değişim&lt;br /&gt;6-Adet dönemleri arasında karın ağrısı&lt;br /&gt;7-Seks sırasındaki olağandışı acı veya ağrı&lt;br /&gt;8-Dilinizde veya ağzınızın içinde beyaz noktalar veya yaralar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV testi yaptırma&lt;br /&gt;Aşağıdaki durumlar sizin için geçerliyse HIV testi yaptırmalısınız:&lt;br /&gt;İğneleri paylaşıyorsanız&lt;br /&gt;Eşiniz ilaç kullanmışsa veya kullanıyorsa&lt;br /&gt;Vücudunuzda herhangi bir HIV belirtisi varsa&lt;br /&gt;Prezervatif kullanmadan seks yaptıysanız da test&lt;br /&gt;yaptırmalısınız. Test yaptırmak basit ve kolaydır. Test sonucunda virüs taşıyıp taşımadığınızı öğrenebilirsiniz. Ancak, virüsün bağışıklık sisteminize ne kadar zarar verdiğini öğrenemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl test yaptırabilirim&lt;br /&gt;Bazı yerlerde, adınızı vermeniz gerekmez, testin sonuçları yalnızca size bildirilecektir.&lt;br /&gt;Diğer yerlerde, sonuçlar sağlık yetkilinize veya danışmanınıza da bildirilir. Ancak, sağlık yetkilileri genellikle siz izin vermedikçe sonuçları başkasına vermezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi olma&lt;br /&gt;HIV için herhangi bir tedavi bulunmamaktadır. HIV virüsü taşıyan binlerce kişide yapılan çalışmalar, kombinasyon tedavisinin, insanların daha iyi hissetmesine ve daha uzun yaşamasına yardımcı olabildiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;Bir doktorla, hemşireyle veya danışmanla konuşun. Tedavi seçenekleri hakkında size daha fazla bilgi verebilir.&lt;br /&gt;Gereken Cevapları Alma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, birçok yerde AIDS testi yaptırabilir ve AIDS konusundaki sorularınıza yanıt alabilirsiniz:&lt;br /&gt;Sağlık bakanlığına bağlı birimlerde veya yerel sağlık kuruluşlarında&lt;br /&gt;Devlet kliniklerinde&lt;br /&gt;Özel doktorlarda&lt;br /&gt;Özel laboratuarlarda&lt;br /&gt;Birçok devlet kliniğinde&lt;br /&gt;test işlemi ücretsiz olarak veya çok az bir ücretle gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, doktorunuz da HIV testi yapabilir ve sonuçları verebilir. Evde test yaptığınız takdirde sonuçlar için danışabileceğiniz yerler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamile olan veya hamile kalmayı planlayan kadınlar için daha fazla bilgi verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV virüsüyle nasıl savaşabilirsiniz ?&lt;br /&gt;HIV virüsü taşıdığınızı bir kere öğrendikten sonra, sağlık uzmanlarıyla birlikte hareket etmeniz her zaman çok önemlidir. Nasıl yürüdüğünü biliyorsanız, tedavinize devam etmek her zaman daha kolaydır. Virüs nasıl çoğalıyor? İlaçlar, virüsle savaşmanıza nasıl yardım ediyor? Virüsünüzün ve ilaç tedavinizin ne durumda olduğunu daha iyi anlamanıza yardımcı olmak için bu soruların cevapları verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV de dahil olmak üzere virüsler, kendi kendilerini kopyalayamazlar, çoğalamazlar.Varlığını sürdürmek için HIV virüsünün vücudunuzdaki sağlıklı bir hücreyi işgal etmesi gerekmektedir&lt;br /&gt;HIV virüsü, CD4 hücrelerini işgal etmeye eğilimlidir. CD4 hücreleri vücudun bağışıklık sisteminin sizi hasta edebilecek mikrop ve virüslere karşı korumasına yardımcı olan özel hücrelerdir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIK SORULAN SORULAR:&lt;br /&gt;Ben HIV (+) Bir Kişiyim. Bu AIDS Hastası Olduğum Anlamına mı Geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“HIV (+)” test sonuçları, sizin AIDS’e neden olan virusla (HIV) enfekte olduğunuz anlamına geliyor. CD4+ T hücre sayınız 200hücre/mm3′ün altına düştüğünde ve/veya AIDS ile ilişkili bir hastalık (fırsatçı enfeksiyonlar ve Kaposi Sarkomu gibi) gelişirse HIV AIDS hastalığına doğru ilerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CD4+ T hücre sayısı ne demektir?&lt;br /&gt;CD4+ T hücre sayısı kişinin ölçülen CD4+ T hücre miktarı demektir. HIV kişinin bu hücrelerini enfekte eder ve çoğalmak (kendi kopyasını yapar) için bu hücreleri kullanır. Bu hücreler zarar gördükçe kişinin bağışıklık sistemi zayıflar ve kişi fırsatçı enfeksiyonlara (bakteriyel, viral, parazit ve mantar gibi) daha çabuk yakalanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viral yük nedir ?&lt;br /&gt;Viral yük insanın kanında bulunan virus (HIV) miktarıdır. Yüksek miktarda viral yükü olan olan kişi, düşük viral yükü olan kişiden daha çabuk AIDS geliştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CD4+ T hücresi nedir ?&lt;br /&gt;CD4+T hücrelerine, akyuvarlar, T yardımcı hücreleri de denilmektedir. İnsan bağışıklık sisteminde diğer hücrelerle birlikte hastalıklara karşı savaşırlar. HIV, çoğalmak için bu hücreleri kullanır. Sağlıklı bir kimsede CD4+T hücre sayısı 800-1200/mm3 kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi testler yapılabilir ?&lt;br /&gt;Türkiye’de kan ve kan ürünlerini toplayan ve saklayan merkezlerde (Kan Bankaları-Kızılay Kan Merkezi gibi) alınan her kan bağışında, HIV, Hepatit-B ve Hepatit-C virus antikorları veya antijenleri açısından tarama yapılması kanunen gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerelerde bakılabilir ?&lt;br /&gt;Tanı ELISA y
